​ Barış Yarkadaş / Kitap / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '13

 
Kategori
Kitap
 

Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş
 

Barış Yarkadaş


Mürekkep kokusu ile dolu hayatlardan sanal aleme geçenlerden Barış Yarkadaş. 
 
Şimdilerde http://www.gercekgundem.com 'da yazılarını takip etmenin mümkün olduğu Yarkadaş, yaşam serüvenini habercilik ile harmanlayarak tarihe ufak notlar da düştüğü kitabı 'Hepsi yaralar sonuncusu öldürür'ü, yaklaşık on yıl önce 2004 yılında yazmış.
 
''Neden kitap yazdın?'' diye soranlara kendisi ile dalga geçerek, ''Sadece gazetecilik yetmiyor, gazeteci-yazar olmak istedim. Öylesi daha havalı oluyor'' der, ''Bize hayatta hep dik durmayı miras bırakan babama'' diyerek başladığı kitabının önsözünde, Yarkadaş.
 
Ailesinin 'ilginç' siyasi geçmişini aktaran gazeteci, tümcelerinde kullandığı 'Anadolu deyişleri' ile de yazılarına ayrı bir renk katar.
 
Eskiden eşek olanlar, indi at oldu kişneyiller, kurt oldular uluyorlar.
 
Tez geçsin tahtına,
 
Baksın yoksulun bahtına.
 
Bir de kendisinin bazı cümlelerinden harmanladığım,
 
Gitmişsen mektebe, okula,
 
Ne şıha yaranırsın ne kula.
 
''Ecevit'e Kars'ta bir kadın sarılarak 'Karaoğlan' dedi'' haberinin ardından artık Bülent Ecevit'in Karaoğlan diye anılmaya başladığını anlatır. Ecevitçi sülalesinin siyasi öykülerinden sonra kendi meslek yaşamı hakkında da en önemli not olarak, Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde Yargıtay'dan aldığı cezayı kendisinin Başkan'a ilettiğini 'biraz da haberci arkadaşlarını atlatmanın haklı gururu içinde' yazar.
 
Muhabir aslında, bizim akşamları haber diye izlediğimiz her olayın merkezinde yaşar. Masa başında haber diye yapılan yorumları saymazsak, asıl haberler işte bu muhabirlerin çalışmaları ile izleyicilere aktarılır ki Barış Yarkadaş da o günlerde onlardan birisidir.
 
Kitapta yeralan 'Yakın geçmiş siyasi tarih notları' olarak da bir çırpıda okunabilen kısa yazılar, böylece hem okuyanı sıkmaz hem de hafızaları tazeletmiş olur. 
 
RTE'nin Refah Partisi İl Başkanı olduğu dönemde TBMM'ne girme çabası ve partisi tarafından tercih edilmeyince verdiği tepkiler, hep olayların yakın tanıdığı olan yazar tarafından 'cesaretle' aktarılır.  
 
Ortalıkta bunca liberal maskeli emperyalizmin kuklası yandaş gezinirken, Yarkadaş olaylara yaklaşımı ile halktan yana olan tavrını çok açık olarak ortaya koyar.  Daha doksanların sonlarında sağlık sektörünün ticarethaneye dönüştürülüp ve bir de üstüne üstlük bunun bir haltmış gibi o günkü iktidar tarafından halka yansıtıldığı günlerde, ''... tamamen kara dayalı, insanı merkeze almayan sağlık politikaları sanki bir mucize imiş gibi anlatılıyordu'' der.
 
Öngörüsü yüksek bir 'gazeteci'dir Barış Yarkadaş. 3 Kasım 2002 seçimleri öncesi AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı 'ön adı' ile anan medyanın, gücü gördüğünde çark etme geleneğini çekinmeden haykırır.
 
Ahmet Arpad'ın, Recep Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen arasındaki ilişkiyi anlattığı ve adını Karanlıkta Gölgeler koyduğu romanına, medya patronlarının vize vermemesini ve haber yapılmasına engel olduklarını görünce,
 
''Laiklik bizim vazgeçilmez ilkemizdir diye atıp tutan, ancak bir romanın bile haberini yapacak cesaretten yoksun olanlar'' diye damgalar, medyadaki üst katmanın katıksız döneklerini.
 
Mutlaka eleştirilecek bazı noktaları da vardır bu ilk kitabın. Örneğin, önemli siyasi yazıların aralarına serpiştirilen 'amatör aşk mektupları' tadındaki ufak öykülerine, doğrusu pek de kolayca anlam vermek mümkün olamaz.
 
Konu ile ilgili olarak 'akil dostlar'ı biraz sakil kaçan bu durumu kendisine iletmiş ve Barış Yarkadaş da kitabını eline aldığında bunu zaten farketmiş olmalı diye düşünüyorum. Çünkü genel ile alakasız olan ve özellikle de amatör düzeydeki 'edebi' yazılar, akışı bozmakta ve okumada da duraklamalara sebep olmaktadır. Belki hep siyaset yazmayayım, arada okur soluklansın diye de düşünmüş olabilir ancak kusura bakmasın, ne yazık ki 'oraları' temponun düşüp tadın kaçtığı yerlerdir.
 
AKP'yi, Amerikancı Kalkınma Partisi olarak 'açan' Yarkadaş, Bilal Erdoğan ile Reyyan Uzuner'in görücü usulü tanışıp ardında da şaşalı bir şekilde evlendikleri düğünü de, bir yazısının başlığında  'Padişah düğünü gibi...'' diye tanımlar.
 
Kitabın sonuna geldiğinizde siyaset sahnesinde son on yılda ne kadar çok şey olduğunu bir kez daha şaşırarak farkedersiniz. 
 
Bir son değerlendirme yapmak gerekirse de, yazarın olayların gerçek sebepleri ve arka planları hakkında çok doğru tespitleri/analizleri olduğunu, bunları da hiç çekinmeden yansıtmak konusunda sıkıntı yaşamadığını kolayca söylemek mümkündür. Bu doğal olarak, yazar için büyük bir artıdır. 
 
Kitabı bitirdiğimde ise; ''Keşke iki yüz sayfa ile sınırlansaydı o zaman belki, sonlardaki tekrarlardan doğan 'dejavu hissi' okuyucuda uyanmayabilirdi'' diye düşündüğümü de söylemeden yapamayacağım. 
 
Yarkadaş'ın daha önce de belirttiğim gibi hayata dair olaylar için edebi tarzda yazdıklarını çok başarılı olarak değerlendirmek doğrusu pek de kolay değildir ancak, somut olaylar ve kişiler ile ilgili tespitlerini aktarışı ise her türlü övgüyü hakeder. Yani Barış Yarkadaş'ı, bir edebiyatçı değil de bir muhabir olarak değerlendirir ve müşahhas olayları da köşesine taşıyıp yazarlık yapmasını terazide tartmak gerekirse, kendisi başarılı bir 'haberci'dir. 
 
İşte tam da bu yüzden şekilden çok öze önem verdiği güncele dair yazıları tercih etmelidir ki sanırım sitesinden takip edebildiğim kadarıyla kendisinin de seçimi bu yöndedir.
 
Toplam blog
: 344
: 1122
Kayıt tarihi
: 22.07.09
 
 

Okur yazarım. Okur yazarlıktan kastım, okuduklarımı yazmamdır ki, bu yazılarımı genellikle 'kitap..