- Kategori
- Siyaset
Başbakan, millet, ben ve Aysun Kayacı…

Başbakan, TBMM kürsüsünden CHP Genel Başkanı Deniz BAYKAL ve gurubuna karşı doğrulup sesleniyor: “Sayın Baykal’dan ve grubundan rica ediyorum. Kameraysa işte burada kamera var. Mikrofonsa burada mikrofon var. Milletin izlemesini istiyorsa, işte millet izliyor. Lütfen sonuna kadar dinleme tahammülünü gösterin... Umarım yine buradan bırakıp gitmezsiniz.”
Bu sözün çıkış noktası, görüşme talebine karşı Deniz BAYKAL’ın verdiği “Kameralar önünde olursa” önerisine karşılıktı. Başbakan “İşte kamera, işte millet” diyerek sözüm ona, milletin önünde Deniz BAYKAL ve muhalefet ile hesaplaştığını ve bu cesareti gösterdiğini vurgulamak istiyordu…
Yerseniz tabi…
Ben yemem…
Aysun KAYACIK da yemez…
Şimdi “Ne alaka Aysun KAYACI” dediğinizi duyar gibiyim…
Hani bir televizyon programında “Benim oyum ile dağdaki çobanın oyu bir mi” demişti de, Türkiye ayağa kalkmıştı bu ne menem bir soru denmişti…
Görüntüyü irdelemesini, derinine görmesini bilmeyenler ile kemikleşmiş AKP oylarına sahip toplumun parçasını saymazsanız, Başbakan, TBMM kürsüsünden meydan okumasını kimseye yutturamaz…
Başbakan da pekala biliyor ki, TBMM kürsüsünden yapacağı konuşmadan sonra, muhalefet tarafından, aynı üslup ile cevaplanması mümkün değil. Guruplar, verilen söz sırası ile konuşurlar, hükümet adına da başbakan veya bakanlardan biri cevap verir, iş orada biter.
Yani…
TBMM’de son sözü söyleme ve ondan sonra da dinlememe hakkı her zaman iktidarın ve şu aşamada da elbette başbakanın…
TBMM oturumunu izleyen, görüntüyü irdelemesini, derinine görmesini bilmeyenler ile kemikleşmiş AKP oylarına sahip toplumun parçası “Başbakan amma da giydirdi…” diyebilir.
Ya muhalefetin tekrar kürsüye çıkıp da cevap verme şansı olsaydı acaba kim kime ne kadar giydirirdi dersiniz?
Başbakan, bu inceliği dediğim kesime yutturabilir, ama milletin çoğunluğuna, bana ve Aysun Kayacı’ya yutturamaz…
Ayrıca, başbakan’ın konuşmalarını dikkatle takip etmeyenlerin de bilemeyeceği bir başka konu daha var. Başbakan; her konuda gününe göre konuşan, yorum yapan birisi.
Dün yargının verdiği kararları olumsuz şekilde eleştirirken, bugün hukukun üstünlüğünden dem vurarak, yargı kararı üzerinde söz söylenemeyeceğin beyan edebilmektedir.
Bir yandan PKK için “Terör örgütü” derken, Tokat’taki hain pusu için ”Provokasyon” diyebilmektedir.
Bu nasıl bir çelişkidir?...
Her gün onlarca firma iflas bayrağını dikerken, gazetelerde “İcra yoluyla satış” ayyuka çıkmışken, bankaların kredi kart alacakları milyon liralar mertebesine gelmişken, nasıl olur da daha ekonomik kriz olmadığından, küresel krizin teğet geçtiğinden söz eder?
Nasıl olur da verdiği “Benim memurum, benim işçim, benim emeklim, yetimim, dulum, benim küçük esnafım…” diyerek verdiği iki-üç simit parası zammı başarı veya fedakârlık olarak sunabilir?
Başbakan, bu inceliği bir kesime yutturabilir, ama milletin çoğunluğuna, bana ve Aysun Kayacı’ya yutturamaz…
Ama “…işte kamera, işte millet…” derken, kendisine çıkıp da “Bunların aslı böyle…” diye cevap verilemeyeceğini bildiği için esip gürleyebiliyor.
Cesaret, gerçekten kamera karşısına geçip, tarafsız bölgede karşılıklı konuşabilmektir.
Acaba siz bugüne kadar “Yandaş” ortamın dışında başbakanının konuşabildiğini gördünüz mü? Göreniniz oldu mu? Ben görmedim, milletin büyük bir bölümü de görmedi, Aysun Kayacı da görmedi…
O nedenle, ben yutmam, milletin büyük bir bölümü de yutmaz, Aysun Kayaca da…
Sayın Başbakan…
15 Aralık 2009