Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ekim '17

 
Kategori
Gezi - Tatil
 

Batı Akdeniz Toros Dağları ve Ormanları

Batı Akdeniz Toros Dağları ve Ormanları
 

Batı Toroslar ( Akdağlar ) Kızlar Sivrisi Zirvesi 3078 m.


28 Temmuz 2017 (KÖYCEĞİZ / FETHİYE / ELMALI / SEDİR ARAŞTIRMA ORMANI / ÇAMKUYULAR)

Köyceğiz ve Ankara’dan dört dostum, Fethiye’ye uğrayıp beni de alıyorlar ve Elmalı’ya doğru yola revan oluyoruz. Antalya yolunun yoğunluğu Seki yönüne sapınca bitiyor. Seki, yörenin yayla geleneğinin temel mekanlarından birisi. Resmi kayıtlarda Seki’nin nüfusu düşüyor gözükse de, Akdeniz güneşinden bunalanlar, sıcak yaz günlerini 1150 metre rakımlı Seki’de geçirmek için akın etmekte ve giderek kentleşmekte.

Göğübeli, Antalya sınırlarına girdiğimizi hatırlatıyor. 1830 metre yükseklikten, aşağılarda uzanan bereketli Mından ovası, güneş altında ışıl ışıl parlıyor. Dilime bir türkü dolanıyor, derleyen Mından doğumlu hâlen Fethiye’de Yörük Kültürü’nün tanıtımını yapan İsmail Uzunoğluna ait;

“ suya gider de bir incecik yolu var

  ayağına giymiş de bir incecik donu var

  tutuversem de bir incecik beli var

  o incecik bellerinden saran ben olsam... “

106 kilometre sonra Elmalı’ya giriyoruz. Elmalı, altın çağlarını  Osmanlı döneminde yaşamış, pek çok ünlü isim yetiştirmiş. Hak Dini Kuran Dili adlı, yobazlıktan uzak Kuran tefsiri ile ünlü Elmalı’lı Hamdi Yazır burada doğmuş. Osmanlı’nın çöküşünde bizzat rol oynamış, Meşrutiyet yıllarında siyasetle birlikte bakanlık görevlerinde bulunmuş olan Hamdi Yazır, Elmalı halkının gurur kaynağı.

Makarios’un  Elmalı doğumlu olduğu söylense de, Anadolu’nun bir çok kentinde onun orada doğup büyüdüğü, hattâ dağlarda eşkiyalık yaptığı söylendiğinden pek ciddiye alınmamaktadır. Ancak, hayatı boyunca, kocasını aldatan annesinin, bir Türk ile değirmendeki beraberliğinden  hayata geldiği söylenmiştir Kıbrıs’ın Türk ve Rum halklarının dilinde.

1985’lere kadar tarım ve ticaretin yoğun olduğu Elmalı, gerek su kaynaklarının azalması gerekse Antalya’ya aşırı göç vermesi nedeni  ile nüfusu azalmış olsa da son yıllarda tarımda yapılan yenilikçi çalışmalar kente yeni bir ivme kazandırmış ve nüfusu 40.000’e yaklaşmıştır.

Erenler ve âşıklar kenti Elmalı’nın dar sokaklarında ilerlerken bir türkü dolandı dilime;

" su gelir bulanarak,
bahçeyi dolanarak,
buna can mı dayanır,
yar geldi ağlayarak.

aman aman Elmalı,
yar seni nerde bulmalı,
seni bulduğum yerde,
sıkı sıkı sarmalı. “

Bu gece, Elmalı Sedir Araştırma Ormanı’nda konaklayacağız. Elmalı Orman İşletme Müdürlüğü’ne giriyoruz. Yaşlı, göbekli bir işletme müdürü beklerken, sempatik, güleryüzlü genç bir kadın fırlıyor masasından kapıyı açtığımda, elimi sıkarken;

” hah şöyle diyorum devlet müdürü sempatik olmalı, genç olmalı, çoğunlukla da hanım olmalı.”  Kimlik fotokopilerimizi alıyorlar, jandarmaya bildirmeleri gerekiyormuş.

