​ Ben yazmadım... / Etkinlikler / Festivaller / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '13

     
    Kategori
    Etkinlikler / Festivaller
     

    Ben yazmadım...

    Ben yazmadım...
     

    BEN YAZMADIM " Ben Yapmadım Üzerine Bir Eleştiri "


    "Ben Yapmadım üzerine bir eleştiri"

    İzmir kukla tiyatrosu  “Ben Yapmadım “ oyununun prömiyerini ve aynı zamanda galasını seçkin bir izleyici önünde İzmir Uluslararası 7. Kukla Festivali galasında gerçekleştirdi. Oyuncak kukla, gölge oyunu, el kuklası, kağıt kukla, 2 performans sanatçısı ve barkovizyonun eşlik ettiği gösteri,  cesaretiyle alkışlanmaya değerdi.  Tek adam yani festival direktörü Selçuk Dinçer’in oyunun olay örgüsünü ve yönetmenliğini üstlendiği oyun bizden olduğu için doğru bir seçimdi. Ne de olsa daha önce festival açılış gecesi hep yabancı grupların oyunları sergilenmişti. Selçuk Bey oyunun yazım ekibinin 6 kişi olduğunu bildirdi, ancak yazarları zikretmedi.  Oyun başladığında barkovizyona yansıyan uzay görüntüsü, ortada tabi ki dünya, dünyanın üzerinde açılan bir kapı ve açılan kapıdan dünyaya düşen  Adem ile Havva ve  dört valizi. İyi bir başlangıç gibi geldi bana. Ama oyun akarken eksikler bir bir canlanmaya başladı gözümde.  Oyunun gittiği yeri sorgulamaya başladım kendimce. Önce dramatik olan ne dedim.  Adem’le Havva’nın cennetten kovulması, öncesi hepimizin bildiği yasak elma hikayesi.  Daha öncesi oyunda yok, hoş kutsal kitaplarda da yok.  Oyunda Adem ve Havva cennetten kovulduktan sonra dünyaya barışı getirmeye çalışıyor. Barışı getirirken şiddeti de yargılıyor ve umuda ulaşmaya çalışıyor. Bir kez daha şansı olsaydı insanın neleri değiştirebilirdi diye soruyor, göstermeye çalışıyor. Bir kez daha şansı olsaydı dediğinde oyunda niçin” oyun içinde oyun tekniği”nin kullanılmadığı da benim kafamı kurcalıyor. Oyun farklı teknikler içerdiğinden doğal olarak epizodik ilerliyor. Adem’le Havva’ya eşlik eden el kuklaları yani melek ve şeytan görevlerini yeterince yerine getiremiyor.  Alegorik kişiler olmaları gerekirken kategorik olmuşlar J  Kendimce soruyorum acaba bu oyunu yazanlar miracle ve morality oyunlarından ne kadar haberdar?  Cevabı da biliyorum aslında tüm yazım ekibi tiyatro bölümü mezunlarından oluşuyor. Rüştünü ispat etmiş yazarından dramaturguna liste sürüp gidiyor… Adem’le Havva tip desen değil, karakter desen o da değil. Sterio tip desen yok hiç mümkün değil. Birbirini suçlayan bir çift ve kocasını olmayan diğer kadınlardan kıskanan bir kadın var karşımızda.  Naif olan diğer kadınların daha olmamalarıdır aslında. Dramatik olanla ilgili bir handikap daha. Oyunda sürekli bir kavga var ama kavga çatışma değildir, tiyatro oyununda.  Bu karakterlerin ki, karakter lafı lafın gelişidir, içi boş savrulacak gibi rüzgarda. Amaca hizmet edemeyen olaylar dizisi, farklı kukla tekniklerinin aralara girip diğerlerinin monologlarını ha belki de dialoglarını kesmesiyle izlenilebilir bir kıvama dönüşüyor.  Yanlış anlaşılmasın oyunu beğenmedim değil, nasılsa ben yazmadım… Konsept güzel, kuklalar güzel, festival daha da güzel . Metin felaket anladınız işte.  Sahnedeki performans oyuncularından kadın olanı  kuklayı çok güzel seslendiriyor, hareket ettiriyor.  Yalnız şeytandan Havva’ya geçerken  bazen sesini değiştiremiyor. Yani rolden hızlı çıkamıyor. Kukla bir yabancılaştırmadır, kukla ile kuklacının arasında gidip gelen oradan seyirciye geçen.   Erkek olan performans oyuncusuysa  daha alt perdeden gelen sesiyle Adem’in iki dünya arasındaki sıkışmışlığını vurguluyor.  Bu özellikle mi böyle bilemem ama beğendim, iki rol arasındaki geçişler iyi. Yalnız kukla oynatmada bir adım geride kalıyor. Şimdi gelelim günümüz seyircisine, günümüzde yazılan oyunun, modern bir çiftin sorunlarını irdelemesine.  Bence bu Adem  ve Havva değil de Ayşe ve Ahmet olsa da olurdu. Bunları konuşmak için o kadar gerilere gitmeye gerek yok.   Eğer  Adem ve Havva yalnızca ilginçlik ilkesi için seçildiyse inandırıcılık ilkesi ile desteklenmeliydi.  Fantastik bir oyunsa bu, onun kuralları da metne yedirilmeliydi.  Kıssadan hisse diyeceğim ama oyunu beğenmediğimi düşüneceksiniz.  Fikir, kuklalar, deneme hevesini  gerçeğe ulaştırabilme azmi hangimizde var?  Bugün bir kez daha gördüm ki Selçuk Dinçer’de varmış. Ama yanlış bir yazar kadrosu hayallerini tam anlamıyla gerçekleştirememesine vesile olmuş. Bu bir hayal kırıklığına dönüşmeden yaşadıklarından bir ders çıkarmıştır elbet. Ehil olmayan eller tehlikelidir. Ben yazarım diyen herkesin yazamadığı aşikar.  Neyse ki ben yazmadım.  Yazsaydım Adem’le Havva’nın aşkını,  aşk uğruna bir adamın başına neler gelebileceğini de yazardım.  Satır araları önemlidir. Satırbaşları, bir oyunun ilk cümlesi daha önemlidir. Ne diyor Selçuk Dinçer “ Ben Yapmadım “  tüm kalbimle size inanıyorum. Bunu yapanlar utansın….

     

     
    Toplam blog
    : 1
    : 84
    Kayıt tarihi
    : 18.02.13
     
     

    Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bölümü, Dramaturgi mezunuyum...