- Kategori
- Güncel
Bencil (dam üstünde saksağan)
Bendeniz oldum olası “bencil” insanlardan çok korkarım, hatta kimse kusuruma bakmasın hayatımda sevginin çok büyük önemi olmasına rağmen “bencil” insanlardan hoşlanmam ve sevmem…
Bencillik insanoğlunun en büyük zaman zaman da en tehlikeli hastalıklarından, başka bir deyişle duygu arızalarından biridir.
Bazı insanlar vardır ki onlar dünyanın kendi etraflarında döndüğünü, dünyada var olmalarının bile dünya için bir lütuf olduğunu, kendileri olmasaydı diğerlerinin de bir kıymeti kalmayacağını düşünürler.
Önemli ve vazgeçilemez olduklarını düşünen bu yaratıklar övgü ve iltifatla beslenmeyi ister, kendilerinin özel olduklarını düşünüp ne yaparlarsa yapsınlar yine de karşılarınkinden saygı görmeyi beklerler. Hayâl dünyasında yaşayan bu canlılar güç, başarı, şöhret, para gibi değerleri baş tacı ederler. O nedenle (varsa) kendi meziyetlerini abartmaktan da geri kalmazlar…
Bugün Avrupa’dan sorumlu Bakan Egemen Bağış’ın röportajını okurken bir açılması dikkatimi çekti aynen şöyle;
“Egemen Bağış, “Barış süreç” için oy kaygısı taşımadıklarını, hiçbir oyun anaların gözlerinden akan yaştan şehit olan gençlerden damlayan kandan daha değerli olamaz, dedi ve Avrupa Birliğine (AB) şu çağrıyı yaptı;
Terörle mücadelemiz ve bölgede barışın sürdürülmesin de böylesine önemli bir dönemde ortaklarımızın “açık” desteğini bekliyoruz. AB nin bütün güç ve olanaklarını bu çabalarımıza seferber etmesi büyük önem taşıyor…”
Ben oldum olası bu beyefendiden hazzetmem, çünkü öylesine bencil bir yapıya sahiptir ki ülkede bir çok insanı rencide edeceğini bilmesine rağmen bir çok cümleyi çıkarı ya da biat kültürü nedeniyle fütursuzca sarf edebiliyor…
Önce şunu sormak lazım ne demek bütün güç ve olanaklarıyla açık destek, böyle bir desteği almanın gücü, kendilerinden başka ne amaçlandığı belli olmayan “çözüm sürecine” yeter mi?
Aslında şaşırmıyorum, bencillik için yanı başınızda hemen her gittiği yere eteğine yapışarak yer bulduğunuz biri varsa haliyle ulaşacağınız mertebenin de adı “bencillikten” öte bir şey olmayacaktır.
Hani bizim halk deyişimizle; “İmam osurursa cemaat sıkar!” meselesi…
Bu ülkede bir tek Allah’ın kulu çıkıp da siyasi partilerin ya da siyasetin ayrıcalıklı koltuklarında oturanların “oy kaygısı” taşımadığını söylemesi mümkün mü? Eğer “oy” kaygısı yoksa seçim zamanlardan sokaklara dökülen tonlarca paranın sebebi ne?
Rahmetli babamın bir deyişi ile daha keseyim tantanayı; “Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı…”
Adam ağzından çıkanı kulağıyla duymuyor neresiyle duyuyorsa, ya da öyle duy dedilerse…
Hem günü kurtarmak hem de yazıya renk katmak için, üstelik birileri ne demek istediğimi daha iyi anlasın diye bir minicik fıkrayla son noktayı koyalım bu güzel Perşembe günü yazımıza…
Demokrasinin haddinden fazla olduğu (bizim gibi…) bir ülkede;
Birilerinin(?) gözüne girdikten sonra aniden zenginleşen bir sonradan görmenin, çok pahalı bir arabayla gelip gittiği bir “Mantolama şirketi” varmış.
(Kimileri bunu “yeşil sermaye şirketi” diye algılayabilir benim için bir sorun yok bilesiniz, adı malum)
Bu muhteşem(?) denize nazır mantolama şirketinin kapısının önünde üzeri başı lime lime parçalanmış beli iki büklüm olmuş ihtiyar bir dilenci duruyormuş. Adamcağız her seferinde sormadan görme zenginin önünde avuç açıyor sadaka istiyormuş.
Ama nafile, şirket sahibi dilencinin suratına bile bakmadan ya arabasına binip gidiyor, ya arabasından inip hızlı adımlarla şirkete giriyormuş.
Günlerden bir gün, mantolama şirketinin sahibi, takılmak istemiş ihtiyar dilenciye;
“Buraya bak demiş; benim gözlerimden biri takma. Hangisinin takma olduğunu bilirsen, sana tam 50 papel sadaka vereceğim…”
Yaşlı dilenci, başını kaldırarak şöyle bir bakmış zenginin suratına;
“Sağ gözünüz takma,” demiş.
Sonradan görme zengin afallamış ve “doğru, nasıl anladın peki?” diye sorunca, yaşlı dilenci:
“Çünkü onda biraz merhamet gördüm de,” demiş…
(Ne ilginç değil mi fıkradaki adam da beyefendiye ne kadar benziyor…)
Yani demem o ki biraz insaf biraz vicdan, yoksa şayet “merhametiniz” olsun analara şehitlere.
Böylesine hassas bir dönem de hem uluorta “kıvırmanın” hem de milleti “aptal” yerine koymanın ne âlemi var.
Bu yaşıma geldim iş hayatında hiç beklenmedik şekilde zengin, olmadık yerlerde makam, söz sahibi olan, siyasete atılan binlerce insan tanıdım ama özellikle siyasette oy kaygısı taşımayan kısaca “bencil” olmayan bir tek insan tanımadım ben…
Zaten ülkenin geldiği siyaset arenasındaki terörle kucaklaşarak barış süreci yaratma çabalarında “bencil” ve “bencilliğin” ne kadar önemli olduğunu bazı cenahlar at gözlükleri yüzünden göremeyecekler belki ama tarih yazacaktır…
İyi bir Perşembe günü, içinde sevginin saygının hoşgörünün bolca olduğu AN’lar diliyorum efendim, esen ve şen kalınız…(Kalabilirseniz)
Erdoğan ÖZGENÇ