Elmalı çarşısında kumanya düzüyor, önümüzdeki iki gece ve iki gün beş kişiye yetecek yiyecek ve sularımızı derliyoruz. Programınmız yoğun bu süre içerisinde,  Batı Toros Dağları’nın en yüksek dağı Kızlar Sivrisi’nin 3078 metrelik zirvesine tırmanmak var, Araştırma Ormanı’nda ve yarın gideceğimiz Çığlıkara Ormanları’nda anıt sedir ve ardıç ağaçlarını görmek, hüsnüyusufların, geven çiçeklerinin renkleri arasında huzur bulmak var.

Araştırma Ormanı tesislerine, 8 kilometrelik orman yolunu izleyerek ulaşıyoruz. Ortalığa hakim sessizlik, zaman zaman bir kızıl şahin ya da vaşak sesi ile bozuluyor. Çamkuyuları adlandırılan bölgede, misafirhanenin önüne park ediyoruz. Geniç bir salonu, temiz odaları, kocaman bir şöminesi, mutfağı ile beklentilerimizin üzerinde bir misafirhane ile karşılaşıyoruz. Geceyi karanlıkta geçirmeyeceğimiz de anlaşılıyor, zira, bilinenin aksine son yıllarda güneş panelleri ile enerji  temin edilmiş.

Odalara yerleştikten sonra, Durmuş Bey’le yarın sabah erken saatlerde başlayacak olan Kızlar Sivrisi tırmanışı rotasını programlayabilmek için, araçla beş altı kilometre ilerliyoruz. Arı kovanları ve keçilerini yaylatan göçer çadırları serpilmiş geniş araziye.  Yer yer yılkı atları çarpıyor gözümü, küçük gruplar halinde geziyorlar.

Bir yörük çadırının önünde duruyoruz, Yaşlıca, ama dinç bir adam yanımıza geliyor merakla. Yarın karanlık saatlerde buradan dağ zirvesi yapacağımızı, şimdiden rotayı kestirmeye çalıştığımızı söyleyince garipsiyor. Vala ömrüm buralarda geçti, hiç de merak edip çıkmadım tepesine diyor. Karşımızda, güneşin kızıllaştırdığı Kızlar Sivrisi muhteşem bir renge bürünmüş.

Geri dönerken muhteşem bir yerde olduğumu bir kez daha anlıyorum. Ahh diyorum, şu anlar biraz daha uzasa. Ama olmuyor, misafirhanenin önüne gelene kadar güneş batıyor ve orman karanlığa teslim oluyor.

Bir kısım arkadaşlar mutfağa girip, yemek hazırlığına girişirken, ben şömineyi yakıyorum. Ağaç kabukları ile kaplanmış, üzerinde iri dağ keçilerinin boynuzlu başları asılı şömine  giderek tutuştukça, bir av köşkünü andırmaya başlıyor.

Yemek sonrası,  gökyüzünde samanyolu rehberliğinde yürüyüşe çıkıyoruz.  Elimizdeki fenerleri söndürmek zorunda kalıyoruz, zira bulut gibi sinek toplanıyor üzerimize. Az sonra, gözlerimiz karanlığa alışıyor ve Sedir Ormanı’nın faunasının tüm melodilerini dinlemeye başlıyoruz. Aslında hepimiz bu harika yürüyüşü sürdürmek istiyoruz, ama; yarın sabah 03.30’da kalkıp zirve yürüyüşüne başlayacağız.

Nicedir, Samanyolunu böylesi net, yıldızları bu denli yakın görmemiştim. Sabahlamayı hak eden müstesna bir gecedeyiz, ne var ki, gsm çalışan bir nokta bulup ailelerimizle görüştükten sonra geri dönüp, ormanın kuytusunda uykuya teslim oluyoruz.

 

29.07.2017 (ÇAM KUYULARI - KIZLAR SİVRİSİ ZİRVE TIRMANIŞI - ELMALI - ÇIĞLIKARA ORMANLARI)

Neredeyse gözümü kırpmadan geçiyor gece. Anı yaşa diyen sese uyuyorum, ormanın derinlerinden gelen vaşakların, belki de kızıl şahinlerin çığlıklarını dinliyorum. Çıkıp yürümek istiyorum zifiri karanlıkta, hem gözüm kesmiyor hem arkadaşlarımı uyandırmak istemiyorum.

