- Kategori
- Felsefe
Başarısızlık yoktur, deneyim vardır

Başarmak ya da başarmamak
“Yenilince ümitsizliğe kapılma, her başarısızlıkta bir zafer arzusu yatar.”
Yaşantımızda her gün, her saniye birçok karar alıyoruz ve bu kararlarımızın sonuçlarına göre iyi-kötü, başarılı-başarısız, mutlu-mutsuz gibi sıfatlarla kendimizi değerlendiriyoruz VE başkaları tarafından değerlendiriliyoruz. Bu değerlendirme denge tahtasının hangi ucunda yer aldığımızı ve sonuçta mutlu bir hayata sahip olup olamadığımızı belirliyor. İyi bir karar aldıysak “başarılı”, yanlış bir karar aldıysak “başarısız” olarak adlandırılıyoruz, ve hemen başarısızlığı HATA ile ilişkilendiriyoruz. “Neden yaptım?”, “nasıl yaptım?”, “nasıl yaparım ki?”, “kim ne der?” vs vs gibi bir sürü ahiret sorusu ile de kendimizi paralıyoruz.
Bu değerlendirme kime göre? Birisine göreyse, peki o kişinin değerlendirme becerisi ne kadar adil ve objektif? Neye göre? Hangi kritere göre? Hata olduysa ne olur? Ölür müyüz, öldürülür müyüz? Hata yapmak veya yapmamak neden bu denli önemli? Bu sorular sürer gider. Ancak şu bir gerçek ki bizim kültürümüzde bu hata yapmak veya yapmamak konusu inanılmaz önem verilen hatta bazen ölüm-kalım meselesi kadar önem atfedilen bir olgudur.
Hatalar münferit ama başarısızlık hataların bir sonucu. İlginçtir ki, farklı mizaç ve kişilikteki insanlar HATAyı farklı algılıyorlar. Birisi ben “hata yapmam” diye inkar ederken, bir diğeri “bu senin hatan” diye suçlayabiliyor. Bir diğeri “suçlu benim” diye her hatasında kendisini döverken, bir diğer “bu hatadan ne ders çıkarabilirim?” deyip önüne bakabiliyor. Birisi hatası yüzünden öfkelenip kendini paralarken, bir diğeri buna gülüp geçip tamamen boş verebiliyor. Birisi “Allah böyle istemiş” derken, bir diğeri “ben kendi kaderimi kendi seçimlerimle tayin ederim, bu hata benim öğrenme fırsatım” diyor. İnsanların çeşitliliğine göre hata algısı değişebiliyor yani.
Peki size “HATA YOKTUR” desem, “BU BİR YANILSAMADIR” desem ne dersiniz? “BAŞARISIZLIK YOKTUR, DENEYİM VARDIR” desem…
İnsan beyni evrensel kuralların (kanun-u külli) en önemlilerden biri olan “dualite“ veya “kutupsallık ilkesi” diyebileceğimiz zıtlıkların beşeri hayatındaki izdüşümü olan “kıyaslamalar” ile çalışır. Kıyaslama iki zıt uç arasında yapılıyor. Evrende her şeyin bir zıddı vardır ve her şey zıddı ile anlam bulur. Bunu DUALİTE veya KUTUPSALLIK olarak adlandırıyoruz. Genel anlamda “iyillik-kötülük”, “dişil-erkek” ya da “aydınlık-karanlık” olarak tarif edilebilecek bu ikilik veya zıtlık, Çin felsefesinde “Yin-Yang”, Hint felsefesinde “Tama-Raja”, İran felsefesinde “Ahura mazda-Angra Mainyu”, bilimde “pozitif-negatif” olarak karşımıza çıkar. Zıtlıkları ifade eden kelimeler alçak-yüksek, geniş-dar, cimrilik-eli açıklık vs gibi de artırılabilir. Önemli olan her şeyin zıddı ile birlikte yaratıldığıdır ve hiçbir şey zıddı olmadan var olamaz. Zıtlık içeren kelimelerin yanlış anlaşılmaması için zıtlıkları anod-katod olarak betimlemek daha doğru olacaktır.
Evrende her şey Big Bang ile başlayan Yaradılış süreci sonrasında bu zıtlıkların med-cezirine ve döngüselliğine tabidir. Her şey çift kutupludur ve zıtlıklar evrensel tiyatronun nihai amacı olan “tekamül” için gereklidir. İnsan beyni de yaşadığı her an, her saniye özgür iradesiyle aldığı kararlarıyla karşısına çıkan yol ayrımlarında büyük ve küçük kararlar alarak kendi kader ağlarını örer. Her karar anında kişi iyi-kötü, doğru-yanlış, faydalı-faydasız, getiri yüksek-getisi az gibi zıtlıklar arasından seçim yapar. Ve bu seçimlerinin sonuçlarını yaşar. Her seçim başarılı olamayacağına göre de seçimlerimizin sonuçlarını nasıl yorumladığımıza göre hata algılaması ortaya çıkar.
