- Kategori
- Felsefe
Benim adım Şamata.

... hık.. mık...şey...şamata yaptım da...
Benim adım Şamata.
Şamata olsun diye yazarım
Şamata olsun diye okurum…
Şamata olsun diye duygulanır
Şamata olsun diye hüzünlenirim…
Paylaştığım çok olmuştur, şamata olsun diye
Beğenilerim, söylemlerim hep şamata…
Eh böyle birisinin aldıkları da olur şamata…
İlham perim şamatadan boşanır iplerinden…
Duygu selim de şamata yağmurlarından beslenir,
Pınarlar şamatadan süzülür… gönlüm şamatadan ıslanır..
Bir yaprağın sararması, bir dalın kırılması,
Bir çocuğun ağlaması, bir insanın incinmesi,
Bir yavrunun çaresiz bakışları,
Bir goncanın tomurcuklanması,
Gülün kanaması, bülbülün ağlaması,
Şafağın ağarması, hep şamatadır benim için…
Hatta dünya bile şamatadan döner,
Güneş şamata olsun diye doğar…
Kar şamatadan yağar…
Yağmur şamatadan ıslatır…
Bir de karnım acıkmasa, şamata olsun diye
Ruhum canımı acıtmasa.. şamata olsun diye..
Boş verip geçmişi geleceği, günü yaşasam şamatadan
Günü gün etmek var yazarak konuşarak havadan sudan...
Nasıl olsa sanal alemin delikanlılığı da olur şamatadan..
Tadını almasaydı Hayyam şamatanın, her halde söylemezdi şamatalıklarını…
Hatta Hafızın kabri olan bahçede açan gülün kokusu,
Ağlayan bülbülün çilesi, ufka düşen hüznün inceliği bile şamatadır..
Eee şamatanın böylesine yoğun yaşanması, bağımlılıkta yapar doğal olarak.
İnsan günlük şamatasını yapmazsa başlar bir şamata krizi ki canlar dayanmaz...
Böyle şamata yaşamın, tuzu biberi de olur şamatadan..
Aldığın cevapları da okursun şamatadan…
Korkmadan da edemezsin… ya şamataysa…
Aman boş ver... nasıl olsa incinmem de olur şamata…
Bir de canım acımasaydı şamatadan…
Şöyle “la dolce vita” türünden yaşam… şamatadan..