Saat 03.30’da kalk borumuz Durmuş Bey kapıya dayanıyor. Ortalık hayli serinlemiş. Yürüyüş ve tırmanış ekipmanlarımızı alıyor ve giysilerimizi kuşanıyoruz.

Zifiri karanlıkta ilerliyoruz, camdan giren serin hava ürpertiyor. Dün akşam tanıştığımız yörük Süleyman Karapınar’ın keçi ağılının önünde park ediyoruz. Aracın sesine çıkıyor elinde fenerle Süleyman Karapınar, “ hayırlısı ile gidin gelin, dönüşte ayran içmeden bırakmam “ diyerek bizi patikalara uğurluyor.

Durmuş Bey, sekiz yıl önce yürüdüğü patikayı karanlıkta muhteşem bir önsezi ile buluyor. Giderek artan eğimde Kızlar Sivrisi zirvelerine doğru adımlarımızı sıklaştırıyoruz, kafa laqmbalarının ışığında. Neredeyse, sahiplerinden başka insan görmemiş köpekler ellerinden gelse parçalayacaklar bizi. Yükseldikçe sesleri zayıflıyor, tan atıyor, Torosların ufukları kızarmaya başlıyor.

Süleyman Karapınar’ın çadırının yanından nokta gibi görünen Yalnız Ardıç’ın yanından geçiyoruz. Gövdesini detaylı görmek mümkün değil, ama yılların eğri büğrü hale getirdiği gövdesi yaşadıklarını ele veriyor.

Neredeyse bir yıl ne zirve çıkışı yaptım, ne de disiplinli yürüdüm. En son yine Durmuş Bey’le 126 Temmuz sabahı Sandras Dağı zirvesine çıkmıştık. Açıkçası, kondüsyonumuzun yetersiz olduğunu hissediyor bu nedenle tedirginlik yaşıyordum. Nitekim, giderek bacakların iflas etmeye başladığını hissettim. Öyleki, ancak elli adım yürüyebiliyordum son anlarda. Rakım arttıkça kalp atışlarım hızlanıyordu. Neyseki, patikam üzerinde açmış muhteşem geven çiçeklerini fotoğraflarken aldığım keyif yanında dinleniyordum da.

Oflaya puflaya, ama azmederek zirveye, 5 saat sonra saat 10.00’da, bayrak direğinin yanına geliyorum, benden önce çıkmış arkadaşlarımın yanına.

Artık, rüzgarın erişemediği bir kuytuda kumanyalarımızı çıkarıp enerji ihtiyacımızı karşılıyoruz. Sırada, TODOSK (Toroslar Foğa Sporları Klübü)’nün hazırlamış olduğu zirve defterine de “bugün Anadolu’mun dağlarında 6. Zirveyi yapmanın mutluluğunu yaşıyorum. Şükürler olsun. “

Tüm giysilerim terden sırılsıklam olmuş, kayaların üzerine seriyorum. Rüzgarda çok çabuk kuruyorlar. Dönüşe geçiyoruz, ayaklarım henüz kendine gelmemişken, inişin ritmi ile kendilerinden geçerek titremeye başlıyorlar. Gerçi, iniş fazla yormuyor, kayma tehlikesi olsa da, çarşakların üzerinden hızla akıp gidiyoruz. 3.5 saat sonra, karanlıkta tırmanışa başladığımız yere geliyoruz.

Aracımızı emanet ettiğimiz Yörük Süleyman Karapınar’ın çadırının gölgesinde nefesleniyor, eşinin keçi sütünden yaptığı muhteşem ayranla kendimize geliyoruz.

Bedenimizde ve kaslarımızda yorgunluk, zihnimizde Batı Toros Dağlarının 3078 metrelik zirvesi olan Kızlar Sivrisi’ne tırmanmış olmanın mutluluğu ile dönüyoruz Çam Kuyuları ormanlarının misafirhanesine. 

Sedir Araştırma Ormanlarında bir zamanlar, yaz aylarında görevlilerin aileleri ile burada konaklayıp çalışmaları için tesis edilmiş güzelim evlerin bakımsızlıktan çürümeye terkedildiğini görünce, çok üzülüyoruz. Misafirhane çok bakımlı, elektrik sorunu güneş panelleri ile çözülmüş, aylarca kalası geliyor insanın. Ne var ki, eşyalarımızı toplayıp, Elmalı’ya doğru yola çıkıyoruz.

