- Kategori
- İş Yaşamı - Kariyer
Batı’ya tu kaka diyoruz da…

Okul hayatı, iş hayatı derken ömrümün yarısı dışarıda geçti. Kariyerimde sadece iki Türk firması oldu. Şimdilerde -duayenlik misyonuyla- eskisi kadar aktif bir yaşam sürdürmüyorum, çılgınca seyahat etmiyorum; ama dünyada gördüğüm ülke sayısı 148’e çıktı, ölmeden de 160’ı tamamlamayı hedefliyorum.
Yöneticilik hayatımda yüzlerce kişiyi işe aldım, onlarca kişinin iş akdini feshettim. Grevler, lokavtlar gördüm. Batı ekonomisinin gücünün nereden geldiğini içlerinde yaşayarak öğrendim. O gücün temelinde takım oyunları ve okulunu yeni bitiren çömez elemanlar vardı. İş bulamama korkuları yoktu. Müthiş sosyal imkanlar ve maaş düzeyiyle iş hayatına atılıyorlar, herkesin eşit olduğu bir ortamda huzur içinde çalışıyorlardı. Bu ruh hali de işlerine, şirketlerine başarı ve verim olarak yansıyordu.
Bunu nasıl başardıklarını birkaç örnekle anlatayım;
- Şirket içinde herkes eşittir. Ünvanlar sadece kartvizit içindir ve dışarıya karşıdır.
- Toplantılara gereksiz vakit kaybı gözüyle bakılır. Bir şirkette ne kadar çok toplantı yapılıyorsa işler o kadar kötü gidiyor demektir. Önemli kararların tuvalette yan yana şaaparken ya da kahve makinesi başında alınması olağandır.
- Çaycısı, kahvecisi yoktur; herkes kendi çayını, kahvesini alır. Genel müdür kendine kahve almaya giderken sekreterine, yakınındaki elemanına da isteyip istemediğini sorar.
- Aslolan iştir; kıyafet mecburiyeti, sakal-bıyık, küpe-piercing muhabbeti yoktur.
- Mesai saatlerine uymamak ayıptır ve dışına taşanlara garip gözlerle bakılır. Çünkü personel sayısı yapılan işle uyumludur, fazla mesaiye gerek yoktur. Yani, mesai 17:00’de bitiyorsa ve siz hâlâ çalışmaya devam ediyorsanız, bütün gün oturmuş tembel biri olarak nitelenirsiniz ve sizin sosyal hayata, ailenize de saygınız yoktur! Saat 17:00’de şirketi -örnek olmak adına- önce genel müdür terk eder ve mesai saatleri dışında kalınmasın diye de şirket içi alarm devreye sokulur. Oralarda önce iş değil, aile ve sosyal hayat gelir.
- Emeklilik yaşı 65’tir; ama 70’e kadar çalışabilirsiniz. Hangi okuldan mezun olduğunuza değil, -şirket içi testlerle- iş becerinize bakılır. Meslek lisesi mezunu 60 yaşındaki bir teknisyeni çalıştığı şirketten transfer etmek için az uğraşmamışızdır!
- Yeni mezun bir mühendis ortalama 3,500 avro maaşla işe başlar. Beşinci yılına geldiğinde maaşı 8-10 bin avro civarındadır. Yöneticilik pozisyonlarını da siz düşünün artık. Ve bu düşük (!) gelir düzeyiyle, bizim 80 bin avroya aldığımız arabayı 25 bin avroya alır! Hayatın her keyfi ulaşabileceği uzaklıktadır. Gelir-Gider dengesi çalışan lehinedir. Hal böyle olunca da insanlar mutlu çalışır, üretir ve ülke güçlenir, zenginleşir.
Biraz da bize bakalım mı?
- Genel müdürün altında on tane genel müdür yardımcısı, onlara bağlı direktörler, onlara bağlı müdürler, onlara bağlı müdür yardımcıları, onlara bağlı şefler! Ve hepsi de birbirine el pençe divandır! Aman ballı düzen sürsün, koltuklara zeval gelmesindir.
- Toplantıdan toplantıya koşmak “Çok çalışıyor.” imajı yaratır. Hele ki arayanlara, “Hüdaverdi Bey toplantıda. Verim toplantısından çıkıp finans toplantısına girecek.” denmesi pek havalıdır.
- Her katın çaycısı, yamağı, temizlikçisi vardır; nasıl bir varoş hiyerarşisiyse! Müdür beyin kahvesini yapma onuruna erişmek için aylar geçmesi gerekir!
- Boya saçlarını eflatuna ya da tak piercing'ini de git bakalım işine!
- İşine erken gelip gece yarılarına kadar çalışan asgari ücretli en makbul elemandır. Bir ailesinin olması, sinemaya-tiyatroya gitmesi, arkadaşlarının misafirliğe gelmesi hiç önemli değildir. Kafatasçı düzende önemli olan patronun mutluluğudur. Yapılan fazla mesai için ekstra para beklenmesi ise son derece ayıptır. Personel, bir işi olduğu için dua etmelidir, çünkü kapıda bekleyen yüzlerce işsiz vardır.
- 35 yaş doldu mu tehlike çanları çalmaya başlar! Çünkü maaş yükselir ve birilerine batmaya başlar. Kırkında işsiz kalan bir kişinin iş bulması mucizedir. Patron, elemanının bitirdiği okula, tecrübesine, iş becerisine bakmaz; aklı dışarıdaki -asgari ücrete fit- yirmilik kölelerdedir! Ve bu firmalar; niteliksiz, tecrübesiz, ucuz işçilikle dünyanın en kaliteli ürünlerini ürettiklerini iddia edip bizi güldürürler:)
- Okulunu bitiren gencin iyi bir iş bulma şansı %20’dir. Mesleğinde iş bulma şansı ise sadece %5’tir. Olur da bir iş bulursa asgari ücretle başlar ve beş yıl sonra geldiği yer belki 3 bin liradır. Maaşının yarısını vergi verir, o vergilerle yapılan yollara, köprülere de ayrıca para öder. Bir Alman’ın 3 tane araba alacağı paraya 1 tane alabilirse dünyanın en pahalı benzinini kullanır! Dolar yükselir, patron ürünlerine zam yapar; ama işçiler bir işleri olduğu için şükretmelidir!
Bebeğinin mamasıyla dolmuş parası arasında tercih yapan baba, altı yürümekten delinmiş ayakkabısına bakarak düşünür: “Üniversiteyi bitirdim, iyi oldu da ne denizin altındaki tünelden ne de üstündeki köprüden geçecek bir arabam yok, dünyanın en büyük havalimanından uçacak param da yok. İlkokulda bir kızım, bir de iki aylık bebeğim var. 700 lira kira, kalan 650 lira da aidat, doğal gaz, ulaşım, elektrik, su, telefon, yemek, giyim, okul, temizlik, sağlık için! Varsın olsun; ülkem güçlü, bana da tanrı yardım edecek; büyüklerim öyle diyor!”