​ Berlin’in başardığını Ankara başarabilir mi? / Ankara / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ekim '10

 
Kategori
Ankara
 

Berlin’in başardığını Ankara başarabilir mi?

Berlin’in başardığını Ankara başarabilir mi?
 

1990 yılında Soğuk Savaşın bitişini müjdeleyen utanç duvarının yıkılması ile Alman Parlementosu <ı>Bundestag Berlin’i 1991 yılında birleşik Federal Almanya Cumhuriyeti’nin başkenti olarak ilan etmiş; bu kararı ile de daha önce Bonn’da bulunan başkent birimlerinin Berlin’e taşınması sürecini başlatmıştır. Bu süreç beraberinde kentsel dönüşümü de gündeme getirmiş, kentin özellikle merkezi alanlarında yoğun bir yenileme ve dönüşüm ile değişim başlamıştır. Bu değişimin odak noktasını duvarın örülmesi ile kentin kıyısında kalan, ama duvarın yıkılması sonucu birdenbire kentin merkezinde kalmış <ı>Branderburg kapısı, <ı>Reichstag binası, <ı>Potsdamer Meydanı gibi uzun yıllar metruk halde kalmış önemli yapı ve alanlar oluşturmuştur. 1990 larda başlayan bu sürecin ürünlerini 17-24.09.2010 tarihleri arasında bir grup şehir plancısı olarak yapmış olduğumuz Almanya ziyaretinde yerinde görme fırsatı bulduk. Yapmış olduğumuz gözlemler, birleşmeden bu yana geçen 20 yılda gerçekleşen (olağanüstü) değişimin kentteki izdüşümlerini algılamamıza yardımcı olmuştur. Kuşkusuz bu algının önemli kısmını kentin imajının da önüne geçen mimarisi oluşturmaktadır. Yeni binaların ve yeni eklemelerin, ulaşım, yeşil alanlar ve kent mobilyaları gibi kentsel ögeler ile sağlanan mükemmele yakın uyumu daha önce atıl kalmış kent merkezine hayat vermesi yanında, Berlin’i bir dünya kenti yapmıştır.

Bu değişimin merkezinde İngiliz Mimar <ı>Sir Norman Foster tarafından yenilenen parlemento binası (<ı>Reichstag) ve aynı mimar tarafından binaya eklenen birleşmeyi sembolize eden saydam kubbe yer almaktadır.

Parlemento binasını çevreleyen bölgede yer alan Branderburg Kapısı, Muzeler Adası, Berlin Tren Garı, Potsdamer Meydanı, Tiergarten Parkı ve Berlin Kubbesi gibi önemli yapı ve alanların, diplomatik temsilcilikler, alış veriş mekanları, konaklama tesisleri, ulaşım düğümleri, kültür, sanat ve bilim merkezleri yanında konut alanları ile birleşmesi Berlin kent merkezini tanımlamaktadır. Eline Berlin Rehberi almış bir turist ile işine gidip gelmekte olan olan bir Berlin’linin bir araya geldiği bu bölgenin geceyi ve gündüzü aynı canlılıkta yaşatan aktiviteleri mimari cümbüş ile birleşince akıllarda kolay kolay eskimeyecek bir Berlin imajı bırakmaktadır.

