Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ocak '12

 
Kategori
Sosyoloji
 

Bence de ‘lamı cimi yok !’

Bence de ‘lamı cimi yok !’
 

Ankara'da tutuklu öğrenciler için çizilmiş olan 'tutukluluk durumu' konulu bir tasarım (Ocak 2012)


İstanbul Hukuk Fakültesi kökenli Gazeteci Taha AKYOL(Yozgat 1946)'un bugün (12.01.2012) yazdığı ‘Lamı cimi yok’ başlıklı yazısını az önce okudum.

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç, özellikle tutuklu Gazeteci ve yazar Mustafa Balbay’ı kastederek, bir analamda bütün tutuklu milletvekillerinin tahliye edilmesini savunuyor.

O kadar emin konuşuyor ki ’İçerideyken seçilmiş olması onun derhal tahliye edimesini gerektirir. Bunun lami cimi yok , diyor.’

Sayın Akyol : Benim de öteden beri savunduğum tezdir: Milli irade tarafından milletvekili seçilen bir kimseyi tutuklu bulundurmak yargının yasamaya müdahalesidir’ yargısını da ortaya koyuyor.

Yenice anlıyorum ki Sayın Arınç da Sayın Akyol da hukukçu birikimlerini konuşturmuş aylar sonra!

Söz konusu kişilerin tahliyelerinden başka çıkar yol yoktur. LAMI CİMİ  YOK bence de.

Oysa onları içeride tutan TCK’nun ilgili maddelerindeki bir kaç değişiklik ile bu sorun çözülebilirdi. Bütün ısrarlara rağmen bu yapılmadı! Bu konuda suçu ya da kusuru olan var ise o da gerekli istihbaratı yapmadan o kişileri 'aday adayı' olmaktan çıkartarak 'milletvekili adayı' olarak onaylayan YSK'dur. Böyle bir hatadan dönülmesi bana göre TCK'nun tutukluluğu öngören maddelerinin tez elden değiştirilerek söz konusu 'seçilmişler için' TBMM kapısını aralamaktı, bu yapılmadı.

Aylar boyunca kamuoyu büyük bir açmaza düştü. Milletvekili seçilerek muhalefet yapmak isteyenler ki demomrasinin olmazsa olmazıdır muhalefet, tutuklanarak 'terör örgütü' uzantısı ya da 'elebaşısı' gibi suçlamalar ile 'zanlı' durumuna düşürüldüler. Olmaz mı olur! Suç işlemek de bilerek ya da bilmeyerek bir şeylere 'alet omak' da biz insanlar için söz kunusu olabilecek eylemlerdir. Oysa ortaya çıkan hukuki uygulamalar sonucu 'terör' daha bir arttırıldı belirli odaklarca!

Bana göre gerekli istihbarat (GBT) zaafı ile zamanında tutuklanamayan bu kişiler TBMM'ne girdikten sonra hazırlanacak 'fezlekeler' ile dokunulmazlıkları kaldırılarak 'adalete teslim' olunamazlar mıydı!? Bal gibi de olurdu. Oysa bu yola da girilmedi. Anladığım kadarı ile 'dokunulmazlık' sorununa şöyle ya da böyle hiç bir parti yanaşmak istemiyor. Bu konu ise başlı başına bir çalışma alanı olsa gerek.

İşte bu süreçte ne yazık ki özellikle kimi terör odaklarınca desteklenen tutuklu milletvekillerini de içine alan bir dayatma yapmak pahasına pek çok eylem konulduğu açık. Hukuki açmazların da sorgulanması gerekiyor bence.

Bu yüzden gün geçmiyor ki ABD ve AB yetkililerince yılda bir kaç kez eleştirilmeyelim. Bugün okuduğuma göre Türkiye özellikle AB nezdinde İnsan Hakları uygulamaları yönünden giderek açmaza düşen bir ülke.

Bana göre bakmışlar ki sadece Gazeteci Balbay için değil diğer tutuklu milletvekilleri için de ortaya onların tutukluluğunu devam ettirebilecek hiç bir savunma çıkmamış. Ya kaçarlarsa, ya delilleri karartırlarsa ya da bazı zanları da yanlarına alarak darbe yaparlarsa diye olsa gerek uygulanagelen yaptırımlar adına ‘hukuk devleti’ yaftası da yapıştırılan Türkiye’ye hiç yakışmıyor.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg (İsveç 1942)’in  27-29 Nisan 2011 tarihleri arasında Türkiye'yi ziyaretinden bir süre sonra yazdığı ‘Türkiye'de ifade özgürlüğü ve medya özgürlüğü’ başlıklı rapor umulur ki bazı yanlışlardan dönülmesini kolaylaştıracaktır. Yoksa günden güne batağa saplanan Orta Doğu içerisinde korkarım yarın Türkiye’yi hukuki yapısı ve uygulamalar yönünden savunacak hiç bir devlet ortaya çıkmayacaktır. Bu konuda Devlet avukatlarının AİHM önünde hiç bir davayı kazanamadıkları da göz önüne alınır ise Türkiye'nin süründürüldüğü  AB ülkelerinin onayını gerektiren 'üyelik' sorunu daha yirmi yıl sürübcemede kalabilr bence. Çok dar alanlarda geziniyor olunsa da hiç olmaz ise İnsan Hakları karnemiz temiz olsun.

Savunmaları bile yazılarak zanlıların yüzüne okunmadan süre gelen, bu tutukluluk acısı ve o kişilerin tutuklu oldukları halde 'maaş almaları' oyunu tez elden son bulmalıdır. Kaldı ki hiç de gereği olmayan DOKUNULMAZLIK da kaldırılarak suçlu, zanlı, kuşkulu her kim var ise TBMM'de Anayasa'da belirtilen  'kanun önünde eşitlik ilkesi' gereğince 'özel' değil 'sivil' mahkemelerde yargılanmalıdır.

Öte yandan ‘zaman aşımı’  adı verilen daha çok kimi siyasileri ve zenginleri korumaya matuf olduğuna inandığım  hukuk dayatması da ortadan kaldırılsın ki ülkemizde soygun, vurgun, zimmete para geçirme, kaçakçılık, darbeye teşebbüs, rüşvet yemek, suç örgütü kurmak, silahlı teröre ve silaha övgüler yağdırmak dursun artık! Böylece bu ülkede EŞİT YURTTAŞLAR olduğumuzu anlayalım. Yoksa Türkiye'de toplum katında yıldan yıla geliştiği, ilerlediği söylenen DEMOKRASİ kimi kulların çıkar ve ikbal uğruna el etek öptüğü, bütün kölelerin de çalışmaktan iflahının gevrediği Orta Çağ kalıntısı bir ülke olmaktan çıkalım.

Ayrıca yine eşitlik gereğince 'eşit işe eşit ücret' uygulamaları yanında bütün emeklilerin müktesep haklarının da verilerek çalışırken aldıkları maaşlarına göre maaş almalarının sağlanması gerekir. Yoksa bu gidiş hiç de iyi değil.

Hukukun, adaletin oturmadığı; zengin ile fakirin arasındaki uçurumun giderek açıldığı; dahası kimilerinin adı bile açıklanmayan 'dolar milyarderleri' ile dolu bir ülkede ki o ülke TÜRKİYE oluyor, sağlıklı bir ekonomi ve dedikodulardan uzak huzur içinde yaşayabilmek mümkün değildir, demektir.

 
Toplam blog
: 570
: 1034
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..