​ Baskılar artıyorsa, AKP yolun sonunda demek! / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
 

Baskılar artıyorsa, AKP yolun sonunda demek!

Baskılar artıyorsa, AKP yolun sonunda demek!
 

Mustafa Bilgin'in 9 Kasım 2007'de Cumhuriyet'te yayınlanan çizgi bantı...


AKP hükümeti, 25 Kasım’da başarıyla gerçekleştirilen “memur grevi”nin ardından, kamu çalışanlarına yeni bir baskı ve yıldırma politikası uyguluyor.

Bu amaçla başbakanın “hukuk dışı”, “yasal değil” dediği greve katılan kamu emekçileri için soruşturma ve ceza atağı başlatıldı.

Yönettikleri şehirlerin temel sorunlarını çözme konusunda göstermelik çalışmalar yapan kimi valiler, iş kamu çalışanlarına ceza vermek olunca hışımla kollarını sıvadılar.

Greve kimlerin katıldığını tespit için başlatılan hummalı çalışmalar, devletimizin istenirse nasıl da “enerjik” olabildiğini göstermesi yönünden öğretici oldu.

Ancak hükümet de bürokratlar da, kamu çalışanlarının gerçekleştirdiği grevin hem “anaların ak sütü gibi helal” hem de tamamıyla hukuka uygun olduğunu aslında “bal gibi” biliyorlar.

Ama bu ve benzeri grevlerin hak almada bir “model” olmasını engellemek istiyorlar.

Çünkü iki farklı konfederasyonun, aynı gün aynı amaçlara yönelik grev yapmalarından duyulan hoşnutsuzluk ve kaygı, aklını başından almış hükümetin..

Olacak şey değil!

“Birbirine zıt” iki büyük memur konfederasyonu “ortak bir amaç” için yan yana gelmiş, yapılan grev hükümete rağmen Türkiye’nin yapay gündemini değiştirmiş, üstelik oluşan “sinerji” memurları gelecek adına umutlandırmış.

Her şeyin “sus-pus” edildiği, “güllük gülistanlık” gösterildiği bir ülkede; özellikle de “ücretli köle” memur, kendi iradesiyle “emir-komuta” dışına nasıl çıkabilirdi?

AKP hükümetinde ve ülkenin “efendileri”nde kâbusa neden olan bu eylem, mutlaka cezalandırılmalıydı..

Elbette gerçekleştirdiği grevden dolayı hukuksal ve yasal olarak memura bir ceza verilemeyecek, verilenler de önceden olduğu gibi yargının duvarına çarpacak.

Ama önemli olan bu ve benzeri eylemlerin memur nezdinde özendirici olmasını engellemek ya da etkisini azaltmak..

Hükümet ve egemenler cephesinde bunlar olurken, yerel yönetimlerde ise farklı bir baskı ortaya çıkıyor.

Parti ayrımı olmaksızın pek çok belediye başkanı bütçesini hafifletmek, kamu yatırımlarını artırmak iddiasıyla çalışanlarını emekli olmaya zorluyor.

Güya çalışanların maaş yükü belediyelerin elini kolunu bağlıyormuş.

Halkına ve beldesine “hizmet aşkıyla” tutuşan belediye başkanları, çalışanlarına ödedikleri maaşlardan dolayı gerekli hizmeti yapamıyorlarmış.

Bu nedenle başkanlar, “şişkin” kadrolarını normalleştirmek için işten çıkarma yerine, emekliliği gelenleri “postalamanın” daha yararlı olduğuna karar vermişler.

Doğal olarak; kamuda çalışan işçi ve memurlar, kriz olsun olmasın emekli maaşlarıyla geçinemeyeceklerini bildiklerinden emekli olmaya yanaşmayınca, baskılar da artmaya başladı.

Bu baskılar her belediye başkanının zekâsına ve insaf ölçütlerine göre değişiyor.

Örneğin Tüm Bel-Sen Sendika’sının verdiği bilgilere göre İstanbul’daki bazı başkanlar, emekliliğe yanaşmayan memurlarını “köpek barınakları”na gönderiyorlar.

Bazı başkanlar da yıllarca ustabaşı ya da usta olarak belediyesine onurla hizmet etmiş işçilerini, kazma-kürek ya da temizlik gibi işlerde görevlendiriyorlar.

Peki, bu belediye başkanları çalışanlarını emekliliğe zorlarken ayrım yapıyorlar mı?

Burası Türkiye olduğuna göre tersini düşünmek için biraz “salak” olmak gerekiyor.

Sendikalardan ulaşan bilgiler, ayrımcılığın hem siyasi hem de sendikal düzeyde olduğunu ortaya koyuyor.

Belediye başkanının işaret ettiği “uslu sendika”ya üye olanlarla, seçim dönemi kendisine ve partisine çalışanlara, emekliliklerini doldursalar da baskı maskı yok..

Bir yanda hükümet diğer yanda belediye başkanları, yaptıkları baskılarla “arının yuvasına çomak soktuklarını” fark edemiyorlar her halde.

Suskun ve sindirilmiş insanların da bir gün patlayabileceklerini tahmin etmiyorlar.

Bilmek gerekir ki, bizim gibi ülkelerin emekçileri genel olarak siyasal ve sosyal bilinçle sokaklara, alanlara fazla çıkmazlar.

Dolayısıyla da kontrollü eylemlerde bulunmazlar.

Ama vicdanlarına ters gelen baskı ve yıldırmalar sonucu “sahaya” çıktıklarında da, onların duygusal tepkilerinde akıl ve izana yer kalmaz.

Şimdi “Baskılar bizi yıldıramaz” diyen bilinçli emekçilerle, “kadere ve kedere imanlı” emekçilerin tepkileri ne olacak, bekleyip öğreneceğiz.

 
Toplam blog
: 152
: 700
Kayıt tarihi
: 17.07.08
 
 

Trabzonluyum ve bu kentte yaşıyorum. Kamuda inşaat mühendisi olarak çalışıyorum. Resmi görevimin..