​ Baykal davayı kaybediyor! Yarbay Dönmez'e 4 yıl hapis ve meslekten ihraç cezası verildi! / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '10

 
Kategori
Siyaset
 

Baykal davayı kaybediyor! Yarbay Dönmez'e 4 yıl hapis ve meslekten ihraç cezası verildi!

Baykal davayı kaybediyor! Yarbay Dönmez'e 4 yıl hapis ve meslekten ihraç cezası verildi!
 

Ergenekon soruşturmasının başlamasına, Ümraniye'de bir gecekondunun çatısında emekli bir assubaya ait el bombalarının bulunması sebep olmuştu. Bilahare Eskişehir'de, yine emekli bir subaya ait bir evde el bombaları ve silahlar bulundu.

Baykal bu silahlar ve cephaneler için "üç beş silahla darbe mi olurmuş!" dedi.

Daha sonra iki emekli general gözaltına alındı, sorgulandı ve tutuklandılar.

Baykal bunun için de "İki emekli general görevdeyken ve silahları varken darbe yapmamışlar da şimdi mi darbe yapacaklar" dedi.

Baykal, bir taraftan Ergenekon sanıklarını ve somut delillerini küçümsemeye çalışarak Ergenekon'un fasa fiso olduğunu söylerken, diğer taraftan da Ergenekon sanıklarının yurtsever olduklarına vurgu yapıyor ve yurtsever oldukları için mağdur edildiklerini ima ederek olayı dramatize ediyordu. Bu şekilde kamuoyunda güçlü bir tepkinin oluşmasını bekliyordu.

Bu, görevli savcı ve hakimlerin ellerini kollarını bağlamak ve Ergenekon davasını başlamadan sonlandırmak anlamına geliyordu. Çünkü böyle bir siyasi davada güçlü kamuoyu desteğine ihtiyaç vardı.

Baykal bununla da kalmadı. Yerel mahkemelerin iktidarın kontrolünde olduğundan bahisle, Ergenekon davasının aslında bir sivil darbe olduğunu söyledi. Soruşturmayı savcı yürüttüğünden, bu sivil darbeye "savcı darbesi" adını verdi!

Şimşekler Savcı Zekeriya Öz'e yöneldi. Yoğun eleştiriler yapıldı. Doğrudan görevden alınması kuşku doğuracağından, davanın çok kapsamlı olduğu, dolayısıyla bir savcının üstesinden gelemeyeceği ileri sürülerek çok miktarda savcının görevlendirilmesi talep edildi. Bu şekilde Savcı Öz'ün etkisizleştirilmesi düşünüldü. Gerçekten de yardımcı savcılara ihtiyaç vardı ve atamalar yapıldı, ama beklenen değişim olmadı, dava aynen yoluna devam etti.

Çaresiz Baykal "artık umudumuz yüksek yargıda" demek zorunda kaldı.

Somut delillere ihtiyaç vardı. Kah ihbarlarla, kah tesadüflerle, kah zanlıların evlerinde yapılan aramalarda bulunan krokilerle, toprak altlarından, denizlerden, göletlerden cephane fışkırmaya başladı!

Baykal, kendine has üstün hitabet ve ikna yeteneğiyle olayları küçümsemeye, perdelemeye, karartmaya ve hedef şaşırtmaya devam etti...

Kabul etmek gerekir ki; Baykal Ergenekon avukatlığında çok da başarılı oldu. Ergenekon'u açık ya da gizli destekleyenlerin dışında, olaya tarafsız bakan kişilerin de zihinlerinin bulanmasına neden oldu. Oysa davayı görevli savcı ve hakimler yürütüyordu. Deliller toplandıktan sonra mahkemenin vereceği karar temyiz incelemesinden de geçecekti. Hukuki sürece saygılı olmak gerekirdi. Ve bunu en iyi bilecek olan da, kendisi de bir hukukçu olan Baykal'dı. Baykal böyle yapmadı!

