- Kategori
- Güncel
Bakmak veya görmek
Eğer bir olayın sonucu çok sarsıcı ve ses getiriciyse, ve henüz yeni olup bitmişse insan çoğunlukla o olayla ilgili gerçekleri doğru algılayamayabiliyor, sağlıklı bir değerlendirme yapamayabiliyor. Bunda medyanın en son iletişim teknolojisi nimetleriyle giriştiği haber bombardımanının yanı sıra tavana vuran heyecanlarının insanın “muhakeme” yeteneğini bloke edip sersemletmesi de etken oluyor. Eğer sadece “bakmakla” değil “görmekle” de ilgileniyorsak en iyisi şöyle biraz geriye yaslanıp ortalıktaki toz dumanın yatışmasını bekledikten sonra netleşmeye başlayan resmin mümkün olduğunca tamamını görerek doğru bir sonuca ulaşmak için gayret etmeliyiz. Bir hafta önce gerçekleşen ve dokuz cana mal olan Gazze’ ye insani yardım konvoyuna İsrail’in gerçekleştirdiği saldırıyı ve sonuçlarını bu yaklaşımla ele almak istiyorum.
Soru:
IHH ve katkısı olan kuruluşlar İsrail’ in bu gemilerin Gazze’ ye ulaşmasına müsaade edeceğini veya kuşatmayı yaracakları umudunumu taşıyorlardı?
Cevap:
Elbette hayır! Herhalde feribot satın alacak kadar yetkin bir yardım kuruluşunun yöneticilerinin bu kadar saf ve hayalperest olduğunu düşünemeyiz.
Soru:
Peki, o zaman bu eylemin amacı neydi? İsrail’ in Gazze’ ye uyguladığı ablukaya yönelik ses getirici bir eylem gerçekleştirip dünya kamuoyunun dikkatini çekerek uluslar arası yaptırım mekanizmalarını harekete geçirmeyi mi umuyorlardı.
Cevap:
Bu da zayıf bir ihtimal. Çünkü İsrail’ in şimdiye kadar hiçbir uluslararası kural ve hukuka sığmayacak, insan temel hak ve özgürlüklerini ayaklar altına alan sayısız uygulamalarının tamamının “yanına kar kaldığını” ve kalacağını çok iyi bilmeleri gerekir. Ayrıca B.M., NATO, v.b. gibi uluslararası yaptırım mekanizmalarının dümenini tutan, İsrail’ in “aleni” hamisi A.B.D. ile perde arkasından Müslümanlarla ile ezeli hesaplaşma içindeki Hıristiyan Dünyasının, Kudüs’ teki yegane kaleleri gibi gördükleri İsrail’ i zafiyete uğratacak en küçük bir kalkışmaya asla müsaade etmeyeceğini de iyi bilirler. Diğer taraftan bu ve benzeri her olayda İsrail’ in çok gelişmiş propaganda mekanizması ile batılı ülkelerde faaliyet gösteren Yahudi sermayeli güçlü medya organlarının derhal koordine olup dünya kamuoyuna asıl mağdurun İsrail olduğu, Filistinliler ve Müslümanların saldırılarına karşın “meşru müdafaa” durumunda kalındığı tezini her zaman çok iyi savunduklarını da kimse tartışamaz. Nitekim, saldırı sırasında ve sonrasında İsrail’ in uyguladığı şiddetle ilgili doğru dürüst bir görüntü yokken (askerlerin sadece gemiye inişleri gösteriliyor) askerlere nasıl saldırıldığı ve hatta dün ortaya çıkan görüntülerde askerlerin ağzının burnunun dağıtılıp üstlerinin parçalandığı gösteriliyor. Ayrıca İsrail neredeyse dünyanın tüm örgütlenmeleri içinde yer alır. İçinde olmadığı İslam Teşkilatı gibi örgütlerde ise hamisi A.B.D. ve onun uyduları aracılığı ile hiçbir zaman kendi aleyhine bir karar çıkmasına izin vermez. Daha dün bunun çok canlı bir örneği yaşandı. Dün İstanbul’ da tamamlanan Asya Zirvesi’ nin sonuç bildirgesine İsrail’ i Gazze’ ye yardım gemisine saldırısını kınayan bir ifade yazılamadı. Gerekçesi İsrail’ in de bu örgüte üye olmasıydı...
Soru:
O zaman amaçlanan neydi? Bunca insan oraya kendini öldürtmeye mi gitti?
Cevap:
Bu soruya doğru cevap vermek için saldırıyı izleyen günlerde yaşananlara ve elde edilebilen bilgileri birlikte değerlendirmek gerekir. Mavi Marmara gemisinde niyeti sadece Gazze’ de sıkışıp kalmış zavallı insanlara yardım ulaşmasını sağlamaktan başka amacı olmayan masum ve vicdan sahibi gönüllülerle dolu olduğu muhakkaktır. Operasyon sırasında bu uğurda canlarını verenlerin veya yaralananların bu kişilerden olduğu da muhakkak. Yukarıdaki soru ve cevapları dikkate alarak olaya bu açıdan baktığınızda yardım operasyonunun sonucunun insanlık adına utanılacak bir fiyasko olduğu söylenebilir. Bu, işin ilk anda görünen yüzüdür. Ama asıl amaç görünenden ve konuşulandan çok daha farklıdır ve uzun vadede bu sonuç bazıları için kesin bir başarıdır...