Elmalı’da, Akdeniz sıcağına meydan okuyan bir serinlik tenimizi ferahlatıyor. Öğle yemeğimizi  hallederek, kumanya takviyesi yapıyor ve bu kez Çığlıkara Ormanları’na doğru yola koyuluyoruz.

Çığlıkara Ormanları ayrı bir ülke sanki, ilerliyoruz etrafımızdaki yoğun sedir ağaçlarının doyumsuz güzelliğini seyrederek. 1780 metre rakımlı, Dokuz Göller bölgesindeki misafirhaneye yerleşiyoruz. Gelirken yol boyu dikkatimizi çeken su kuyuları burada da var. Üstelik, burada da, yakın tarihlere kadar orman gömrevlilerinin yaz aylarında aileleri ile konaklayarak görev yapmaları için yapılmış binalar sanki daha bakımlı.

Binaların çatılarında biriken kar ve yağmur suları taşıma sistemleri ile toprak içinde oluşturulmuş beton kuyulara aktarılıyor ki, su kaynağının kıt olduğu Çığlıkara için mükemmel bir çözüm bu.

Geven çiçeklerinin bu kadar güzel olduğunu ve mor, pembe beyaz renk cümbüşü barındığını bilmezdim, burada şahit oldum ve bu hayranlığı sanırım uzun zaman unutmayacağım.

Hava kararana kadar yürüyoruz, her adım farkındalığımızı körüklüyor, hayranlıkla seyrediyoruz muhteşem sedir popülasyonunu.

Çığlıkara Ormanları’nın Kırmızı Orman Karıncaları tarafından korunduğuna dair hafızamda bir şeyler kalmıştı. Burada, birebir şahit olmanın heyecanını  yaşadım.

1971 yılında, ormana getirilen Kırmızı Karınca yuvası 25 iken günümüzde 400’ü aşmış durumda.  Bir yuvada yaklaşık 300 bin karınca yaşıyor. Sedir ağaçlarına zarar veren her türlü böceği, tırtılı, yaprak arılarını, larvaları, böcek pupaları ve bitki bitlerini yiyerek ormanı koruyorlar.

Bu yararlılar, salgıladıkları formik asitle, kendilerinden çok daha iri zararlıları imha ederek yuvalarına taşıyorlar. Tohum taşıyarak da orman popülasyonunun artmasına katkı koyuyorlar.

Yuvalarını oluştururken salgıladıkları bu formik asidin astım hastalığına iyi geldiğine dair bir rivayet var. Doğruluğu bilimsel olarak kanıtlanmamış, ama; şifa peşindeki insanlar yıllarca ormana girerek hem ağaçlara hem yuvalara büyük zarar vermişler. Bu nedenle, Çığlıkara OrmanlarI halka kapalı, girişler görevlilerce kontrol altına alınmış.

Akşam, imece ile yemek hazırlanıyor ve uzayan sohbetlerle sürüyor gecemiz, Kızlar Sivrisi’nin üzerimizdeki harabiyetine rağmen.

Sonunda yorgun gövdelerimiz yataklara giriyor, bizi ışığa boğan jeneratörün homurtusu kesiliyor ve Çığlıkara Ormanları’nın vahşi yaşamının tanığı olarak, yükselen binbir sesin ninnisi ile uykuya dalıyoruz.

 

30.07.2017 (ÇIĞLIKARA ORMANLARI - ABDAL MUSA TÜRBESİ - FETHİYE - KÖYCEĞİZ)

Sabah, dünkü yorgunluğu unutmuş ve atlatmış olarak açıyoruz gözlerimizi. Misafirhane önündeki masa, az sonra muhteşem bir kahvaltı şömlenine tanık oluyor. Hayır, serpme kahvaltı zenginliği değil bu ihtişamı veren, 1850 metrede içimize çektiğimiz oksijen, orman derinliklerinden gelen muhteşem orkestranın senfonileri ile hemhâl olmanın varsıllığı yaşıyoruz, kahvaltı esnasında.

Çığlıkara Ormanında çoğu endemik 400’den fazla bitki türü bulunuyor. Kulaklarımıza ulaşan arı vızıltıları bu zenginliğin işareti olsa gerek.

