- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Başbakan'ın TİM'deki konuşması ve Kılıçdaroğlu

Demokrasinin olmazsa olmazı muhalefete saygı yoktu TİM'de..
Seçimlerden sonra tatile çıkan ve Türk Demokrasisi’nin tüm Cumhuriyet dönemi süresinde en buhranlı günlerini yaşadığı bu on gün boyunca görünmeyen RTE’yi dün Abbas’ın yanında ve bu günde TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) de gördük dinledik.
TİM’deki ikinci konuşmacı Kemal Kılıçdaroğlu’ydu.
RTE’nin TİM’deki konuşması bundan sonra Mecliste nasıl bir RTE izleyeceğimizin ipuçlarını verdi bize.
RTE her türlü “İleri Demokrasi” hikayelerini anlatmasına rağmen, muhalefete tahammülü olmayan, yok sayan, (%50’nin de verdiği kibir ve gururla) tek adamlık kompleksine kendini iyice kaptırmış küçük dağları ben yarattım havalarında bir başbakan profili çizdi.
12 Haziran gecesi yaptığı “Balkon konuşması” nı tekzip eden ve aynen 2007 “Balkon konuşması”nı çöpe attığı gibi, 2011 “Balkon konuşması”nı da çöpe atacağının sinyallerini verdi ne yazık ki.
Demokrasiden bahsetti, ihracattan bahsetti, 2023 hedeflerinden bahsetti.
İki şeyden bahsetmedi.
İthalattan ve halkın iradesi ile seçilen milletvekillerinin niçin hapiste olduğundan.
Eminim salonu dolduran ihracatçılar, son günlerdeki “AKP güdümlü Yargı Vesayetine” RTE’nin nasıl yaklaşacağını ve ne gibi çözümler getirmek istediğini merak ettikleri için oradaydılar. İnsanlarımızda o yüzden ekranları başındaydı. “Hapisteki milletvekilleri, meclisteki yemin töreninde olmalılar. Ortadaki hukuksuzluk giderilmelidir” sözlerini başbakanın ağzından dinlemek için o salondaydı ihracatçılar.
Fakat heyhat…
RTE bildiğimiz RTE. Konuşma bildiğimiz konuşma, Seçim öncesi “çılgın projeler” ve demogojileri hatırlatan, gerçeklerden uzak hayalci ve mişli, muşlu konuşma.
Ülke genelini on gündür meşgul eden ülkenin bir çok bölgesini savaş alanına çeviren, ülkemiz geleceği için kaygı ve korkulara neden olan ve git gide daha karanlık günlere doğru yaklaştığımızı haber veren, AKP güdümlü yargı’nın neden olduğu kaostan habersiz ve bu konulara duyarsız bir konuşma.
Sanki RTE bu ülkenin başbakanı değil, sanki başka bir ülkenin başbakanı da, ülkemizin iç işlerine karışmasının uygun olmayacağını düşünen bir başbakan.
Ülkenin en önemli sorunu olan yeni anayasa çalışmalarını kurmaylarına ve yeni icat ettiği dokuz bin lira maaşlı bakan yardımcılarına havale edeceğini belli eden RTE, yeni bir Anayasa yapılması gerektiğinden bahsetti o kadar.
Bu Anayasa ne getiriyor, ne götürüyor, Kürt Sorunu’nun çözümü için ne gibi maddeler eklenecek, hangi maddeler çıkarılacak. Demokrasinin olmazsa olmazı halk iradesinin ürünü olan hapisteki milletvekilleri için ne gibi çözümler düşünüyor?. Tıs yok..
Bir kelime bile etmedi bu konularda. Ve konuşması biter bitmez salonu terk etti. Kaçar gibi uzaklaştı salondan.
Evet muhalefete tahammülü ve saygısı olmayan ve hiçbir demokratik adıma niyeti olmayan bir tek adam portresi çizdi RTE. Yani bilinen RTE olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Peşinden Kılıçdaroğlu geldi mikrofona ve kendisinden önceki konuşmacıya
-Demokrasi,
-İthalat,
-İhracat,
-AKP güdümlü yargı vesayeti,
-Hukuk Devleti,
- Muhalefete saygı gibi konularda her biri, bir manifesto yerine geçebilecek dersler verdi.
Kendimizi kandırmayalım, Türkiye’nin hali bu dedi.
İhracat iyi de neden ithalattan bahsedilmiyor dedi.
Üretime dayalı ihracatın her zaman arkasında ve destekçisi olacağını söyledi.
2023 hedeflerinin yakalanabilmesi için öyle %4’lük değil de en az %7’lik bir büyümenin yakalanması gerektiğinden bahsetti.
İhracatta Avrupa'dan ve Kuzey Amerika ülkelerinden ne kadar geride olduğumuzu rakamlarla gözler önüne serdi.
Dünyanın hangi ülkesinde basılmamış kitap için gazeteciler ve 60’a yakın gazeteci içerde diye sordu.
Karanlık tablo çizmek istemediğini ama RTE’nin pembe tablolarına da o kadar güvenilmemesi gerektiğini gerçekçi bir dille anlattı.
Yani her zamanki gibi somut ve inanılır verilerle gerçekleri gözler önüne serdi. Sorumluluk sahibi bir Muhalefet Liderinden ne bekleniyorsa o beklentilere cevap veren bir kişilik sergiledi.
Evet seçimlerden sonra ilk bir araya gelişlerinde RTE ve Kılıçdaroğlu’nun durumları buydu.
Yorum okuyucunun.
Yazımızı Şili’deki bir olayla noktalayalım.
Şili’de Başkanlık Sarayı önünde, ülkenin Eğitim Sorunlarını protesto eden on bin kişilik bir öğrenci grubu Zombi kılığında başkanı protesto ediyor ve içlerinden birisi her öğrencinin bir aileyi temsil ettiğini söylüyor.
Ne mi yapılıyor o protestoculara?. Hiçbir şey. Yaptıklarının demokratik bir hak olduğu kabul ediliyor sadece.
Ülkemizde ise “Parasız Eğitim İstiyoruz” diye pankart açan iki öğrenci yaklaşık on altı aydır hapiste. Şimdi Şili'deki durum mu ileri demokrasi, yoksa RTE’nin yarattığı Türkiye’deki demokrasi mi ileri demokrasi?.
Bu konuda da yorum okurun.
Saygılar.
25.06.2011