Bu karar anlarında %100 başarılı olmak diye bir şey yoktur. Biz Tanrı değiliz ki hatasız olalım. Kul olmak hata yapmaktır elbet. Ayrıca o an için başarı diye ifadelendirilen bir şey bir süre sonra başarısız olarak da değerlendirilebilir. Örneğin, 2008 küresel mali krizi kısa döneme odaklanıp kısa günün karından çıkar sağlayan ve değerleri paspas eden firmalar, güç sahipleri ve yöneticilerin erdemsizlikleri sonucu ortaya çıkmıştır. 2008 krizi bir değerler erezyonu sonucu geldi. 2008 krizi öncesinde sene sonunda büyük ikramiyelerle ödüllendirilen nice yöneticinin sözde kısa dönemlik başarılarının sağlam temeller ve ilkeler üstüne kurulmaması sebebiyle kriz döneminde başarısız olduğunu gördük. Yani başarı dediğimiz şey zamana ve içinde bulunan koşullara göre değişir.
İnsanların neyi başarı veya başarısızlık olarak algılaması da bu değerlendirmeyi etkiler. Birisi vardır ki gece gündüz 7/24 çok çalışmayı başarı olarak algılarken, bir diğer insanları yetkilendirerek onların başarılı olmalarına yardım etmeyi başarı olarak görür. Bir diğeri başarıyı tek tabanca kendine mal edilecek bir şey olarak görürken, bir diğeri başarıyı ekip olarak bitiş çizgisini birlikte geçmek olarak görür. Birisi para kazanmayı ve mal, mülk, makam, mevki, paye sahibi olmayı başarıyla ilişkilendirken bir diğeri doğru ve erdemli insan olarak adil ve dürüst bir hayat sürmeyi başarı sayar. Bir diğer sadece kendi yandaşlarını yükseltmeyi başarı sayarken, bir diğer Afrika’da açlıktan ölmekte olan çocuklara karşılıksız yardım etmeyi başarı sayar. Yani başarının ne olduğu kişiye göre değişir. İçinde yaşadığımız toplumun buna paralel değerleri de neyi başarı olarak algılandığını etkiler.
Başarının sadece tek bir koşulu ve tanımı yokken, hata algısının da tek bir açıklaması ve koşulu olamaz.
Yani hata denen şey bir algı meselesidir. Bu beşeri açıdan bakıldığında böyledir. Ancak çokluktan tekliğe geçer ve vahdet açısından bakarsak, her şey TEK’tir ve BİR’dir. Zıtlıklar AYNI şeyin farklı dereceleridir ve biri olmadan diğeri olamaz. Zıtlıklar tekamül için varsa ve elzemse, o zaman hatalar da olacaktır. Hata bir problem değil bir öğrenme fırsatıdır. Hatalar velinimetimizdir. Yeter ki hata kasıtlı olmasın. Zira kasıtlı olan kusurdur ve bilinçli bir harekettir. Önemli olan hata yapmamak değildir ve zaten bu beşeri insan için de mümkün değildir. Önemli olan hata yapmak ancak aynı hatayı tekrar etmemektir. Zira tekrarlanan hatalar öğrenmediğimizin kanıtıdır.
Sonuç olarak hata yapmaktan korkmayalım ama başarısızlıklarımızdan ders alıp onları tekrar etmeyelim. Başarısızlıklarımızdanöğrenelim. Hayat bizleri eksiklerimizle sınar ve öğrenilmeyen her ders yeni bir sınav olarak “hayat tiyatrosu”nda farklı sahneler ve oyuncularla ama aynı tema ile karşımıza çıkar. Zira başarısızlık yoktur deneyim vardır. Her deneyim de bizim gelişimimiz içindir, o an o deneyimin doğru olduğuna inanmasak bile. Bu yüzden her deneyimi fırsata çevirelim ve sonsuz gelişim yolculuğumuzda kullanalım.
Bir not daha… Başarısızlık yok deneyim varsa ne kendimizi ne de başkalarını yargılayalım ve kıyaslayalım. Herkes kendi gelişim yolunda çaba gösterir ve elinden gelenin en iyisini yapar. İnsanlara izin vermek de bir erdemdir. Ancak empati kuralım ama sınırlarımızı da çizelim.
Sevgiler,
Kenan Kolday