Şöyle ki; amaç kesinlikle bu gemiye İsrail’ in müdahalesini sağlamaktı ve bu da gerçekleşti. Böylelikle İsrail’ in kuruluşundan beri hep yakın ve iyi ilişki içindeki Türkiye ile İsrail ilk defa “sıcak” bir çatışmayla karşı karşıya getirilmiş oldu. Bunu Hamas sempatizanı bir kuruluş başardı. İsrail’ in konvoya, özellikle içi insan dolu olan feribota müdahalesini sağlamak için her şey yapıldı. Yardım malzemesi götürecek gemiye beşyüzden fazla insan dolduruldu. Bu kadar çok insanın cihad eder bir tarzda İsrail’ in yaklaşılmasını dahi müsaade etmediği kıyılara doğru yol alması bir müdahalenin garantisiydi. Ayrıca böyle bir müdahale sırasında çatışma çıkması psikolojik açıdan beşyüz kişilik kalabalık içinde “kuvvetle muhtemeldi” ve öyle de oldu.
Evet, çoğunluğu Türklerden oluşan yüzlerce kişinin bulunduğu gemi bir Türk gemisiydi ve her yanı Türk bayraklarıyla donanmıştı. İsrail askerlerinin müdahalesi sırasında ölenlerin de tamamı Türk’ tü. Böylece olay sonrası en büyük tepki Türkiye’ den geldi. Sokaklarda Türk, Filistin ve yeşil şeriat bayrakları birlikte dalgalandı. Öfkeli kalabalıkların özellikle büyük elçilik konutu önünde gösteri yapanların kılık ve kıyafetleri de İsrail’ e karşı İslami motifler altında bütünleşmiş Türk-Arap ittifakının dünyaya ilanı gibiydi. Bu bütünleşmenin merkezinde Hamas’ ın olduğu Hamas bayraklarıyla vurgulanmaya çalışıldı. Sonuçta Hamas ve uzantıları Ortadoğu’da İsrail – A.B.D. – Türkiye üçlüsünden Türkiye’ yi kendi safına çekerek İsrail’ in elinden önemli bir avantajı koparmış olmanın “haklı” sevincini yaşadı.
Soru:
Hedeflenen ve ulaşılan amaç bununla mı sınırlı?
Cevap:
Gene hayır! Resme biraz daha geri çekilip bakarsak tüm çerçeveyi ve içinde hızla şekillenmeye başlayan asıl büyük resmi görürüz. O resim Büyük Orta Doğu Projesi (B.O.P.)’ nden başka bir şey değil! Türkiye’ nin başbakanıyla eş başkanlığını ilan ettiği B.O.P. ‘ a göre Türkiye “Ilımlı İslam Devleti” modeliyle bölgedeki tüm İslam devletlerinin “ağalığı” rolü biçilmiştir. O nedenle Türkiye’ nin İsrail’ le olan “kol kola” görüntüsünün mutlaka ve ivedilikle “saç saça, baş başa” şeklinde revize edilmesi gerekmektedir. “One Minute” olayı sonrası başbakanımızın ve onun kişiliğinde Türkiye’ nin Arap ülkeleri nezdinde nasıl bir “reytinge” ulaştığını hepimiz gördük. Bu olay mutlaka B.O.P. teorisyenlerinin müthiş heveslendirdi ve süreci hızlandırmak için yeni tezgahları hızla devreye sokmaya başladılar. Bu sefer İsrail’ le Türkiye’ yi daha sert daha fazla ses getirecek hatta kan dökülebilecek bir olayda karşı karşıya getirmek için en iyi fırsat yakalanmış oldu. Gerçi görünürde IHH adında bir yardım kuruluşu vardı ama onlar Hamas’ ın ideolojik amaçlarına hizmet ederken aynı zamanda farkında olmadan B.O.P.’ a da çok yararlı bir hizmet vermiş oldular.
Soru:
Kim kazandı, kim kaybetti?
Cevap:
1- B.O.P. “teknisyenleri” Türkiye’ nin projedeki rolünü sağlamlaştırmak konusunda önemli bir aşama kaydettiler. Türkiye’ nin şu an başındaki “Yeni Osmanlı Sultanı” heveslisinin, projede öngörülenden daha “mükemmel” bir modele doğru koştuğunu görüp herhalde planlarını buna göre revize etmişlerdir. İsrail’ le “kanka” durumundayken geri kalan Orta Doğu ülkeleri nezdinde hiçbir itibarı bulunmayan Türkiye’ nin kısa zamanda bu kadar büyük itibar “patlaması” yaptığını rüyalarında görseler inanmazlardı. Kazandılar...
