​ Başbakan Erdoğan sinirli olmadığını dertli olduğunu açıkladı / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Haziran '09

 
Kategori
Siyaset
 

Başbakan Erdoğan sinirli olmadığını dertli olduğunu açıkladı

Başbakan Erdoğan sinirli olmadığını dertli olduğunu açıkladı
 

FOTOĞRAFTA DEVLET VE HÜKÜMET ERKANIMIZIN DÜĞÜNÜNDEN BİR FOTOKARE


Televizyon programında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sinirli olmadığını, dertli olduğunu açıkladı.

VAY ANASINA, NE DERTLİ BİR BAŞBAKANIMIZ VARMIŞ DA, BİZİM HABERİMİZ OLMAMIŞ, BU YAZI ŞAHSEN ÇOK SEVDİĞİM SAYIN BAŞBAKANIMIZIN ACILARINI PAYLAŞMAK ÜZERE KALEME ALINMIŞTIR. ARTIK SİZ OKUYUCULARIMIZ DA YORUMLARSINIZ.

Sayın Başbakanımız bir televizyon programında sunucunun sorularını yanıtlıyor ve kendisine sinirli diyenlerin haksızlık ettiklerini vurgulayarak; “Diyorlar ki, Başbakan sinirli… Dertliyim ben dertliyim, sinirli değil” diye, kendisinin sinirli olmadığını, dertli olduğunu açıklıyor…..

Bu husus TBMM’de bazı vekillerimizin de dikkatini çekiyor ve onlarda Sayın Başbakanın dertli olmasından sanıyoruz ki üzüntü duysalar gerek, soru önergelerini TBMM Başkanlığına veriyorlar...

Kamuoyumuz ile de paylaşmak üzere, ben de merak ettiğim hususları oturdum yazdım. Umarım sizlerde bu hususlardaki yorumlarınızı benimle paylaşırsınız.

“SAYIN BAŞBAKAN, YOKSA SİZ, HALA BU ÜLKENİN 70 MİLYON NÜFUSU ARASINDAKİ 2- 3 MİLYONLUK MUTLU AZINLIK İÇERİSİNE GİREMEDİNİZ DE, GEÇİM SIKINTISI ÇEKTİĞİNİZ İÇİN Mİ DERTLİSİNİZ…?

Biz bu ülkenin asgari ücreti ile yaşamaya mecbur edilmiş yurttaşlar olarak, geçim sıkıntısı çekmek nedir bilmediğimiz için, Sayın Başbakanımıza merak saiki ile soruyoruz,

Şayet öyle ise, bizim hanımların altın günü var, toplanan altınları size gönderebiliriz, kredi kartı borçlarınızı vb. kapatabilirsiniz… Ayrıca bizim kahvehanenin müdavimleri çok hissiyatı yüksek insanlardır, aramızda para toplar, vereceğiniz bir hesaba havale çıkartabiliriz.

KISSADAN HİSSE: NASRETTİN HOCA’mızdan.

“Nasrettin Hoca çatısını aktarırken dengesini kaybedip düşer. Tüm ahali başına toplanır; her kafadan bir ses çıkmaya başlar. Herkes kendine göre duruma bir çare bulmaya çalışır tabii. Kimi doktor çağıralım der kimi de başka şeyler. O sırada acı çeken Nasrettin Hoca söylenmeye başlar.

''Doktor değil, bana damdan düşen birini getirin. Benim halimden en iyi o anlar.''

ÖNER SAMANLI DER Kİ……;

“ Heyhaaaat, attan düştün ama, damdan düşmedin sen, / Onçün bilmekte pek cevval olamazsın, / Ne bilirsin ki, hal-i perişanı, üryan-ı bi fukarayı, / Abu şerbetini içmekteyken sefa-i tabiatın herdem, / Damdan düşen değil zira, lazım ki sana uysalı beygirin, / Olmalı attan düşmüş bir zat-ı şahanen…. “

