- Kategori
- İlişkiler
Bekâret skandalı ve bakire erkekler

Bir bekâret davası ardından gelen tartışmalar Fransa’yı birbirine katmış. Ama olay sadece bu davayla sınırlı kalmamış ve iş, İslam’da reform tartışmasına kadar uzamış! Bu haberi okuyunca bu yazının başlığı belirdi aklımda. Bakire erkekler için yazayım dedim. (Dikkat, bekâr erkek değil, bakire! Yani hiç cinsel ilişki yaşamamış ve bu konuda bilgisiz olan erkek.)
Kız çocukları bekâret zarı (hymen) denen bir vajinal perde ile doğarlar. Bunun görevi henüz ergen olmamış ve dışarıdan gelecek zararlı etkilere karşı savunmayı bilemeyecek kadar bilinçlenmemiş çocukları korumaktır. (Bekâret zarı erkeklerin kadın namusunu tayin eden en önemli ölçüt olmuştur tarih boyunca, ama bu, işin başka bir yönü. Bakire isen masumsun ve namuslusun!..)
Bilirsiniz, kız çocukları 13-14 yaşında ergenlik çağına girerler, yani aylık kanamaları (regl/aybaşı/mensturasyon) başlar. Çünkü yumurtlamaya başlarlar ve hamile kalmamışlarsa, yumurtlamanın tortularının dışarı atılması, rahmin temizlenmesi gerekir. (Bunun ne can sıkıcı bir süreç olduğunu erkeklerin anlamasına olanak yoktur!!!)
Düzenli regl döneminin başlaması şu anlama geliyor: "Hey sen, çocuk, bedenin ve beynin artık anne adayıdır. Çocuk yapabilirsin! O nedenle rahmine sperm girmesi gerekir. Artık hymen'e de gerek kalmamıştır; çünkü kendini korumasını bilirsin."
İşin doğal yönü budur. Ama gel gelelim ki, toplum ahlakının yarattığı kurallar öylesine katılaşmıştır ki, ortaçağda bekâret kemeri dahi taktırmışlardır Avrupalı kadınlara. Hatta daha öncesinde Meryem Ana'nın dahi bakire olduğu iddia edilmiş ve bu zara rağmen Hz. İsa'yı doğurduğu tezi ileri sürülmüştür. Fakat aydınlanma çağı ile birlikte böylesi bir "saçmalığı" kabul etmeyen düşünürler ve bilim insanları, yarattıkları güçlü savlarla Kilise'nin tezlerini birer birer çürütmüş, kızlık zarını en temel içgüdü olan cinselliği yaşamaktan alıkoyduğu için toplumu ve özellikle gençliği travmaya sürüklediğini söyleyerek, cinsel özgürlük çağının başlamasına öncülük etmişlerdir.
Okuduğum ve öğrendiğim kadarı ile Müslüman ülkeler bu tartışmaları hiç yapmamışlar. Kızlık zarı yüzünden töre cinayetleri süregitmiş, gidiyor. Kadın ahlakını bir zara bağlayan kafalar da hâlâ aramızda, ailemizde, yatak odalarımızda yaşıyor.
İslam'da reform tartışmaları da bu yüzden başlamış galiba. 100–200 yıl geç kalmış cinsellik tartışmalarını yapabilecek olgunluğa erişti mi en gelişmiş Müslüman ülke olan Türkiyemiz acaba?
Ne dersiniz? Hadi gelin Milliyet Blog'un bizlere sunduğu özgürlükten yararlanarak, biz tartışalım bu konuyu.
Gerdek odasına "zarsız" giren gelin, bir ömür boyu aşağılanmalı, namussuz mu ilan edilmeli? 18 yaşında reşit kabul edilen bir kadın özgür iradesini ve kendi bedenini nasıl kullanacağının iznini toplumun çağdışı kurallarından mı almalı?
Yorumlarınızı bekliyorum.
Sevgilerimle...