- Kategori
- Güncel
Balyoz davası
Balyoz davası kararları açıklandı. Pek çok general, amiral ve üst rutbeli subay 18 yıl, 16 yıl hapis gibi ağır cezalara çarptırıldılar. İçlerinde çoğu emekli ama muvazzaflarda var. Allah onlara da yakınlarına da sabır ve selamet versin, kolay değil. Daha herşey bitmedi, Yargıtay var ve hatta daha sonra yapılabilecekler var. İçlerinde haksız yere ceza alanlar veya hakettiklerinden fazla ceza almış olanlar varsa herşeye kadir olan Allah (“külli şeyin kadir” olan yüce Allah) onlara yardım etsin ve bu kararlar düzelsin inşallah.
Seneler evvel, belki on sene belki daha fazla, belki daha az bir televizyon kanalında bir program izlemiştim. Eski Demokrat Parti hükümetinde bakan olan bir zat, ismini şimdi hatırlayamıyorum, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra başlarına gelen olayları anlatıyordu. Anlattıklarından bir bölümü çok çarpıcı olduğu için hiç aklımdan çıkmadı. Darbeden sonra birer birer yakalanarak toplanan bakanlar, milletvekilleri vb den bir grup askeri bir uçakla Yeşilyurt’daki askeri havaalanına getirilmişler. Orada uçaktan indirildikten sonra topluca koridor gibi dar bir yerden geçmeleri emredilmiş kendilerine.
Meğerse koridorun her iki tarafında daha önceden oraya gelmiş askeri veya sivil personel hazırlanmış, onları bekliyorlarmuş. Bakanlar, milletvekilleri vb tutuklular koridordan geçmeye başlayınca her iki tarafta bekleyenler başlamışlar tokat tekme vurmaya. Bir taraftan ağıza alınmayacak galiz küfürler ediyorlarmış bir taraftan da Allah yarattı demeyip tekme sille tokat yumruk yapıştırıyorlarmış. Koskoca yaşlı başlı bakanlar, milletvekilleri de tekmelerden tokatlardan kurtulmak için olabildiğince hızlı koşarak kaçıp kurtulmaya çalışmışlar ama tabi artık ne kadarından kurtulabildiklerini siz tahmin edersiniz.
Tabii ben de bu olayları anlatan o eski bakanın yalancısıyım, anlattıklarının ne kadarı doğru ne kadarı yalan bilemem ama dinlediğim ve gördüğüm kadarıyla doğruya benziyordu anlattıkları. Tabii olayı o günün atmosferi içinde değerlendirmek lazım. O gün için o tekmeleri tokatları atanlar, galiz küfürler edenler de belki vatanı kolladıklarını ve koruduklarını sanıyorlardı. Alah hepsinin günahlarını affetsin.
Efendim diyeceksiniz ki, “kardeşim eskiyi niye karıştırıyorsun, kurcalıyorsun, aradan şu kadar sene geçmiş, olay olmuş bitmiş, unutulmuş”. Efendim hayır, öyle değil. 27 Nisan muhtırası ne zaman verildi? Daha üç dört sene evvel değil mi? 27 Nisan muhtarısı verildiğinin hemen ertesi günü koskoca ana muhalefet partisinin, çok aydın, çok saygıdeğer, koskoca genel başkan yardımcısı ne demeç verdi? Bu muhtırada yazılan her cümlenin altına imzamı atarım dedi mi demedi mi? Ne zaman dedi? Daha bir kaç sene evvel dedi. Demekki o kadar da fazla zaman geçmemiş. Veya geçen o kadar fazla zaman fazla da birşey değiştirmemiş.
Çok üzülerek söylüyorum, çok utanarak söylüyorum. Bugün bir muhtıra verilse, içinden memnuniyet duyacak, mutlu olacak bir çok üniversite mezunumuz, avukat, profesör, doçent, doktor, mühendis, müdür, bankacı, profesör velhasıl-ı kelam aydın dediğimiz, elit dediğimiz vatandaşımız olmasından endişe ediyorum. Halkı küçük gören, halkın verdiği oyu hiçe sayan, hala daha halkın demokrasiye layik veya hazır olmadığını düşünen aydın, üniversite mezunu vatandaşlarımız olduğundan endişe ediyorum. Hani köylü milletin efendisiydi, hani hakimiyet bila kayd-ü şart milletindi ? Dağlarda hergün bizim için şehit olanlar onlar değil mi?
Sahi, birden aklıma geldi de! Acaba bu olay Ak Parti’nin oylarını nasıl etkileyecek dersiniz? Acaba toplam oyları azalır mı, aynı mı kalır, yoksa artar mı ? Bu da önemli. Yani halkın çoğunluğu acaba bu olayı, bu kararları nasıl değerlendiriyor? Yoksa bunun hiç önemi yok mu?
23 Eylül 2012
ali adnan inal