20.06.2009, günlerden cumartesi, Seda Sayan'ın programındaki görüntüler, izleyen herkesi şoke etti, bir dönem ülkemizin en popüler sanatçılarından biri olan Serpil Örümcer'in, çöpten yiyecek toplarken çekilmiş görüntüleri herkesin yüreğini cız ettiriyor. Türkiye'nin "Bayan Bacak" lakaplı sanatçısının yaşadığı dramdan herkesin payına düşen dersler vardı. Bir kere güzellik, şan ve şöhret gelip, geçiciydi. İnsanlar, Türkiye'de "Ne oldum?" değil, "Ne olacağım?" demek zorundaydı. İyi gün dostları da gökkuşağı gibiydi. Sadece güneş açtığında insanın hayatına renk getirirlerdi. Ve ne kadar şanınız, şöhretiniz, malınız, mülkünüz olursa olsun, yanlış seçilen bir hayat arkadaşı, ya da girilen bir çıkmaz yol, tek başına insanın hayatını karartmaya yeterdi. Ama ne kadar hata yaparsa yapsın, bu ülkenin sanatçısına sahip çıkmadığı bir kez daha ayan beyan ortaya çıktı. Sebebi her ne olursa olsun, Serpil Örümcer'in çöpten bayat ekmek toplayacak duruma gelmesini en başında "devlet" engellemeliydi.

Nerede sanatçı fonları, sigortaları?

Nerede kültür- sanat kuruluşlarının barınma evleri?

Programı izlerken, gözümde Mahsun'un filminin kareleri canlandı.

Yok mu gökten düşmüş bir Beyaz Melek'i elinden tutup, ayağa kaldıracak kimse?

Bir başka haber ise, ülkemizin sıradan insanlarıyla ilgili, öyle geçmişinde çok para kazanmış, kıymetini bilememiş, har vurup harman savurmamış cinslerinden. Haberin özü şöyle….

Açlık sınırının altında, sıfır alım gücüne sahip çok sayıda ailenin günlük değişmez mönüsü, maalesef çöpten toplanan sebze-meyveler…

Yetkililerin sık sık çizdiği pembe tabloların gerçek yaşamdan oldukça uzak olduğu İstanbul Halinde yaşanan çarpıcı görüntülerle bir kez daha gözler önüne serildiği.

Yoksulluğun sona erdirileceği söylemleri bir yana, daha da arttığı gözlenirken, çok sayıda vatandaş sıfır alım gücüyle çaresizlik içinde kıvranmaya devam etmekte olduğu..

Günün mönüsü çürük domatesler-patatesler… Maddi durumu oldukça düşük vatandaşların sebze-meyve halindeki atılı halde bulunan çürük domates-patatesleri toplayıp evlerine götürmeleri ile ilgili geçtiğimiz yıllarda yaptığımız ve sütunlarımızda yer alan haber ve görüntülerin benzerine dün aynı yerde daha yoğun bir şekilde rastlanmakta olduğu..

Çok sayıda bayan ellerine aldıkları poşetlerle sebze halini karış karış dolaşıyor, yerde, atılı halde bulunan çürük sebze ve meyveleri toplayarak evine götürüp günün yemeği olarak aile fertlerine sunuyor olmaları..

Özenle toplanan sebze ve meyvelerin sağlıksız olmasının dikkate bile alınmadığı gözlenirken, çöpten beslenme uygulaması alım gücünün sıfır seviyesinde seyretmesi ve çaresizlik ile birlikte maddi durumu oldukça düşük vatandaşların maalesef sık sık başvurduğu geçim yollarından birisi olup, İstanbul’daki sebze ve meyve halinde yaşanan bu vahim görüntüler ülke gerçeklerinden ayrı tutulamazken, yoksulluk cephesinde değişen bir şeyin olmadığı da bir kez daha tescillenmiş olduğu vurgulanıp, konunun haber yanı sıra resimlerle de pekiştirildiğine ilişkin.

KISSADAN HİSSE: BİR AKLI SELİMDEN

iki deli birgün akıl hastanesinden kaçarlar, tabiki her gören bunların deli olduğunu anlar ve delilerin aşırı şekilde çişleri gelmiş yolda geçen herkese wc yi sorarlar bunların deli olduğunu anlayan bir adam yolun kenarındaki çöp kutusunu göstererek wc burası der ve deliler çöp kutusuna işemeye başlarlar bunu gören yoldan geçenler delileri izlemeye başlarlar delilerden biri diğerine bak lan iyi ki erken geldik çok sıra oldu der…

Yurdumuzun bir gerçeğidir.