Salı günleri yapılan grup toplantılarında Baykal, neredeyse her hafta bu konuyu işledi. Grup toplantı salonunu adeta mahkeme salonuna çevirdi. Böyle kapsamlı ve siyasi bir davanın başta avukatı olmak üzere savcısı, hakimi oldu. Davanın görevli savcı ve hakimlerini mahküm ederken, sanıklarını peşinen akladı!

Baykal, en çok da Danıştay davasının Yargıtay'da bozulmasına ve Ergenekon davasıyla birleştirilmesine kızdı. "Sanık açık açık itiraf etti. Olay bir irtica kalkışmasıdır. Daha ne karıştırıyorsunuz" dedi.

Oysa sanık itirafının tek başına yeterli olamayacağını, şüpheye yer bırakmayan delillerle bunun ispat edilmesi gerektiğini yine bir avukat olarak en iyi Baykal bilirdi! Kaldı ki, diğer iki sanığın itirazlarına rağmen, deliller tam toplanmadan yerel mahkeme garip bir şekilde, alelacele "irtica kalkışmasıdır" şeklinde kararını vermişti.

Danıştay davasının Ergenekon davasıyla birleştirilmesinin iki önemli sonucu olacaktı. Birincisi: Eğer Danıştay olayı, darbe şartlarının olgunlaştırılması için icra edilmişse, tam da amaca ulaşmak üzereyken geri tepmesi söz konusuydu. Zira olaydan sonra kamuoyunda irticaya karşı çok büyük infialler ve tepkiler oluşmuştu. İkincisi: Ergenekon'daki iddia edilen darbe girişimleri ile ilgili henüz elle tutulur, gözle görülür somut bir delil ortaya çıkmamıştı. Danıştay davası Ergenekon'un en önemli delili olacaktı. Yani tam "kaş yapayım derken göz çıkarmak" olayı söz konusuydu.

Ergenekon davasında yapılan usul hataları, mağduriyetler ve özellikle de Türkan Saylan'ın hasta yatağında evinin aranması olayı kamuoyunda tepkilere ve kuşkuların daha da yükselmesine neden olmuştu.

Baykal bunu da çok iyi kullandı. Davanın hukuki değil, siyasi olduğunu ve esas amacın muhalefeti sindirmek olduğunu daha da yüksek perdeden haykırmaya başladı.

Bu uygun ortamda davanın savcı ve hakimlerinin neredeyse tamamının HSYK tarafndan değiştirilmesi denendi, başarılamadı.

Baykal Ergenekon avukatlığında belki de en tehlikeli girişimini ordu yönetimine karşı yaptı. Tahrik edici konuşmalarla ordu disiplinini ve hiyerarşısını sarsacak söylemlerde bulundu, adeta ateşle oynadı.

İki emekli generalle beraber ATO Başkanı da gözaltına alınmış, sorgulanmış ve tutuklanmışlardı. Ertesi gün ATO bir toplantı düzenledi ve orada TOBB Başkanı ATO Başkanı'nı savundu ve çok ağır eleştiriler yaptı. Bir süre sonra ATO Başkanı'nın tutukluluğuna yapılan itiraz sonucu ATO Başkanı serbest bırakıldı.

Baykal, o haftaki grup toplantısında müstehzi bir ifadeyle "Keşke ATO Başkanı'nı savunun TOBB Başkanı gibi emekli generallerin de bir savunucusu olsaydı" diyerek emekli generallerin sahipsiz olduklarını ima etti.

Bu konuşmanın TSK komuta kademesini astlarına karşı ne kadar zor bir duruma düşürdüğünü herhalde Baykal da tahmin edebiliyordu!

Askerin sivil yargıda yargılanması hakkında kanun çıkarıldı. Baykal yine dokundurucu konuşmalar yaptı ve derhal Anayasa Mahkemesi'nde iptal davası açtı. Bu kanun Ergenekon savcı ve hakimlerininin elini daha da rahatlatacaktı. İptal ettirildi.

Darbe girişiminde bulunan kuvvet komutanlarının sorgulanması gündeme geldi. Baykal yine heyecanlandı. Baykal bu defa Brezilya'dan örnek verdi. Güya orada eski cuntacıları sorgulamak ve yargılamak istemişler, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları topluca istifa tehdidinde bulunmuşlar ve bundan vazgeçilmiş. Baykal bu örnekle, bizim komutanlara da "Siz de ne duruyorsunuz, siz de istifa tehdidinde bulunsanıza" mesajını göndermiş oldu.

