- Kategori
- Türk Mutfağı
Bayram ve su böreği

Bayram dendiğinde, çocukluğumuzda güzel anacığımın yaptığı sini sini börekler ve özellikle su böreği (hiç çıkmaz ya neyse) aklıma gelir.
Bu bayram dayımgillerden Has Ahmet Ağamın, elkızı diye alıp özlerden daha öz çıkan ve tarafımdan sultan namı ile anılan eşi Ayşe Yengem, sağ olsun yine börekleri bi güzel döşemiş. İyi hoş da gidemeyeceğimi bile bile söylenecek şey mi bu canım. Hele bir de telefonda ballandırarak ballandıra anlatışları yok mu?
Tabii ki telefonda ettiğim bedduaları değme koca karılarının edemeyeceğini ve "boğazınız" ile başlayan ve "inşallahhh" diye biten türden şeyler olduğunu tahmin edersiniz. Adiler kim bilir nasıl da yalayıp yutmuşlardır. Şöyle yanında bir çay ile boğazdan aşağıya süzülüşün verdiği hazzı bir düşününce, kan beynime akmıyor, adeta zıplıyor billahi!
Efendim, çocukluk yıllarıma dönecek olursak, su böreği ile ilgili hatırladıklarım maalesef hiç de iyi şeyler değil. Evin küçüğü olacağına bilmem ne ol, derler ya tamda öyle. Bayram günleri abilerin artık kendilerine olmayan giysilerini giymek koymazdı da, o su böreği sinilerine örelenip, gıdım kadar yer vermeyişleri yok mu?
Alçaklar nefes almazdı yerken, çekirge sürülerinin hışmına uğramış tarla manzaralarına dönerdi o güzelim börek sinileri. Büyüyünce alacağım intikamları planlamakla geçirdiğim gecelerin sayısını hiç sormayın. Hele o sarı tüysüz dediğim ortanca ağabeyim yok mu? Ulan o küçücük, minnacık ağız, su böreği yerken nassıl balina ağzına dönüşürdü görseniz, küçcük dilinizi bilem yutardınız inanın.
Ahh ahh! Abi denen o alçakların her bi yaptıklarını affederim, ettim netekim dee. Velâkin, iş bayram ve su böreği deyince akan sular durur, duruyor billahi. Affetmedim, affetmem de. Netekim Huzur-u Mahşerde "su böreği, su böreği" diye iki elim yakalarında olacak.
Bir arife günü börek açmak için ayrılan yufkalardan artıp siniye sığmayanlar için, hani iki kolumu birleştirdiğim kadar büyüklükte bir tepsiye yapılanını, gece ince bir operasyonla iç edip öyle bir saklamıştım ki, abi olacak o alçaklar onca sopa, tehdit ve rüşvetlerine karşın, bi kelime alamadılar ağzımdan.
Bayramın birinci günü boyunca yaptıkları hafiyelikleri görmemezlikten gelip, şo taraflara bakıp ıslık çalma havalarıma ise diyecek yoktu doğrusu. Asıl zafer sarhoşluğunun ise tavan arasında su böreğini götürürken yaşandığını takdir edersiniz tabii. Hani çalınca da bi tatlı oluyor mübarek...
Şimdiler de, İstanbul'da börek, üstelik "Su Böreği" adı verdileri nemne şekil ve şemalde olduğu belli olmayan adı, tamı tamına "şey’"olanları görmenin verdiği azaba ise hiiç girmeyeyim. Yalnız o ismi hacı bilmem kim olan kaç dükkâna girip, müessese müdürlerine:
Kurban olayım, elinizi ayağınızı öpiim, şunun adındaki ''Su'' kısmını çıkarın hatta mümkün ise börek dahi yazmayın. Diye bizzat rica ettim. Olmadı, yalvardım bilem.
Hal böyleyken, içerde ömründe börek neyin açmasını bilmeyen ve hatta bununla yetinmeyip bilmeyişleri ile övünen (yanında ki ER kişiler yapma ya, diyerek gülüşleri ise daha bi deriin mevzudur) hatun kişilerin börek yiyişleri konusunu da hiiç açmasak daha iyi olur gibime geliyor.
Foto;