<ı>Ankara’da Kent Merkezi Kentsel Dönüşümü

Berlin’i heyecan ile anlatmamızın asıl nedeni, 2023 yılında Cumhuriyetimizin 100. Yıldönümüne doğru giden bu yıllarda Berlin’i bir dünya kenti yapan anlayışın Ankara’da yeşerip yeşeremeyeği konusundaki düşüncelerimize zemin hazırlamasıdır. Zira Berlin’i tüm yönleri ile değerlendirirken aklımızda, yüreğimizde ve konuşmalarımızda hep Ankara’nın da aynı şekilde bir kentsel dönüşüme ihtiyaç duyduğu vardı. Başkent olmanın mağrurluğundan giderek uzaklaşan, sorunlarına getirilen noktasal, pratik çözümlerin öldürdüğü Ankara’nın, 4.5 milyon kişinin kentinden tekrar 70 milyonun kenti, daha doğrusu başkenti yapılması gerekliliği hepimizin hemfikir olduğu temel nokta idi. Ekonomik gelişmenin demokrasi, refah ve gelişmişlik ile taçlandırılmasının en anlamlı ifadesini Başkent Ankara’nın merkezinin yenilenmesi ve dönüşümünde kendisini bulması artık bir tercihten öte zorunluluk hali olduğu su götürmez bir gerçektir. Nitekim Kurtuluş Savaşı’nın sevk ve idaresinin yapıldığı İstasyon Binasını da içeren Ankara Tren Garı, Anıtkabir, 19 Mayıs Stadyumunu içeren spor kompleksi, Gençlik Parkı, Opera ve Müze Binaları, Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesi, Bakanlıklar ve diplomatik temsilcilikler, Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Başbakanlık Konutu, Seymenler Parkı, Atakule, Askeri Alan ve Binalar ile bezenmiş alanın giderek çöküntü halini alması başkent imajının deformasyona uğramasına neden olmaktadır. Bu alan yenilenmiş ve dönüşmüş Berlin kent merkezi ile aşağı yukarı hem alan hem de önem açısından paralellik içermektedir.

Cumhuriyetin 100. Yılında Ankara Kent Merkezi Kentsel Dönüşümü ile yapılması gerekenlerin başında Kızılay’ın metropoliten kentin motorlu ulaşım düğümü olmasından kurtarılması gelmektedir. Bu düğümün katlı kavşaklarla örülmesi demokrasi tarihimizin en önemli kazanımı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni fiziki olarak Bakanlıklardan ve Kızılay’dan kopararak meclisin temel demokratik özelliğinin mekandan soyutlanmasına sebebiyet vermiştir. Oysa Federal Almanya Parlementosu’nun Alman halkına armağan edildiğini yazan girişi (Resim 2), önünde sanki içeride alınan kararları alkışlayan ya da yuhalayanları davet edercesine koskoca bir yeşil alana bakmakta; ulaşım altyapısının tüm fiziki engellerinden muaf, çevresindeki diğer bina ve alanlar ile organik olarak bağlıdır. Tabii elimizde pasaportlarımız binanın içine kabul edilerek birleşik Almanyayı simgeleyen cam kubbeyi gezmemiz, demokrasinin 1945 yılında yenilmiş, yıkılmış ve yakılmış bu ülkede şeklen var olmanın çok ötesine geçtiğini göstermesi açısından bizlere çok şeyler anlatmıştır. Bu aynı zamanda işin başka bir yönünü de açığa çıkararak mekanın yaşatılarak insanlar ile bütünleşmesini, kullanım ve fonksiyonun birebir örtüşmesinin de önemli bir dışavurumunu ortaya koymaktadır. Ankara’da ise meclisimiz ile yurttaşlarımız arasında katlı kavşak ile Dikmen’den Kolej’e giden otomobil sürücülerine rahatlık sağlanırken; simgesel olarak hakimiyetin halkımızda değil motorlu taşıtlarda olduğu zannına kapılırız bir an. Bu karşılaştırmanın bize anlattığı yegane gerçeklik, mekana yapılan her müdahalenin bir hikayesi, bir mesajı olduğudur. Bu hikaye ya da mesajın belleklerde yarattığı (Berlin örneğinde olduğu gibi) olumlu ya da (Ankara örneğinde olduğu gibi) olumsuz izdüşüm mekanda olduğundan çok daha yoğun yaşanmaktadır.