Orta sınıf kavramının ortadan kalkmasını takiben, ortaya çıkan gelir uçurumunun bir sonucudur maalesef.

Birileri ıstakozu beğenmezken, diğer birileri o gün karnını doyurabileceği ekmeği çöplerde, apartman önlerinde aramaktadırlar.

Üstelik onları bu duruma düşürenler kadar onursuz, hayasız da değildirler. Bu eylemi utanıp, sıkılarak yaparlar ki utanması gereken onlar değil, onları o duruma düşürenler olduğu halde. Ramazan Müslümanı Belediye Başkanları, din ticareti yapmak için kurdukları iftar çadırlarının benzerlerini evsizler veya aç kalanlar için nedense kurmamaktadırlar, çünkü onlardan alabilecekleri tek şey kuru bir teşekkürdür. Ne onların beklediği gibi el etek öperler, ne kişiliklerinden taviz verirler. Hem oy potansiyeli olarak ta o belediye başkanlarını ikna edecek bir çoğunluğa sahip değildirler, neden uğraşsınlar ki bu pis kokulu insanlarla.

Birileri hala kişi başı gelirin 5000 dolar üzerine çıktığını söylerken, birileri devleti dolandırarak, ihaleleri eşine dostuna dağıtarak ve de şerefsizliği şeref sayarak yaşamaya devam ederken, bu insanlar sokaklarda karınlarını doyurabilecek 1 parça ekmek aramaktadırlar. bu kadar onursuzluğun ve haysiyetsizliğin inadına, umutlarını yitirmeden üstelik.

ÖNER SAMANLI DER Kİ……;

“ Heyhaaaat, nerede sıkışsan sürüsü emrine tahsis edilmiş var, bir sürü hela, / Nerede sıkışmış olasın, kehribardan yapılmış zırhın, gelir mi başa bela, / Gördükçe hacetini anbe an ferahlarsın, fer-i ruhsara erersin, / Kimi hacet-i perişan, kimisi ya destur derken bir köşeye, sığınağı yüce azim-i şan…”

SAYIN BAŞBAKAN; ÜRÜNLERİ TARLADA KALAN ZAR ZOR TOPLADIKLARI ÜRÜNLERİ PARA ETMEYEN, ÜRÜNLERİNİ HAK ETTİĞİ FİYATA SATAMAYAN, SİZDEN YARDIM BEKLERLERKEN, ANALARIYLA BAŞINIZDAN DEF ETTİĞİNİZ KİŞİLERDEN Mİ OLDUNUZ DA, DERTLİSİNİZ…?

Üretici dertli, mevsimin kurak geçmesiyle üretici buğdaydan sonra ayçiçekten de verim alamadı. Bakınız, Tekirdağ’da, bir köylü, adı Hüseyin Çoban. Mersin’deki köylünün akıbetine uğramamak için karşınıza çıkmak istememiş, beyanını gazetecilere vermiş. feryat ediyor, “Benim yaşım 65. Bu yaşıma kadar böyle bir yaz mevsimi görmedim. Kuraklık yüzünden tarlaya ektiğimiz ürünün tohumunu bile kaldıramadık. " diye dert yanıyor.

Buğdaydan sonra ay çiçeklerinin de susuzluk sebebiyle kuruduğunu belirten Çoban "gördüğünüz gibi ayçiçeği de tarlada kaldı. Tane yok ki içinde hasat yapalım" diyor. Başka bir köylü üretici, Sami Gören ise şunları söylüyor; "Elimde görmüş olduğunuz ayçiçeği sırma gibi dişli, ancak bir tane dolu yok. İçleri tamamen boş, kuraklıktan tane tutmadı." Diyerek çiftçinin işinin zor olduğunu, çektiği çilenin ne olduğunu net olarak ortaya koyuyor, hal böyle olunca, mutfağa yağ ateşi düşecektir. Tabiî ki sonrasında yağ fiyatları böyle hızla artacaktır.

