- Kategori
- Deneme
Bahab

"Ürperdim görünce birden seni
Şenliğinde bu buluşmanın bahab sardı beni."
Metis’in 2012 ajandasını bilirsiniz “olmayan kelimeler” adını verdikleri..
Bahab kelimesini buradan öğrendim.. Meltem Ahıska anlamlandırmış..
Bahar’dan öte ; Bahab; “beklenmeyen ama belki uzun zamandır düşü kurulmuş, belki önceden hayal bile edilememiş bir karşılaşma anından duyulan geniş ve derin sevinci” ifade ediyor..
"Tesadüflerle büyüyen aşk gizemini korur. Ancak karşımıza çıkarak bizi sevince boğan her zaman bir insan değil, canlı ya da cansız başka bir varlık da olabilir. Denizin sonsuzluğuna bakıp adını koyamadığımız bir büyülenme hissini anlamaya çalışırken denizin içinden ansızın zıplayan bir yunus bize selam çakar ve mutluluğumuzun hiç de anlamsız olmadığını doğrular."
Geçtiğimiz şubat ayında birden beş altı yunus aniden kendini gösterdiğinde Malena yakınlarında bu hissi yaşamıştık..
Bazı karşılaşmalar sihirlidir, belki de kaderdir, bilinmez. Ya da çeyrek asır önce kaderiniz yanınızdan geçer giderken farkına bile varmazsınız.. Sona bir gün yeniden ola ki karşılaşırsanız ya sizi derin bir heyecan sarar ya da hatırlamazsınız. Belki biraz bir yerlerden anımsarsınız, birine benzettim dersiniz, sesini yoklarsınız ancak sizde bıraktığı iz belirsizdir…
Böylesi bir karşılaşmayı bahap kılan o andır. Sizin ruhunuzla kalbiniz arasındaki kanalda gidip gelen enerjinin an da ki niteliğidir. Ve "bahar"ın, "bahr"ın ışığının, beklenmeyen ama belki uzun zamandır düşü kurulmuş, belki önceden hayal bile edilmemiş bir karşılaşma anından duyulan geniş ve derin sevincin farkına varırsınız… O heyecanı kuşanırsınız.. Elinizde olmaz sizi kendine çeker..
“Baudelaire'nin "eşduyumlar" adlı şiirinde bahab, ışıkla karanlığın, yalnızlıkla birlikteliğin uyumsuz uyumunda yankılanır. Birliktelik kazanmalıdır, kötüler kaybetmelidir.
Toplumlarımızda alıştırıldığımızı fark edene kadar belki de fark etsek dahi katlanmaya devam ettiğimiz terk edemediğimiz yaşantılarımızı aşmaya karar verdiğimiz kırılma anlarında yeniden başlama enerjisini mümkün kılan bahab…
Her şey değişir ve değişenler yeniden daha ileri bir eksende yeniden var olabilirler; özlenen geçmişte gizlenmiş olduğu yerden derinlerden çıkıp gelebilir bahabtır.
Ve insan dünyayı unutuyorsa bu da aşktır…
SİSLER BULVARI
elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk
sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk
sisler bulvarı'nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
yenikapı'da bir tren vardı
sisler bulvarı'nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
sen rüyasını göreceksin
çığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!
sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu
durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarapta kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler boğazıma sarılmışlardı
bir gemi beni afrika'ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka'da bir gün kalacağım
sisler bulvarı'nı hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir satır
lodos'tan bir satır yağmur'dan iki
senin kirpiklerinden bir satır hatırlayacağım
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapurlar uğuldayacak
sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
ağlayan sanki istanbul'du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
yalnızlık bana dokunuyordu
eğer sisler bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
hiç kimse beni anlıyamazdı
on beş sene hüküm giyerdim
dördüncü yılında kaçardım
belki kaçarken vururlardı
sisler bulvarı'ndan geçmediğin gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
aksaray'da ışıklar yanıyor
sisler bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum
ATTİLA İLHAN