- Kategori
- İlişkiler
Barış

Bedeli ağır olmamalı barışın...
"Barış" en sevdiğim sözcüktür "sevgi"den sonra. Savaşmak, hırslara yenik düşmek ve onlar uğruna ezip geçmek karşındakini hiç doğru gelmemiştir bana. Görüşlerini zorla kabul ettirmek, dinlemeyi bilmemek, farklı fikirlere saygı göstermemek gibi faşizan tavırlar çok rahatsız etmiştir her zaman. Evet barış olmalı daima, özgürlük ve sevgi. Ama ne pahasına olursa olsun diyemiyorum bu cümlenin sonuna. Düşününce bir bebeği doğurmanın zorluğunu, geceyi gündüze katıp büyütürken yapılan fedakarlıkların boyutunu diyemiyorum. Pek de farkında olmadan her yaptığımız fedakarlığa, bir umudu bağlayarak; yeni bir insan ortaya çıkarırken yepyeni umutlar da büyütürüz biz analar. Büyütür, besler ve asker eyleriz bebelerimizi vatana, millete şerefle. Ve bir zamandır ayrılık acısına eklenir oldu ya gider de dönmezse endişesi iyiden iyiye. Benim bebem de bunca kanı toprağımızı sulayan kardeşleri gibi ya dönmezse?..
Bu endişeyle gece-gündüz tetikte bir acı haber gelir korkusuyla geçerken günler, korktuğu başına geldi pek çok ananın bugüne değin. Kınalı kuzularını yüzlerine bakmaya kıyamazken kara toprağa emanet edip gittiler. Şehit anası olmanın avuntusuyla evlatları yerine anılarını/acılarını bastılar bağırlarına. Evlatlarının sıcak tenleri yerine soğuk mezar taşlarını okşadılar. Tek bir avuntuları vardı; vatana kasteden hainlerle savaşmış ve şerefiyle şehit olmuştu kuzuları. Ama şimdi ellerini, kollarını sallayıp zafer naraları atarak girerken sınırdan içeri bu hainler, ellerinden alındı tek avuntuları da.
Şimdi şaşkın ve daha çok kırgın soruyorlar bakışlarıyla neden, neden gitti benim kuzum? Kuzumu vuran silahı tutan değildi bu eller de ona yemek, silah, mermi de mi taşımadı? Yarasına pansumanı yapıp tekrar silahı tutturmadı mı? Neden, neden, neden? Neden savaştık bunca yıl ve neden ŞİMDİ barıştık?
Benim verecek cevabım yok? Cevabı olan birileri var mı?