KISSADAN HİSSE: NEYZEN TEVFİK’TEN

Fahrettin Kerim Gökay, sadece Kızılaycı değil, aşırı bir içki düşmanıdır da. Bir gün içkinin zararları üstüne bir konferans veriyormuş. Konferans sırasında bir örnek vermek istemiş.

- İki kova alsak, demiş. Birine su doldursak, birine rakı. Bunları bir eşeğin önüne koysak. Eşek hangisini içer. Dinleyenler hep bir ağızdan ‘Suyu’ demişler.

- Neden?

Neyzen Tevfik’de dinleyiciler arasında imiş.

- "Neden olacak, eşekliğinden" diye bağırmış.

Oysa ne bilsin, zavallı köylümüz, hükümetin neler düşündüğünü, ne gibi çözümler üreteceğini, n’olcak ayçiçeği ithal edersiniz olur biter. Alan memnun satan memnun olur…

ÖNER SAMANLI DER Kİ……;

“ Heyhaaaat, yersin içersin, sürersin ma-ile zevkü sefa, / Bil cümle dertlerle aşinadır, çiftçi ile maraba, / Ol ki etü, sütü ve tezeği ile müstesnadır o zavallı inek, / Muhabbetle yapışmış, ensesine vız vızı ile, ol kan emici sinek…

AYBAŞINI GETİREMEYECEK KADAR KAZANDIĞINIZ YA DA İŞSİZLİK YÜZÜNDEN HİÇBİR GELİR ELDE EDEMEDİĞİNİZ İÇİN Mİ DERTLİSİNİZ…?

“TÜKORDER” Tüketiciyi Koruma ve Bilinçlendirme Derneği Genel Merkezi’nin AR-GE birimi tarafından TÜİK verileri baz alınarak hazırlanan 2009 Mayıs Ayı Asgari Gıda Harcaması (Açlık Sınırı) ve Asgari Geçim Haddi ( Yoksulluk Sınırı) rakamlarını açıklamakta yarar vardır.

Buna göre, hem açlık sınırı hem de yoksulluk sınırı bir önceki aya göre 50 TL oranında artış göstermiş durumda. 2009 Mayıs ayında açlık sınırı, yani 4 kişilik bir ailenin tüketmesi gereken zorunlu gıda harcaması 750, 14 TL, yoksulluk sınırı, yani, 4 kişilik bir ailenin asgari şartlarda geçinebilmesi için harcaması gereken tutar ise 2.341, 42 olarak gerçekleşmiş durumda.

MUTFAĞI YANGIN SARMIŞ, Şubat ayında da bir miktar kendini gösteren gıda fiyatlarındaki artış, Mayıs ayı rakamlarında birinciliğe oturmuş, Mayıs ayında endekste yer alan gruplardan en fazla artış yüzde 3, 91 olarak gıda ve alkolsüz içeceklerde gerçekleşti. Fiyatlardaki gerileme ise yüzde 1.44 ile ev eşyasında, yüzde 1.99 ile de ulaştırma rakamlarına yansımış durumda.

YILLIK ARTIŞTA REKOR KONUT GRUBUNDA, “TÜKORDER” Tüketiciyi Koruma ve Bilinçlendirme Derneği Genel Merkezi’nin AR-GE birimi tarafından hazırlanan verilere göre, bir önceki yılın aynı ayına göre TÜFE'de en yüksek artış yüzde 16.46 ile konut grubunda gerçekleşmiş durumda, konutu, yüzde 13.26 ile çeşitli mal ve hizmetler, yüzde 12.07 lokanta ve oteller, yüzde 9, 18 ile de gıda ve alkolsüz içecekler izlemiş.

Bu verilerin detayları Devletin tüm birimlerinde, bakanlıklarında, hükümet yetkililerinin önünde değil mi, yakın görme sorunu olanlara, vatandaş yine aralarında para toplayarak, mercek alır gönderir, merak edilmesin…

KISSADAN HİSSE KÖR İLE KÖPEĞİNDEN

Bir gün bir kör köpeğiyle birlikte sokakta dolaşıyormuş, köpek çişinin geldiğini anlayınca sahibi olan körün paçasına işeyivermiş, bu arada bu olup bitenleri sokağın karşı tarafındaki bir adamda seyrediyormuş, kör paçasındaki ıslaklığı hisstemiş ve bunun üzerine paçasını bir kaç kere sallamış.Daha sonra cebinden bir köpek bisküvisi alıp köpeğe vermek üzereymişki sokağın karşısındaki adam gelip;

-"Ya kardeşim tamam en iyi dostun köpek olabilir ama yeri geldiğinde cezalandırmayı bileceksin, oysa sen köpeği bisküvi vererek ödüllendiriyosun, daha böyle davranmaya devam edersen bu köpek daha çoook paçana işer" demiş.

