- Kategori
- Siyaset
Barışa bir şans verin!

Huzurun resmi...
Ülkelerin birbirlerine karşı çıkarttıkları nefret yasaları, yaptırımlar, tehditler, müdahaleler havada uçuşurken, o ülke siyasilerinin temsil ettikleri halk da acaba aynı görüşte midir diye sormadan edemiyor insan.
Türkiye'de doğdum, Ermeni soykırımını onaylayan Rusya'nın soykırımına uğramış ve ülkesinden sürülmüş Çerkeslerdenim, aynı zamanda Amerikan vatandaşıyım ve Fransa'da yaşıyorum.
Dışarıdan bakıldığında "Fransızlar, İngilizleri ve Amerikalıları sevmez, Ermeniler ve Yunanlılar Türkler'den hoşlanmaz, Yahudi halkı ile Arapların arasi herkesçe malumdur" denilse de, "hadi canım sen de" demeden edemiyorum! Hatta kendi adıma konuşmam gerekirse, benim Rus vatandaşları ile de bir alıp veremediğim yok.
Fransızcamı geliştirmek için gittiğim kurs Birleşmiş Milletler'den hallice. En yakın arkadaşlarımdan biri Ermeni'dir! Bizim sınıfta Yahudi ile Arap yanyana oturur, hatta birbirlerine sınavda kopya verirler. Girdiğim bir sosyal toplulukta şimdiye kadar ne Amerikan, ne Çerkes ne de Türk oluşum elestiri konusu edilmemistir; inanın şu ana kadar "benden özür dile" diyen bir Ermeni ile karşılaşmadığım gibi, Çerkes olduğumu duyup da yüzü kızaran bir Rus'a da rastlamadım!
Sokaktaki vatandaşın kimse ile bir alıp veremediği yokken dünya liderlerinin barış için çaba harcamak yerine, her geçen gün nefreti körükleyici yeni yasalar geliştirmesine aklım ermiyor!
Savaş sonrası Sırbistan'a turistik bir ziyarette bulunmuştum. İşte yukarıda gördüğünüz ilk bakışta size anlamsız gelebilecek apartman resmini de o gece çektim. Sizin için pek birşey ifade etmeyebilir o resim, ancak savaştan yeni çıkmış bir ülke için çok şey ifade ediyor. Çünkü resim gece 02.00 civarında çekildi. Biz Sırbistan'a girdiğimizde, "acaba özel bir gün mü" diye sorduk kendi kendimize, çünkü şehirde hafta ortası olmasına rağmen herkes, yani kısacası bütün ülke, sokaktaydı!
Kimsenin uyumaya niyeti olmadığını, ışıkların bir türlü sönmemesinden anladım. Kaldığımız otel çok güzel bir parka bakıyordu, ama gece kimse parkta yürümek istemez değil mi! "Arsızı var, hırsızı var, hatta tecavüzcüsü var" deriz! Hayır işte öyle değil! O parkın yürüyüş parkurunda, gecenin bir köründe genc kızlar, yaşlı insanlar, hem de tek başlarına yürüyorlardı. Başlangıçta "ben buna deli cesareti derim" dedim, ama sonunda anladım ki, barışın değerini bu insanlar savaş sırasında, sizden-benden çok daha iyi öğrenmişlerdi.
Bu ülkede herkesin yüzünde bir mutlu ifade ve huzur vardı. Sırbistan'dan ayrılırken, otel resepsiyonundaki o dünya güzeli gülümsemeye sahip hanıma milletçe hissettikleri mutluluğun sırrını sordum, cevabı çok anlamlıydı: "Bizim artık savaşta olmayan bir ülkemiz var; sokakta endişe etmeden dolaşabiliyoruz! Elektriğimiz var, suyumuz akıyor, istediğimiz yiyecekleri artık satın alabiliyoruz, mesleğimizi yapabiliyoruz. Mutlu olmak için başka bir gerekçeye ihtiyaç var mı ki?"
Yok, yok gerçekten de!
Eski bir müzik yazarı olarak bu ilk bloğuma, bugüne kadar Eurovison Şarki Yarışması'nda beni en çok etkileyen showlardan biri ile son vermek istiyorum.
BÜTÜN DÜNYA O GECE BİRLİKTE DANSETMİŞTİ...
(Videoyu izlemek için, lütfen aşağıdaki linke tıklayınız)
dailymotion.com/video/xn6kst_eurovision-2010-flash-mob-dance-madcon-glow_music
Victoria Toumit