- Kategori
- İnançlar
Batıl İnancın sürekliliği

Beklentili inanç
Aslında bu yazıyı bu çağda yazıp, günümüz koşulları ile benzerliğini ifade etmek insan aklına hakaret gibi geliyor bana ama ne yazık ki yaşanılan gerçeklerden kaçılamıyor. Arapçada sıfat olan batıl, butlan sözcüğünden türetilmiştir. “Boş, çürük doğru, gerçeğe karşıt” anlamına gelmektedir. Batıl inanç ya da boş inanç, mantıksal bir temele dayanmayan inanç ve davranışlara denir. Bazen, nedenini bilmediğimiz davranışlarda bulunur ya da sözler söyleriz. Yolculuğa çıkan birisinin arkasından yere su dökmeyi, merdiven altından geçmemeyi, gece tırnak kesmemeyi, aksıran birisine "Çok yaşa!" demeyi, 13 sayısının uğursuzluğunu bunlara örnek olarak verebiliriz. Bu inanç eski paganizme dayanmaktadır.. İnanç ise bir kimsenin günlük yaşamını, davranışlarını etkileyen, başkalarından öğrenme yolu ile kazanılan düşünce varlığıdır.
Korku, çaresizlik, çağrışım gibi psikolojik nedenlerle beliren, geleceği bilme, isteği ile bazı rastlantı benzerliklerini iyilik ve kötülüğün ön belirtileri olarak değerlendiren ilmin ve geçerli tüm dinlerin ret ettiği bir takım doğa üstü kuvvetlerin varlığını kabul eden, kuşaktan kuşağa geçen yanlış inanışlar günümüzde halen daha çok etkin bir şekilde yaşamımızda yer almaktadır. Batıl inanç, insanın zekası ile yorumlayamadığı, çözemediği olgu ve olayları doğa üstü güçlere, bilime ve dinin kutsal saydığı ilkelere aykırı olarak dayandırılmasıdır.
Batıl inancın çıkma nedenleri olarak; A) Psikolojik ve sosyolojik nedenler B)Maddenin içeriğini ve doğa kanunlarını bilmemek, C) Geleceği öğrenme arzusu, D)Korku, E) Cin, Peri ve dev inancı, F) Batıl inanışlara uygun yayınların varlığı. Genelde ise batıl inanışlara inanma, ananeler, korku, bilinçsizlik ve eğitimsizlikle açıklanabilir.
Osmanlı döneminde serbest olan hatta resmileşen gaipten haber verme, falcılık vb. işlemler Cumhuriyet Türkiyesinde 13 Aralık 1925 tarih ve 677 sayılı kanunla yasaklanmıştır. Kanun, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve muska yazma gibi davranışları resmen yasak ettiği halde, ciddi bir yaptırım gücünün olmaması nedeni ile bu tür uygulamalar fiilen işlevlerini yerine getirmektedir. Hatta günümüzde bile kamuoyunu uzun süre meşgul eden bu tür olaylara sıkça rastlanmaktadır.
Hala, mezar taşlarına, türbe pencerelerine, çalılara, ağaçlara, bez bağlayan mum yakan, para atan, tuz serpen, bahçesinin eşiğinde kurban kesen, “zavallı insanların” sayısı hiçte az değildir. Kızının nasibini açtırmak, yer altı hazineleri bulmak, çaldırdığı eşyanın hırsızını öğrenmek için falcılara, üfürükçülere, muskacılara ve büyücülere koşturanlar hem de bunu inançları uğruna yaptığını söyleyenler azımsanmıyacak kadar fazladır. Ya bu işten para kazanan hocalar, hoca kisveli sahtekarlar, madrabazlar, üçkağıtçılar, dolandırıcılar, hilekarlar, düzenbazlar ve onlara çanak tutan din simsarları, tüm ülkemizi sarmış durumdalar. İslam dini hurafeyi kesinlikle yasaklamıştır. Ancak bu yasaklama ile batıl inanışın önü kapanmadığı gibi din adamlarının ve ülkeyi yönetenlerin de bu konuda etkili bir mücadele verdiklerini söyleyemeyiz. Kalp gözü, sırlar dünyası, gerçek kesit, sır kapısı gibi mistik, absürd, akla aykırı programlar televizyonlarda gösterilerek insanların beyni manipule edilmektedir.
Bilimin ve Tıbbın tüm bu gelişmişliğine karşı hastalıklardan kurtulmak için türbeler halen daha çok yoğun ziyaret edilmektedir. Kızların kısmetini açan, ruh sağlığını tedavi eden, ziyaret edildiğinde sevap kazandıran, çocuk sahibi eden, felçlileri iyileştiren, kekemeliği, deliliği gideren, çıbanı yok eden, çocuğu yürüten, uzun ömürlü yapan, bambul sineğini yok eden, kazadan koruyan, atları doyuran, kolay doğum yaptıran, az olan anne sütünü çoğaltan türbelerin var olduğunu biliyormusunuz?
Badelettiren, cezb ettiren, cennetten arsa dağıtan, cenneti vaad eden, fakirliğin kader olduğunu sürekli ifade eden, binlerce itaatkar muridinin olduğu tarikat, cemaat şeyhlerinin cirit attığı ülkemizde, insanların inanç sistemi de karışmış, akıl tutulması gerçekleşmiştir. Anadolu'nun bir çok yeri, sokaklar, televizyonlar din adına karar verici meczuplarla dolmuş, rasyonel aklın ve hak dinin karşısında duran bu insanlar toplumun dinamosu haline gelmiştir. Allahla kul arasına giren, kerameti kendinden menkul bir sürü din bezirganı ortalığı boş bulmuştur. İmam-ı Şafii “Alimi olmayanın dini, doktoru olmayanın sağlığı yoktur” sözü herşeyi açıklamaktadır.
Anadolu halen el alan (boğaz, karın, bel ağrılarını iyi eden babasının mesleğini yürüten), kırıkçı, çıkıkçı, düşükleri önleyen, kurdeşen, boğmaca, sigil, arpacık, epilepsi, kekemelik, psikolojik sorunları kimi elleri, kimi yaptıkları uyduruk ilaçlarla veya kimisi de muska yazarak, dua okuyup, nefesinin kuvvetli olduğunu söyleyerek bu sorunları çözdüğünü iddia etmektedir.
Büyücülük, üfürükçülük ve falcılığın açtığı bir sürü tecavüz, travma içeren dramatik olayı basından takip etmekteyiz. Çok kere din perdesine bürünmüş din simsarları, saf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okursanız... Görürsünüz ki milletimizi mahveden, esir eden, harab eden kötülükler hep din örtüsü altındaki çirkinliklerden gelmiştir
Atatürk 1930 yılında “Bir de, Türkiye Cumhuriyeti dahilinde, tüm tekkeler ve zaviyeler ve türbeler kanunla kapatılmıştır. Tarikatlar kaldırılmıştır. Şeyhlik, dervişlik, çelebilik, halifelik, falcılık, büyücülük, türbedarlık vesaire yasaktır. Çünkü bunlar gericiliğin kaynakları ve cehaletin damgalarıdır. Türk milleti, böyle müesseselere ve onların mensuplarına katlanamazdı ve katlanmadı.” Diyerek bu çok önemli konuya dikkat çekmiştir.
Şöyle bir etrafınıza bakar mısınız. Sizce sorun çözülmüşmüş müdür, yoksa batıl inanç yaşamımızda halen çok mu etkili ne dersiniz?
Aklın yolunda buluşmak üzere, hoşça kalın.
Nizamettin BİBER