Kör adam gülümseyerek;

"Yahu, kardeşim ödüllendirdiğimi nereden çıkardın?"demiş

Adam-"Ama bisküvi verdin!"diye yanıtlamış.

Bunun üzerine kör adam "ben bisküviyi köpeğin ağzını bulmak için veriyorum, yoksa kıçını nasıl bulup tekme atarım?"demiş...

ÖNER SAMANLI DER Kİ……;

“Hanlar, hamamlar, altından kurnalarda azmi hamam edersiniz, / Bil cümlenizle, bil-cümleniz aranızda fitreyi zekatı bölersiniz, / Milletin hal-i perişan, içecek bulamazken iken bulanık suyunu, / Sizler amuduyla götürüyorsunuz vicdansızlar, ol semiz koyunu….”

Yıllarca Çalışıp Emekli Olduktan Sonra Başınızı Sokacak Bir Yuvanız Bile Olmadığı İçin mi,

Size Göre Teğet Geçen, İçinde Yaşayanlara Göre İse Hançer Gibi Yarıp Geçen Ekonomik Kriz Yüzünden İşinizden Atıldığınız İçin mi,

Yine Ekonomik Kriz Yüzünden Üretim Yapamadığınız, Ürettiğiniz Hâlde Satamadığınız, Yeni İstihdam Yaratamadığınız Veya İşyerinizi Kapatmak Zorunda Kaldığınız İçin mi,

Oğlunuzun Gemicikleri, Pardon Gemileri Allah Korusun Karadenizde Battığı İçin mi,

Vadesi Geldiği Hâlde Çeklerinizi, Senetlerinizi Ödeyemez Duruma Gelip De, Yine Allah Korusun, İntihar Etmeyi Düşündüğünüz İçin mi,

Ev Ya Da Dükkân Kiranızı Ödeyemediğiniz İçin mi,

Kredi Alma Sıkıntısı Yaşadığınız İçin mi,

Taksitlerinizi Ödemede Zorlandığınız, Zaman Zaman Taksit Atlatmak Zorunda Kaldığınız İçin mi,

Kredi Kartınızın Dönem Borcu Yerine Sadece “Asgari Ödeme Miktarı”Nı Ödediğiniz Veya Bütünüyle Ödeyemez Duruma Geldiğiniz İçin mi,

Vitrinlere Bakıp Bakıp Hiçbir Şey Alamadığınız İçin mi,

Eleştirilere Tahammül Edemediğiniz İçin mi,

Eleştirilerine Tahammül Edemediğiniz Kişiler Hakkında Tazminat Davası Açtığınız İçin mi,

“Ananı Da Al Git Gibi” İfadelerle Halkı Azarlamanıza Karşın Üst Üste Seçim Kazandığınız İçin mi,

Hastane Kapısında Bekletildiğiniz Veya Hastane Hastane Dolaştırıldığınız İçin mi,


Partinizin Kısaltılmış Adı İçin Akp Diyenleri “Edep Dışı” Davranmakla Suçlamanıza Karşın, Çoğunluğun, -TDK’nın Kısaltma Kurallarına Sadık Kalarak Ve Dolayısıyla Haklı Olarak- AKP Demede Israr Etmesinden mi,

Hukuk Dışı Olarak Telefonlarınız Dinlendiği İçin mi,

“Demokrasi, İnsan Hakları, Hak, Hukuk” Derken Ülkemizin Neredeyse Bir Polis Devleti Hâline Getirildiği İçin mi,

Bir Sabah Vakti Eviniz Basılarak En Temel İnsan Haklarına Bile Aykırı Biçimde Alınıp Götürüldüğünüz İçin mi,

