- Kategori
- Güncel
Ben Yargıya Gönül Koyalı Çok Zamanlar Oldu

Şahsım adına söylüyorum canım…
“Ben yargıya gönül koyalı çok zamanlar olmuştu”.
Yargıdan umudumu yitirdiğimde daha minicik bir çocuktum, minicik bir zihne sahiptim, çok da fazla şeylere aklım ermezdi.
Aklım ermeye ramak kalmaksızın, “adalet” denen o büyüleyici kelimenin manasını tam anlamıyla çözmeye çalışıyordum. Lakin anlaması o denli zor geliyordu ki çocukluk zamanlarımızda. Hele bir de anlaması zor olan o büyüleyici kelimenin Türk Filmleri dünyasında tam karşılığını gördüğümüzde “Hah işte adalet buymuş” diye için için haykırıyorduk. Nede olsa zamanında adalet denen o büyüleyici kavramın içeriğini özendiğimiz artistler fazlasıyla dolduruyordu. Veya kovboyların dünyası Amerika’da, adalet tez elden hallediliyordu. Lakin memleket sınırlarına döndüğümüzde gördük ki mevzuu hiç de bahsi geçtiği haliyle değil. Yıllara varan davalar, birikmiş dosyalar, hasıraltı olmuş deliller ve en nihayetinde sonu meçhule varan kararlar… En son hakim karşısına çıktığımda iki kelam laf edip kendimi savunayım dedim ama hakimin okkalı azarının muhatabı oldum. Hakim gözlerimin içine bakarak “Kes kardeşim kes” demişti. Ne olduğunu anlamadığım bir anda, yanımda oturan avukatım bana yüzünü çevirerek, bir göz işaretiyle uzatmamam gerektiğini salık verdi. Aksi halde haklıda olsam, hakimin takdir hakkı sonrasında öyle bir okkanın altına gidebilirdim ki, eh işte, susmak daha erdemli geldi bana ve susuverdim. Kibarcacık yerime çakılıverdim.
En nihayetinde ben zaten yargıya gönül koymuştum ve sonuçta çok da fazla bir beklentim yoktu. “Battı balık yan gider”diyordum içten içe… O karşımda duran genç hakim ne olduğunu anlamadığım bir şekilde kararını açıkladı ve ben beraat etmiştim. Nasıl olduğunu vallahi de billahi de anlamadım. Ama beraat etmiş olmam doğru bir karardı. Fakat ben ısınamadım bir türlü mahkeme koridorlarına. Ne zaman yolum o taraflara düşse, içimde tarif edilemez bir ürperti oluşuyor.
Her ne hal ise…
Kimi haberler var ki, insan okuduğunda dehşet içeren bir şaşırma haliyle, sarsıcı bir yalpalama geçiriyor; Beden kasılıyor, geriliyor ve insanın ruh hali baştan aşağı bir stres yumağına dönüşüyor. Tıpkı şu HSYK’nın “Yargıda Durum Analizi” başlıklı raporunda olduğu gibi. Bu ülkenin kimliğini taşıyan insanların yüzünün kızarması için başkaca hiçbir şeye gerek olmadığını rahatlıkla düşünmek mümkün.
İşte yargı…
İşte hukuk…
İşte rezalet…
İşte memleketin adalet sistemini elinde tutan muhteremlerin utanmaz teklifi sonucu düştükleri çukur.
Memleketin aslan vatanperverleri! olan yargı mensuplarının önlerine konan düşünce suçlarına ilişkin yargı dosyalarına bakış açılarıyla, artık bütün dünyada bir insanlık suçu olarak kabul edilen tecavüz dosyalarına bakış açılarındaki bu dramatik zıtlık, bu ülke yargı mensuplarının hangi noktaya doğru adım adım ilerlediklerinin resmi olarak karşımızda durmakta.
“Yargıda Durum Analizi” başlıklı raporun kısaca açıklaması “Tecavüzcünle rızaen evlen” mealinde. Şayet böyle bir şey söz konusu olursa, yargıdaki dosya sayısı azalacak, var olan dosyalar hızla karara bağlanacak ve tecavüzcüler elini kolunu sallayarak toplum içerisinde dolaşacak.
Velev ki mağdur tecavüzcüsüyle rızaen evlendi, ne yani, bu durumda hukuk ortada var olan insanlık suçuna karşı sessiz mi kalacak?
Durumun vehameti ortada.
Yargı sistemini elinde bulunduran zihniyet dünyasının gelmiş olduğu bu son nokta tam anlamıyla bir insanlık dramının yansımasıdır. Bir utanç abidesi olarak bu ülkenin tarihine kayıt olarak düşülmüştür. Darmadağın olmuş bir devlet aygıtının ta kendisine ait olan bir teklif vardır orta yerde duran.
Bu önerilere sadece bir öneri gözüyle bakamayız. Bu insanların karar verici mercide bulunuyor olmaları başlı başına bir sorundur. Bir tecavüz dosyası önlerine geldiğinde takdir hakkını nasıl kullanacaklarının ipuçları vardır bu öneride.
“Yargıda Durum Analizi” başlıklı HSYK tarafından hazırlanmış olan rapora biraz olsun göz atmakta fayda görüyorum.
“Yargıda Durum Analizi” başlıklı raporun en can alıcı noktası “Adli Tıp Kurumundan cinsel suçlarla ilgili daha hızlı rapor alabilmek için “Beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığı” yönündeki araştırma yerine, sadece “Beden sağlığının bozulup bozulmadığı” yönünde araştırma yapılması öneriliyor”.
Önerinin bu noktasında kadının tümüyle yok sayıldığı açıkça görülmektedir. Tecavüz vakalarında bedensel sağlığın bozulmasından ziyade en ciddi problemin ruh sağlığı bozulması olduğu bilinen bir gerçekken, bu durumun göz ardı edilmesini öneren çevreler için bu öneri ciddi bir skandaldır.
Önerilerin bir başka bölümünde ise “Tecavüze uğrayan mağdurun, tecavüzcüsüyle evlenmesi halinde dosyanın kapanması ve davanın düşürülmesi” yönündeki öneri ise tam bir ibretlik vesika… İstanbul Üniversitesi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Ufuk Sezgin “Cinsel istismar vakalarında, 15 yaşından küçük çocukların rızasından söz edilemez. Bu yaşta cinsel istismara uğrayan bir çocuğun buna karşı çıkması imkânsızdır” diyor.
Her neyse…
Doktorların ne dediği, ne düşündüğü vallahi de hiç umurumda değil. Vaziyet vahim dostlar. Önerinin ne olacağına değil, öneriyi yapanların kimler olduğuna bakıp, ellerindeki gücü nasıl kullanabilecekleri ihtimali daha feci bir tahribata neden oluyor.
Gelde çık işin içinden.