- Kategori
- Doğal Hayat
Benim küçük kabilem...

Şehrin ruhuna kafa tutan, meydan okuyan çocuklar gibidir onlar. Etrafında onlarca dev, hışımla salınırken, onlar ağaçların arasında kendi halinde oyunlarına dalmış neşeli çocuklara benzerler. O kocaman apartmanların içinde tek tük kalmış tek kat evlerden söz ediyorum.
Böyle bir sokakta yaşıyorum ben.Tek katlı altı küçük evden oluşan çıkmaz bir sokak. Kimsenin aklına bile gelmiyor, şehrin yeni yüzüne teslim olup o küçük evlerin yerine, ruhsuz apartmanlar dikmek. Çünkü çocukluğumuzdan beri alışageldiğimiz herşeyi kaybetmeyi göze alamıyoruz.
Yazları asmalardan salkım salkım sarkan kara üzümlerden, bahçelerdeki güllerden, balkon yerine damlara serilen çamaşırlarımızdan, küçük çıkmaz sokağımızın ortasına yerleştirdiğimiz masa ve sandalyeler üzerinde tüm yaz akşamlarını şenlik gibi yaşamaktan, portakal ağaçları altında çıplak ayaklarımızı toprağa basarak kitap okumaktan, yemeklerimizi süsleyecek maydonozu bahçeden taze taze koparmaktan, akşamüstleri kokuları her yanı saran akşamsefalarından, sonbaharın kederli çiçeği kasımpatılara bakıp hüzünlenmekten, portakal çiçeklerinden kolyeler yapmaktan, olgunlaştığı için çatlamış narları koparmaktan, bahçe duvarlarının üzerinde uyuyan kedilerden, arada bir yolunu kaybetmiş kaplumbağalara rastlamaktan nasıl vazgeçebiliriz ki...
Şimdi bizim küçük kabilemiz kente ve zamana kafa tutuyor. Çünkü her birimiz için vazgeçilmez olan her şey o küçücük sokağın içinde kocaman ışıl ışıl bir dünya olarak yaşamaya devam ediyor...
RESİM:Igor Kiyanista