Eskinin Kızılay Meydanının bugün sola ya da sağa dönüş yapılamaz okları ile trafiği yönlendiren bir nokta olarak yayadan koparılması; Atatürk Bulvarı boyunca yolun fiziki olarak ikiye ayrılarak yayaların aşağıdan ya da yukarıdan tahliye edilmeleri cumhuriyetin merkezinin imajını sade ve kaçınılması gereken bir kent merkezi imajına indirgemekle birlikte cumhuriyet yapılarından ve onları mimari hazzından yurttaşlarımız koparılmaktadır. Oysa <ı>Branderburg Kapısının civarındaki yayalara verilen öncelik, alan civarında yapılan mimari sonatlar, yayaları içine çeken yeşil alan cümbüşü, <ı>Branderburg Kapısının üzerinde yer alan Zafer Atlısı’nın değişik açılardan görünümü ve mekana olan etkisi, savaş sırasında öldürülen Avrupalı yahudiler adına yapılmış devasa anıtın yayaları kendi içine davet eden yapısı ile aslında Federal Almanya’nın yeni imajı ile mekanda kendi ifadesi olarak algılanmalıdır.

<ı>Ankara’nın Taşına Bak Gözlerimin Yaşına Bak

Ankaramızın 21. yüzyılın ilk on yılının sonunda, Cumhuriyetimizin 100. Yılının arifesindeki yukarıda aktarılan durumu karşısında mevcut yönetimin duruşu nedir diye sorulacak olursa Ankara Büyükşehir Belediye’sinin sürekli yayını “Büyükşehir Ankara” nın 2-8 Haziran 2010 tarihli sayısında başlık olarak “Başkan Gökçek ve Büyükşehir’e Yurtiçi ve Yurtdışından Ödül Yağmuru” kullanılan yazının anlattıkları ile kısmen yanıt verilebilir. Parasız olarak dağıtılan bu yayının iç kısımlarına bakınca kelimelerin fütursuzca kullanılması bunca yıldır gezdiğimiz Dünya’nın başka coğrafyalarında bulunan kentleri arasından Ankara’mızın nasıl bu kadar öne çıkmış olduğu sorusuna cevap verebilmektedir. Kullanılan ifadelere bakılırsa bilmediğimiz ya da yaşa(ya)madığımız bir çok özelliği ile Ankara örnek bir başkent! Birkaç örnek:

“Avrupa Ödülü’ne layık görülerek, Avrupa’nın en saygın kentlerinden birisi” (Sayfa 4-5)

“Avrupa’da değil her kıtada ‘Örnek bir kent’” (Sayfa 5)

“Ankara, Ödülleri Sildi Süpürdü” (Sayfa 5)

Meğer bizler öyle bir şehirde yaşıyormuşuz ki uluslararası istatistikler şehrimizi hiç dikkate almadan düzenlenmiş! Nitekim, 2007 yılında düzenlenen istatistiklere göre hayat kalitesi açısından Ankara’mızın önüne en azından 101 şehir geçmiş bulunuyor (wikipedia.org/wiki/List_of_cities_by_quality_of_living, Erişim tarihi: 05.07.2010) . Hemen belirtelim, “Avrupa Ödülü’ne layık” görülen Ankara’nın giremediği bu 101 kentin büyük çoğunluğunu da Avrupa kentleri oluşturmaktadır. Eğer 3 yılda fazla değişiklik olmadığına hüküm getirmiş iseniz, bu sıralamanın günümüze kadar aşağı yukarı bu şekilde devam ettiğini düşünebilirsiniz (Aksini düşünenler için şunu söylemekle yetinelim: hayat kalitesi sıralamarını yapan “Mercer Consulting” (Türkçesi: Mercer Müşavirlik) 2010 yılı istatistiklerine bakılır ise en azından ilk 50 şehir arasına da girememekte Ankara’mız).

Ankara’nın bize aksettirilenin aksine Dünya’da ya da Avrupa’da bu kadar geride yer almasına neler sebep olmuş olabilir diye soracaksanız; politik, ekonomik, çevresel, kişisel güvenlik, sağlık, eğitim, ulaşım ve diğer kamu servisleri açısından şehirlerin değerlendirilmesini sağlayan toplam 39 faktörden önemli ölçüde gerilerde kaldığı cevabını almanız pek muhtemeldir. Demek ki Cumhuriyetimizin Başkenti, belediyeciliği ile yere göğe sığdırılamayan Ankara’mızın “en saygın kentlerden birisi” olduğu iddiası Türkün Türke propagandasından başka bir sey değildir. Bu propagandadan kendilerine itibar sağlayanlar ise her geçen gün geçmişin o saygın başkentini bizlerden koparmaktadırlar.

