- Kategori
- Blog
Ben nasıl yazıyorum acaba?

Yazarken kendini rahat birak. Böyle yaptığında sen yazı kendiliğinden akacak.Okuyan da yazdıklarından büyük keyif alacak.
"Ben nasıl yazıyorum acaba?" diye sorduğumda kendime; işte şimdi sana anlatacaklarım geldi hemen aklıma:
Yazacağım yazıya başlamadan önce, konuyu belirliyorum kafamda ilk önce. Sonra tüm gün boyunca, yazmaya başlayacağım ana kadar, kafamın bir köşesinde sürekli o konuyu düşünüyorum. Ve yazmaya başladığımda da konu üzerinde kesintisizce düşünmeye devam ediyorum. Çünkü yazmaya başladığım andan itibaren düşüncem hep yazımın bir iki adım önünde gidiyor. Düşüncem olgunlaştıkça, yazım da alacağı son şekle giriyor kolaylıkla...
Bir konuyu yazarken ben, öyle uzun uzun not alma, yazma, çizme ihtiyacı duymuyorum. Çünkü kendime en güvendiğim halimle, en doğal halimle yazıyorum. İçimden geldiği gibi... Olanı olduğu gibi, kendimi olduğum gibi anlatıyorum. Bunu o kadar rahat bir tavırla yapıyorum ki, başka bir şey yapmama gerek kalmadan, yazımda usulca akıp gidiyor kendi yoluna.
Tabi ki teknik, ayrıntı, bilgi gerektiren yazılar da yazıyorum bildiğin gibi... Ancak artık bence hiçbirimizin günlük yazı yazarken klasik anlamda ansiklopediler, kitaplar karıştırmasına gerek kalmıyor. Çünkü bilişim çağı bilgi akışını ışık hızında sağlıyor. 1 saat önce yayına giren ya da rafa konan bir kitap bile yayınlandığı andan itibaren eskimeye başlıyor; bu inanılmaz hızla süren bilgi akışı sayesinde.
Ee, o zaman ben yazarken hangi kaynaklardan mı faydalanıyorum? Onu mu merak ediyorsunuz siz de? Öyleyse hemen anlatayım efendim izninizle:
Yazı yazarken ben, Google Hazretleri ne güne duruyor?!! Dokunduğum bir tek tuşla, en hızlı bilgi servisini yapıveriyor hazret bana. Hem artık önemli olan bilgiye ulaşmak değil... Çünkü bu, bilgisayar ve internet sayesinde çoçuk oyuncağı haline geldi.Doğru bilgiyi doğru bir şekilde yorumlamak günümüzde çok daha önemli artık bence.
Tabi bunu söylerken ben, size " Google'da, internette gördüğünüz her bilgi kesinlikle doğrudur! " gibi bir saçmalığımm içinde de olamam. İnternet üzerinden ulaştığınız bilgileri de kontrol etmenin, elde ettiğiniz bilginin sağlamasını yapmanın yolları var. Şimdi o yollara girip yazımı daha da uzatmayacağım izninizle.
Günlük hayattan edindiğim bilgiler, deneyimler, izlenimlerim de yol gösteriyor yazılarıma...
Sezgilerim, öngörülerim, insan yanım, empati gücüm, farkındalık becerim diğer yazı kaynaklarım kendimce benim.
Düzenli olarak okuduğum gazete, internet yazarları, ilgi alanıma giren kitaplar, izlediğim film ve tiyatro gösterileri, belgeseller, radyo ve talk show programları, spor müsabakaları, hatta bazen çok sık olmasa da izlediğim tv dizileri.
Sokaktaki küçücük çocuğun mahsun bir bakışı, bir serserinin pişkince sırıtışı, bir dilencinin ya da tinercinin yakarışı... Bir kedinin zıplayışı, bir köpeğin kuyruk sallaması ya da bir kuşun ötüşü... Oğlum Benek'in beni resmen parmağında oynatışı!... Güzel, sevimli, sıcakkanlı bir kadının bir anlık sıcacık bir gülümseyişi...
Kısaca her şey demeliyim herhalde... Yaşamla, insanla, doğayla, kendimle, sevdiğim, kızdığım, nefret ettiğim ya da ölümüne hoşlandığım her şeyle ilgili yazabiliyorum.
Hayat amacım, yaşam idealllerim, hırslarım, tutkularım, korkularım, komplekslerim, güçlü ve zayıf yanlarım, ruhum, bedenim, duygu ve düşüncelerim...
Duyumsayabildiğim, algılayabildiğim, düşünebildiğim ve hissedebildiğim her halimi, her durumumu yazıyorum becerebildiğim oranda ve kendi bildiğim şekliyle...
Ortaya çıkan karışımın kalitesi, lezzeti, yaşattığı tatmin edilmişlik duygusuyla ilgiliyse, ancak sen konuşabilirsin. Çünkü ben yazanım sense okuyanım... Sen olmasan ben koskocaman bir HİÇİM.
Sen okudukça beni; ben anlam, ben değer kazanırım. Sen olmasan, yazdıklarım boş bir kağıda dökülmüş kendimle konuşmalarım olmaktan öteye geçebilir mi hiç?
Ben yazılarımı en çok da sen okuyasın diye yazıyorum.Hadi söylesene! Yoksa ben sözlerimde haksız mıyım?
Not: Yazıdaki görsel www.kumbaradakikelimeler.blogspot.com adresinden alınmıştır.