2- B.O.P.’ un en kısa zamanda yürürlüğe konmasında İsrail’ in büyük çıkarı vardır. Türkiye ile İsrail arasında şu günlerde yaşanan sorunlar doğrudan iki ülkenin çıkarlarıyla ilgili değildir. Paylaşılamayan bir toprak, sınır sorunu, çıkar çatışması yoktur. Sorunlar Filistin ve bir parça da İran nedeniyle dolaylıdır. İki ülkenin ortak çıkarları örtüşmekte ve yakın zamana kadar da birçok konuda stratejik işbirliği seviyesinde yakın ilişki içinde olmuşlardır. Nasılsa bu günlerin heyecanı geçip de sular durulduktan, hele Türkiye’ de muhtemel bir hükümet değişikliği olduktan sonra A.B.D.’ nin “katalizörlüğü” ile İsrail – Türkiye ilişkileri normalleşme yoluna girecektir. O zaman İsrail için bölgedeki Müslüman ülkelerin tümü üzerinde etkinliği “maksimuma” vurmuş olan bir Türkiye, yeniden A.B.D. – İsrail – Türkiye üçlemesine dahil olup İsrail’ in çıkarlarına daha büyük hizmetlerde bulunabilecektir. Şimdilik kaybetmiş gibi görünse bile İsrail kazandı...
3- İsrail uzun yıllardır bölgede yenilmez ve her şart ve koşulda görevini mutlaka yerine getiren bölgenin en korkulan askeri gücüne sahip olduğu konusundaki ününe ün katmış oldu. Hem de bu operasyonu karasularının çok dışında gerçekleştirerek askeri güç gösterisi ve iyi bir propaganda yapmış oldu. İsrail gene kazandı...
4- Türkiye’ nin çıkardığı Yeni Osmanlı Sultanı belki henüz yönetimlerinin değil ama İslam ülkelerinin halklarının gönlünü kazandı. Ayrıca tam da ana muhalefet partisinin taze kan değişiminin akabindeki bu olay Hızır gibi yetişti ve başbakanın düşüşte olan oy oranının en azından yerinde kalmasını sağladı. A.K.P. kazandı...
5- İlk kez iktidara gelişi sırasında ve ikinci kez iktidara gelişine kadar A.B.D., özellikle orada yerleşik Yahudi lobisinin ve A.B.’ nin büyük desteğini arkasına almış olan A.K.P.’ nin, batı dünyasının “En Gıcık Olunan TOP Ten Listesinin” değişmez isimlerinden Hamas, Ahmed-i Nejad, El Beşir gibi figürlerle birlikte saf tutma inadı üzerine, bu olayla birlikte İsrail’ le ilişkilerinin bu derece kötüleşmesi batı bloğunun “acaba koynumuzda yılan mı besledik?” şüphesine kapılmış olması ihtimalini çok güçlendirmiştir. Bu gün A.B.D. Savunma Bakanının verdiği demeç içinde yer alan “Türkiye Doğu’ ya dönüyor” cümlesi bu düşüncenin artık birinci elden seslendirilmeye başlandığının işaretidir. Öyleyse yakında, daha “yılan” küçükken başının ezilmeye çalışılacağı kesindir. Bu durumda A.K.P. kendini iktidara taşıyan ve devamını sağlayan en önemli destekçilerini kaybettiğini söylemek yanlış olmaz. Hele bu gün B.M.’ de İran’a uygulanacak yaptırımlar için yapılan oylamada “Hayır” oyu kullandıktan sonra...
6- Sonuçta her zaman olduğu gibi İsrail’ in dediği oldu ve yardım konvoyu “geri püskürtüldü”. Bu sonuçla, Gazze’ de tam bir insanlık dramı yaşayan bir milyondan fazla insanın umutları bir kez daha söndü. Şimdi İsrail bu konuda çok daha fazla hasiyet gösterip dünyayla inatlaşmanın dozunu arttıracağından, bu zavallı insanlar için kurtuluş umudu çok daha uzak bir bahara ertenmiş oldu. Onlar gene kaybetti...
7- Otuz küsur senedir kendi içinde kanayan yarayı bir türlü tedavi etmeyi becerememiş bir ülkenin insanları, birden bire kendilerini altmış küsur yıldır sadece daha fazla derinleşmiş başka bir kanlı boğuşmaya Hamas cephesinden katılmış olarak buluverdi. Daha ilk dakikada dokuz cana mal oldu bu katılış. Dokuz yardımsever insan hayatını kaybetti... Eğer bu ülkenin başına sağduyu ve aklı-selim tekrar iktidara gelmeyi beceremezse Türkiye’ nin daha neler kaybedebileceğini düşünmek dahi istemiyorum...
Not: Bu yazımı okuduktan sora 21.10.2009 tarihinde yayımlanan “Besle kargayı, oysun gözünü...” başlıklı yazımı da okumanızı öneririm.