Bu Sırada Sapla Samanın Birbirine Karıştırılmasından mı,

Ülkemizin Güvenilirliğini Yitirmiş, İcraatı Tartışmalı Bir İktidar Tarafından Yönetildiği İçin mi,

Beğenmediğiniz İçin Okunmaması Çağrısı Yaptığınız Gazetelerin Hâlâ Okunuyor Olmasından mı,

Kendinizi Bu Tür Dertlerden Korumak Ve Kurtarmak İçin Önlem Alamamanın Sıkıntısını Yaşadığınız İçin mi,

1980’ Li Yıllarda Benim Gibi Kitaplarınız Toplatıldığı İçin mi,

Yıllardır Hiçbir Maddi Devlet Desteği Almaksızın, Bir Deniz Fenerinin Binkırkda Biri Olma Şerefine Asla Nail Olamayacağımızı Bile Bile, Bu Millet İçin “Tükorder” Genel Başkanı Olduğunuz ve Varınızı Yoğunuzu Harcamış Bir Kişi Olmaya Devam Ettiğiniz İçin mi,

Benim Gibi Soy Sop, Malına Yüz Çevirip, Dünya Mülkiyetini Red Ettiğiniz, Toplumun Mutlulukları İçin Kişisel Mutluluklarınızı Feda Edebildiğiniz, Bir Emekli Maaşı İle Heryıl Üçbeş Çocuğa Öğrenim Desteği Olabildiğiniz İçin mi, DERTLİSİNİZ…., ?

KISSADAN HİSSEDE ADAMLA KARINCA

İşlediği bir suçtan dolayı onbeş sene hapis cezası yiyen adam, cezaevine girdiği gün yatağının kenarında bulduğu bir karınca ile çok iyi bir arkadaşlık başlatır. Adam, onbeş sene boyunca karıncayı eğitmiş, onunla yoldaş, candaş, arkadaş olmuştur. Artık karınca öyle bir hale gelmiştir ki, adam "dur" deyince duruyor, "yürü" deyince yürüyor, "takla at" deyince takla atabilen, konuşmak dışında adam ne derse onu yapabilen.
Cezaevinden çıkarken karıncayı boş bir kibrit kutusuna koyar ve çıkar çıkmaz güzel bir lokantaya gider. Siparişlerini verip, yemeğini beklerken "Şu garsona karıncamın özelliklerini göstereyim de bir şaşırtayım" diye düşünür ve karıncayı çıkarıp masanın üzerine koyar.
Garsonu çağırır :
- Bakar mısınız ?
- Buyrun beyefendi, diye adamın yanına gelen garsona , adam parmağı ile karıncayı işaret ederek,
- Şu karıncayı görüyor musun ? diyerek başladığı sözünün sonunu daha getirmeye fırsat bile bulamaz, garson telaşla :
- Özür dilerim beyefendi görmemiştim, diyerek başparmağı ile karıncayı ezip, masayı siler.

YOKSA SİZİN DE, KARINCANIZI BİR GARSON ÖLDÜRDÜ DE,

ALLAH AŞKINA SAYIN BAŞBAKAN,

SİZ BUNDAN DOLAYI MI DERTLİSİNİZ..?


ÖNER SAMANLI DER Kİ……;

“Yediler memleketi doymayıp da, denilmesin bıraktılar per-ü perişan bu milleti / Hattu zatunda milletin fakr-u zaruretinde yemek istemeyiz, amma velakin, ye demiş bize, Fikret-i Tevfik, illeti, / Dem vurmuş zira, dem bu dem, Nef’i girmiş isen, buyuruyor sıcak bir hamama, / Tüyyü bitmedik yetimin, kalmasın ahdında vebali, bilmez ol kadri kıymeti, sübyandır zira, / Andında, ol zavallı millete, tertemiz olsun diye, atarız bu uğurda cism-i can ile hem ter’i, hem hazine-i malı, hemi de çün servet-i.”

 
Toplam blog
: 295
: 3087
Kayıt tarihi
: 22.08.08
 
 

Prof.Dr. Öner Samanlı, yıllarını eğitim ve öğretim faaliyetlerine adamış, birçok bilimsel makalen..