Kilometre ilerliyoruz orman yolunda, yolu kaybettik derken, dünden beri heyecanla hemhâl olmayı beklediğimiz Koca Katran ağacının önünde buluyoruz kendimizi.

Ülkemizin en yaşlı ağacı ünvanını gururla koruyor şimdilik ve yaşama veda etmeye hiç mi hiç niyetli değil göründüğü kadarıyla. 25 metre boyu, 2.82 metre çapı ile tam tamına 2019 yıldır tanıklığını yapıyor dünyamızın.

Kısacık ömrümüzün garipliğini hissederek, ürkek sokuluyoruz Koca Katran’a. Malûm, bu yörede sedir ağacına katran der Akdeniz’liler.

Mısırlılar’dan, Osmanlılar’a nice baltalar girmiş ormana ve Koca Katran her seferinde canını kurtarmayı başarabilmiş. İstemeyerek de olsa ayrılıyoruz huzurundan ve binlerce yılın sessizliği ve farkındalığı ile baş başa bırakıyoruz.

Bölgenin yangın hassasiyeti göz önüne alınarak 2000 metrenin üzerindeki Çivkuş Tepesinde bulunan yangın kontrol kulesine çıkıyoruz, aracımızın homurtusu, nice bin yılı devirmiş sedir ve ardıç ağaçlarının arasında kayboluyor.

Bekçi Ahmet ve eşi sözleşmeli personel olarak çalışıyorlar. Kızları Nisa ve Elif, anneleri tarafından çiçek gibi giydirilmişler. Küçük bir odaya götürüp, kurumaya bırakılmış şifalı bitkilerin arasında kurdukları evcilik oyunlarını ve bebeklerini gösteriyorlar.

Hiç düşünmediğimiz bir sürpriz bekliyor bizi, yangın kulesinin minicik salonunda, bize harika bir kahvaltı hazırlamışlar. Şaşkınlığımız, muhteşem lezzetlerle beraber eriyip, sofra sahiplerine duyduğumuz şükrana dönüşüyor giderek.

Güzel anlar tez geçiyor, vedalaşıyoruz ve Avlan Gölü kıyılarında Çığlıkara Ormanları nizamiyesinden çıkıyoruz. Avlan Gölü’nün ardında Kızlar Sivrisi, gölün titrek sularına düşen yansıması ile dost selâmı gönderiyor bizlere.

Avlan Gölü’nün yakın tarihlerde yaşadığı acı anıları var. Bölgenin zengin ağaları, arazilerini sulamak için göl içerisinden kanallar açarak suyu Başgöz Çayı’na vermişler. Ancak, doğa her zaman olduğu gibi, bu müdahaleyi hoş görmemiş vebölgede 807 mm. olan yağış 439 mm’ye düşmüş, neden sonra kanallar iptal edilerek göl tabii haline dönüşünce 519 mm’ye yükselmiş, ancak, hâlâ nem ve yağış azlığından bölgenin muhteşem bitki örtüsü çok yok olacak derecede zarar görmüş.

Buralara gelmişken, Anadolu erenlerinden Abdal  Musa Türbesi’ni ziyaret etmeden ayrılmak istemiyoruz. Ünlü bir düşünür ve ozan olan Abdal Musa, 14. Yy’da Oırhan Gazi’nin askerleri ile Bursa’nın fethine katılmış, ancak, sonraları Alevi inancını benimseyenlerin yoğun olarak yaşadığı Batı Toros Dağları eteklerinde Elmalı’ya bağlı ve şimdilerde Tekke mahallesi olarak anılan yere yerleşmiş ve dergahını kurmuş.

Belki kısa, ama; çok anlamlı iki gece üç gün süren gezimizi, hafızalarımıza kazıdığımız Sedir Araştırma Ormanı ve Çığlıkara Ormanı’nda gördüğümüz muhteşem güzellikler, Kızlar Sivrisi (3078 m.) zirvesine çıkmanın gururu, Abdal Musa ereninin ruhuna gönderdiğimiz dualarımız eşliğinde bitirmek üzere Fethiye’ye doğru yola çıkıyoruz.

 

 
Toplam blog
: 80
: 6572
Kayıt tarihi
: 04.03.07
 
 

Hayatın anlamı; anlamlı yaşamaktır. ..