Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '07

 
Kategori
İlişkiler
 

Betonda oturmak istiyorum

Betonda oturmak istiyorum
 

Betona oturmak istiyorum.. Yani sokakta kaldırımda..

Hayırdır inşallah, bu nasıl bir istek diyenlerimiz olacaktır. Evet bugün 8 yaşıma geri dönmek. Mart kışını yaşarken, güneşin sadece vurduğu yerlere faydası olan ısısının altında elimde kiremitten bir taş parçası, pütürlü bir duvara resimler çizmek, nane yapraklarını bir kolonya şişesine doldurup içine katacağım diğer çiçeklerle aromalar yapmak, hatta bakkal Engin abi den iki çiklet alıp -bir tane az gelir iki taneden daha kocaman balon yaparım- kırmızı desenli eteğim, annemin yeni aldığı rugan ayakkabılarım ve dedemin Kırklareli’den getirdiği anneannemin elleriyle ördüğü kırmızı kalın hırkamla öylece betonda oturmak istiyorum. Bana ne bana ne anneciğim, bugün evde oturmayacağım işte…

Nasılda burnumda tütüyor çocukluk yıllarım, sokaklar, çiçekler, masumiyet, kardeşlik, arkadaşlığın en güzel yaşandığı dönemler.

Birazdan çocukluk arkadaşım Cenk gelecek, elinde yine ninesinin çekici.. En son beni çok kızdırmıştı, çatının üzerine fırlatmıştım o aleti. Ya yaramazlık yapma, çekiştirme diyorum kolumdan beni. Ama nafile söz dinlemiyor. İki yaş küçük benden, ben ablayım tabi, hem boyumda uzun ondan, kıskanıyor işte… Yinede çok seviyorum onu. Şimdi kim bilir nerelerde neler yapıyordur. En son babacığının vefatını duymuştum, ardından da ninesi göçmüş. Allah nur içinde yatırsın. O güzeller güzeli anneciği ne kadar yalnızdır şimdi. Ama Cenk kocaman adam olmuştur hani. O yapıyordur evin reisliğini.

Seda’nın sesini duyar gibiyim. Bıcırcık Seda. Bir insan bu kadar minik olabilir mi? Sanki bebeklik evresini hiç atlatamıyor. Amaaaan da aman şimdi, Sedanın annesinin yaptığı yemeklerin kokusu geldi burnuma. Öyle bir koku ki her gün kaynayan çamaşır kazanının altındaki odun kokusuyla birleşen, hamurlarla bütünleşmiş kıyma ve soğan kokusu. Sanki özel olarak aroma edilmiş, mangalda pişen köfte hissi veriyor. Çocuk aklım öyle algılıyordu işte. Derken annem bana sesleniyor.. Kızım hadi gir içeri… Yaa anneciğim gelmeyeceğim.. Beton soğuk ama çok keyifliyim..

Eee inadım inat, iyilikle olmadı birazdan küçük bir müdahaleyle sanırım eve doğru sürükleneceğim. Korkarım bu konuda babam devreye girecek. Ablam belki yanıma gelirse biraz daha sokakta kalmama izin verirler.. Ablacığım, bak aslanağızları ne güzel… Beraber bakalım mı?? Ablamdan ses yok. Büyük ihtimal kitap okuyordur. Yine sesleneyim. Ablaaaaa… akşam sefaları kapanmış bakabilir misin sebebini merak ediyorum? Ve canım ablam kıyamıyor bana -annemin git ilgilen bakalım küçük zilli ile de belki içeri girmeye ikna edersin dediğini tahmin ediyorum. İşte benim tatlı ablam hiç kıyamaz bana, beni hep korur kollar; geliyor tatlı tatlı konuşuyoruz. Dışarının soğuduğunu, betonda oturursam hastalanabileceğimi, içeri girersem bana kağıttan bebek yapacağını söylüyor.(Başka bir yazımda muhakkak bu bebek tarifini vereceğim size. Muhteşem bir sanat çalışması) Ben de gülümseyerek giriyorum içeri. Bu format bugüne dek hep böyle devam etmiştir. Betonlar hala çok çekici görünüyor ama ablamın sıcak eli her şeyden daha kıymetli benim için.. Bugün ki yazımı sevgili ablama ithaf ediyorum. Daima varlığını hep yanı başımda hissetmek istiyorum, ikinci annem, enis berk'imin annesi kıymetlimss e kucak dolusu sevgiler.

 
Toplam blog
: 93
: 1475
Kayıt tarihi
: 02.02.07
 
 

Elektrik mühendisiyim. Eğitimci bir ailenin kızıyım. Kelimeler ve rakamlarla geçen serüven dolu b..