Nitekim Avrupa’nın diğer şehirlerini gezenler bilirler ki (Antoni Gaudi’nin Sagrada Família’sı hariç) inşaa halinde ya da mezbelelik halinde olan çok az yer vardır. Evet! Sokaklar kirli olabilir (bizde de öyle, değil mi?); Evet! Binalar eski olabilir (bizde yok diyemeyiz buna da!)…Lakin, şehrin her yerine sizi taşıyabilecek bir metronun olduğunu, kent merkezinin yayalara terk edildiğini, insanların kaygıdan uzak modern yaşamın stresini attıkları mekanları görmüşüzdür…Dahası, şehirlerin birer müze olduğunu, her yerinden kültür fışkırdığını, adeta birer kültür kaynağı olduğunu da görürsünüz…Az bir nefeslenip Alexander Platz’da meydanın tadını çıkaralım derken sohbetin koyulaştığını, konuyu her şeyden çok sevdiğimiz ülkemizde neden bunların olmadığına istemeden getirdiğimize biraz da hayıflanarak şahid oluruz. Berlin’de bir grup şehir plancısı olarak yaşadığımız tam da bu idi.

<ı>Ankara’daki Başarının Anahtarı

Kuşkusuz başkent tüm yurttaşlarımızın ortak mülkiyetindeki bir çok yapıya evsahipliği yapmaktadır. Buna karşın bu yapıları içinde barındaran Ankara’da mekan, ulaşım, altyapı, toplu taşıma gibi kararlar Ankara Büyükşehir Belediyesi (Ankara’lıların seçtiği büyükşehir belediye meclisi ve koordinasyon merkezleri) tarafından alınmaktadır. Bu bir nevi cumhuriyet ve başkent yapılarının yerel iktidarın insiyatifine bırakılması demektir. Nitekim, TBMM önündeki katlı kavşak bir büyükşehir belediyesi kararı olarak TBMM binasını soyutlamıştır; (son zamanlarda Çankaya Belediyesi’nin olumlu yenileme çabalarına karşın) Kızılay’daki trafik düzenlemeleri ve bitmeyen inşaa faaliyetleri büyükşehir belediyesi kararları olarak Güven Park ve Bakanlıkları soyutlamış, Cumhuriyetin Merkezi olması gereken Kızılay’ı Motorlu Ulaşımın ve Üst-Alt Geçitlerin Merkezi haline getirmiştir.

Ankara’nın kanunlar nezdinde ve yapılar üzerinde taşıdığı başkentliliğini mekana yansıtabilmek için yukarıda tanımlanan alan içerisinin yerel siyasetten kurtarılması gerekmektedir. Bu ise alanın özel statü kazanması; Cumhurbaşkanımızın nezaretinde TBMM de bulunan partilerin eşit temsili ile büyükşehir ve ilçe belediyeleri ile koordinasyon çerçevesinde yönetilmesi gerekmektedir. Bu yönetim şekli Ankara’nın başkentliliğini (yeniden) kazanması için gerekli lakin yeter koşul değildir. Yeter koşulların oluşabilmesi için ise kentsel dönüşümün bütüncül bir yaklaşım ile uzun yıllara yayılarak katılımcı ve paylaşımcı olması; alınan kararların da sadece Ankara’lıların değil tüm yurttaşlarımızın iradesini yansıtması gerekmektedir.

 
Toplam blog
: 27
: 1155
Kayıt tarihi
: 20.07.08
 
 

Yüksek şehir plancısıyım (ODTÜ-1997), aynı zamanda Mühendislik Doktorası (Kyoto Üniversitesi, İnşaat..