Bahab / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Haziran '12

 
Kategori
Deneme
 

Bahab

Bahab
 

"Ürperdim görünce birden seni
Şenliğinde bu buluşmanın bahab sardı beni."

Metis’in 2012 ajandasını bilirsiniz “olmayan kelimeler” adını verdikleri..
Bahab kelimesini buradan öğrendim.. Meltem Ahıska anlamlandırmış..  

Bahar’dan öte ; Bahab; “beklenmeyen ama belki uzun zamandır düşü kurulmuş, belki önceden hayal bile edilememiş bir karşılaşma anından duyulan geniş ve derin sevinci” ifade ediyor..

"Tesadüflerle büyüyen aşk gizemini korur. Ancak karşımıza çıkarak bizi sevince boğan her zaman bir insan değil, canlı ya da cansız başka bir varlık da olabilir. Denizin sonsuzluğuna bakıp adını koyamadığımız bir büyülenme hissini anlamaya çalışırken denizin içinden ansızın zıplayan bir yunus bize selam çakar ve mutluluğumuzun hiç de anlamsız olmadığını doğrular."

Geçtiğimiz şubat ayında birden beş altı yunus aniden kendini gösterdiğinde Malena yakınlarında bu hissi yaşamıştık..

Bazı karşılaşmalar sihirlidir, belki de kaderdir, bilinmez. Ya da çeyrek asır önce kaderiniz yanınızdan geçer giderken farkına bile varmazsınız.. Sona bir gün yeniden ola ki karşılaşırsanız ya sizi derin bir heyecan sarar ya da hatırlamazsınız. Belki biraz bir yerlerden anımsarsınız, birine benzettim dersiniz, sesini yoklarsınız ancak sizde bıraktığı iz belirsizdir…

Böylesi bir karşılaşmayı bahap kılan o andır. Sizin ruhunuzla kalbiniz arasındaki kanalda gidip gelen enerjinin an da ki niteliğidir. Ve "bahar"ın, "bahr"ın ışığının, beklenmeyen ama belki uzun zamandır düşü kurulmuş, belki önceden hayal bile edilmemiş bir karşılaşma anından duyulan geniş ve derin sevincin farkına varırsınız… O heyecanı kuşanırsınız.. Elinizde olmaz sizi kendine çeker..

 “Baudelaire'nin "eşduyumlar" adlı şiirinde bahab, ışıkla karanlığın, yalnızlıkla birlikteliğin uyumsuz uyumunda yankılanır. Birliktelik kazanmalıdır, kötüler kaybetmelidir.
 
Toplumlarımızda alıştırıldığımızı fark edene kadar belki de fark etsek dahi katlanmaya devam ettiğimiz terk edemediğimiz yaşantılarımızı aşmaya karar verdiğimiz kırılma anlarında yeniden başlama enerjisini mümkün kılan bahab…

Her şey değişir ve değişenler yeniden daha ileri bir eksende yeniden var olabilirler; özlenen geçmişte gizlenmiş olduğu yerden derinlerden çıkıp gelebilir bahabtır.

Ve insan dünyayı unutuyorsa bu da  aşktır…

        

SİSLER BULVARI

        elinin arkasında güneş duruyordu
        aylardan kasımdı üşüyorduk
        ağacın biri bulvarda ölüyordu
        şehrin camları kaygısız gülüyordu
        her köşe başında öpüşüyorduk

        sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
        omuzlarımıza çoktan çökmüştü
        kesik birer kol gibi yalnızdık
        dağlarda ateşler yanmıyordu
        deniz fenerleri sönmüştü
        birbirimizin gözlerini arıyorduk

        sisler bulvarı'nda seni kaybettim
        sokak lambaları öksürüyordu
        yukarda bulutlar yürüyordu

        terkedilmiş bir çocuk gibiydim
        dokunsanız ağlayacaktım
        yenikapı'da bir tren vardı

        sisler bulvarı'nda öleceğim
        sol kasığımdan vuracaklar
        bulvar durağında düşeceğim
        gözlüklerim kırılacaklar
        sen rüyasını göreceksin
        çığlık çığlığa uyanacaksın
        sabah kapını çalacaklar
        elinden tutup getirecekler
        beni görünce taş kesileceksin
        ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!

        sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı
        ıslak kaldırımlar parlıyordu
        durup dururken gözlerim dalıyordu
        bir bardak şarapta kayboluyordum
        gece bekçilerine saati soruyordum
        evime gitmekten korkuyordum
        sisler boğazıma sarılmışlardı

        bir gemi beni afrika'ya götürecek
        ismi bilmiyorum ne olacak
        kazablanka'da bir gün kalacağım
        sisler bulvarı'nı hatırlayacağım
        kırmızı melek şarkısından bir satır
        lodos'tan bir satır yağmur'dan iki
        senin kirpiklerinden bir satır hatırlayacağım
        seni hatırlatanın çenesini kıracağım
        limanda vapurlar uğuldayacak

        sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
        ağaçları yatıyordu yoksuldu
        bütün yaprakları sararmıştı
        bütün bir sonbahar ağlamıştı
        ağlayan sanki istanbul'du
        öl desen belki ölecektim
        içimde biber gibi bir kahır
        bütün şiirlerimi yakacaktım
        yalnızlık bana dokunuyordu

        eğer sisler bulvarı olmasa
        eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
        sabah ezanında yağmur yağmasa
        şüphesiz bir delilik yapardım
        hiç kimse beni anlıyamazdı
        on beş sene hüküm giyerdim

        dördüncü yılında kaçardım
        belki kaçarken vururlardı

        sisler bulvarı'ndan geçmediğin gün
        sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
        yağmurun altında yalnızım
        ağzım elim yüzüm ıslanıyor
        tren düdükleri iç içe giriyorlar
        aklımı fikrimi çeliyorlar
        aksaray'da ışıklar yanıyor
        sisler bulvarı ayaklanıyor
        artık kalbimi susturamıyorum

        ATTİLA İLHAN

 
Toplam blog
: 444
: 1284
Kayıt tarihi
: 13.09.07
 
 

MB zengin kültürel bir eksen; düşüncelerimizin buluştuğu, tartıştığımız, birbirimizi etkilediğimi..