Baykal'ın TSK'ya karşı, hafif tabiriyle, bu dokundurucu tutumu sonuç vermeyince bu defa da Başbakan'a "gaz" vermeye başladı. Ona "Ne duruyorsun, Genelkurmay Başkanı'nı görevden alsana" demeye başladı!

Zaten Başbuğ da diyor ya "sabrımızı taşırmayın" diye. Acaba görevden almada sabırların taşacağı mı bekleniyor, yoksa ordunun karışacağı mı, onu bilemiyorum!

Baykal ne yaptıysa Ergenekon davasını engellemeyi başaramadı. Dava ilerliyor, ilerledikçe de gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.

Artık Baykal, yeni bir savunma stratejisi izliyor. Ortaya çıkan yeni olayları hemen inkar edemiyor. Alternatifli bir savunma geliştirdi. Bu yeni savunma stratejisine Bülent Arınç olayında ve kozmik oda aramasında şahit olduk. Baykal, "Gerçekse vahim, gerçek değilse daha da vahim" diyerek her iki durumda da kendisini haklı çıkarmaya çalışıyor. Göz altına alınanlar serbest bırakılınca ve kozmik oda hakimini takip edenler aşçı, tamirci çıkınca da "bakın boş çıktı, demek ki durum daha da vahimmiş" dedi. Bu arada hakime ve savcıya gönderilen tehdit mektubunu ve mermileri görmezden geldi.

Tutuksuz yargılama esastır diye tutuklamalara kızan Baykal, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılanları hemen suçsuz ilan etti!

Baykal'ın, demagojik ifadelerle, sıradan kişileri etkileyerek olabildiğince davanın aleyhine kamuoyu yaratmaya çalıştığı çok açık. Bu, davada ortaya çıkan usul hatalarını eleştirmenin çok ötesinde bir şey. Baykal'ın bu şekilde davranmasının gerçek sebebini bilemiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var ki; Baykal davayı kaybediyor.

Baykal, kendi ifadesiyle Ergenekon avukatı olarak elinden gelenin en iyisini yaptı. Çok da başarılı oldu. Ne yazık ki Güneş balçıkla bu kadar sıvanabiliyormuş!

İlk karar askeri yargıdan çıktı. Ergenekon davasında da sanık bulunan Yarbay Mustafa Dönmez'in lojmanında yapılan aramada bulunan krokilerin gösterdiği "Zır Vadisi"nde yapılan kazılarda çok mıktarda patlayıcı, el bombaları, cephane ve muhimmat bulunmuştu. Yarbay Dönmez yaptığı savunmada bu silahları polisin yerleştirdiğini iddia etmişti. Askeri mahkemenin yaptığı yargılama sonunda krokilerdeki çizimlerin Yarbay Dönmez'e ait olduğuna ve Dönmez'in silahları kendisinin gömdüğüne kanaat getirerek Dönmez'e 4 yıl hapis ve TSK'dan ihraç cezası verdi.

Bu karar Ergenekon davasını da destekler nitelikte bir karardır.

Askeri Ceza Mahkemesi de iktidarın güdümünde olamayacağına göre:

Demek ki, Ergenekon davası "faso fiso" değilmiş!

Demek ki, Ergenekon davası, iktidarın muhalefeti sindirme davası da değilmiş!

Demek ki, Ergenekon davası bir "sivil darbe", ya da "savcı darbesi" hiç değilmiş!

Ergenekon davası, örneklerini geçmişte gördüğümüz, iddia edilen askeri ve sivil çetelerin meşru hükümeti devirme girişimlerini yargılayan ceza davasıymış...

Umarım Baykal, anamuhalefet partisi Genel Başkanı sıfatıyla demokrasiye pusu kurdukları iddia edilen çete sanıklarının avukatlığını üstlenmenin mantıklı gerekçelerini açıklayabilir!

 
Toplam blog
: 337
: 4184
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..