- Kategori
- İlişkiler
Bikinisi pembeydi, güneş arkamdaydı

Bu kızın fotoları da bir harika. Linki aşağıda.
Böyle bir sürü insanın girdiği yeni ortamlar oluyor. Mesela okulun ilk günü, ya da katıldığınız bir kursun ya da askerliğin ilk günü falan. İşte böyle yerlerde insanlar hemen bir araya gelip kaynaşıyorlar çoğunlukla. Kimisi ise kimseyle kaynaşamıyor. Bir de benim gibi kaynaşmamayı seçenler de olabiliyor. Böyle anlarda şöyle bir sıkıntı oluyor. Kaynaşamayanlar, kaynaşmamayı seçenleri kendilerinden sanıyorlar. Oysa ki biz başlı başışına ayrı bir gurubuz. Aslında iki gurup insan var sanıyorlar. Kaynaşanlar ve kaynaşamayanlar. Kaynaşmamayı seçenler olduğundan pek bir haberleri olmuyor. 3 gurup var gibi duruyor ama ille de ikiye ayıracaksak şu şekilde olabilirdi;
mutlaka kaynaşılması gerektiğini düşünenler (kaynaşanlar ve kayanaşamayanlar)
fazla samimiyetten hoşlanmayanlar (ne gerek var canımcılar)
işte böyle zamanlarda arkadaş heveslisi eğri büğrü tiplerin masasında yanında falan buluveriyorum kendimi. En sıkıcısı da arabalardan bahsetmek gibi geliyor bana. Araba muhabbeti yapmak erkeklikse ben o zaman eşcinselim, diyesim geliyor. Çocukluğumdan beri anlamadım şu işi. En çok da beygir gücünden bahsetmekten nefret ediyorum. Ne demek ki o. Bu arabaların beygir gücü benim için futbolun ofsaytı gibi bir şey. 300 beygir derken? Nasıl yani? 300 tane beygirin toplam hızı gibi mi yani? Nasıl? 300 beygir kadar mı güçlü? Arap atı mı yoksa sütçü beygiri mi bunlar? Ama yok. Bana ismimle hitap ediyorlar. Ben isimlerini öğrenmiyorum onların. Tanışınca söylüyorlar ama bir dakikiya kalmaz uçuveriyor isimler.
Bu araba muhabbetinden bir kötüsü de varsa, yurt dışı çapkınlık hikayeleri. Arkadaş ben daha şimdiye kadar ecnebi memleketten eli boş dönen erkek görmedim. Bir kendimi bilirim böyle. 2 kere aşık oldum elde var sıfır. Hatta Carla bana sevgilisi olduğunu söyleyip de kıçıma tekmeyi bastığında bir türk dönerciye gitmiştim. İnce bellide çay vermişti sonra dönerci. Bardağı tutmuştum. Bardağa bakmıştım. Sanki elli yıllırdır vatanı mı görememiş gibiydim. Nazım bile diyorum kendime şimdi, bardağa bakıp da böyle hüzünlenmemiştir? Tam o sırada dönerci dedi ki, nası abi ama ingiliz manitalar...
domuz gibi hepsi lan, dedim. Nesini beğeniyorsunuz şunların? Sonra Carla'yı anlattım. Resim çektirmiştik onu da gösterdim. "Aynı türk kızı bu yaa" dedi. Daha iyi değil mi işte? dedim
değil dedi.
Nasıl da dağıldı laf. Fazla samimiyetten hoşlanmayanlar da sonradan iki guruba ayrılıyorlar. Samimiyet heveslilerinin pençelerine düşenler ve düşmeyenler. İşte ben düşenlerin içinde oluyorum. Kafamı uzatıp bu ısrardan kendilerini muaf tutan gurupdaşlarıma bakıyorum. Kıskanıyorum onları, heves ediyorum. Her zaman bir tane güzel kız oluyor o gurupta. Ezik arkadaşlarımdan kurtulup ona gitmek istiyorum. Gidemiyorum. Çünkü o zaman o da beni kaynaşmak için hevesli birisi sanacak. İşin aslı ben yanına gidip de "meleba" dediğim zaman tam da o guruba düşüyorum. Hayatımın en büyük paradokslarından birisi başlıyor. Raconumu bozmamak için yalnız kalıyorum. İstisnasız öyle oluyor. Bu tarz durumlar beni derinden yaralıyor.
İşte böyle günlerden biriydi. Heybeliada'da bir yaz günüydü. Önümden bir kız geçti. Hasırdan şapkası ve çantası vardı. Çantası ağırdı, acaba içinde ne vardı... Böyle yanımdan ağır ağır geçişini izledim. Sonra havuz kenarında bir şezlonga çöktü. Tişörtünü çıkardı. Bikinisi pembeydi. Yüzünü bir an bana doğru döndü. Küt saçların içine bir sanat eseri gibi yerleştirilmiş yüzünü tanıdım. Tanışıyorduk. Racona uygundu bu durum. Yanına gittim. Tam o sırada çantasından Nazım kitabı çıkartıyordu bir tane. Ne güzel işaret. "Nabeeerr" dedim.
"Aaa" dedi. Sevinmiş gibi yaptı. Yani bence. Biraz sohbet ettik. Benim arkamda kapı gibi güneş vardı. O yüzden bana bakarken gözlerini kısıyordu. Yani aslında beni iki boyutlu bir silüet gibi görüyordu. İnanmayan ışığı karşısına alıp fotoğraf çeksin. İşte ben de o zaafından yararlanıp, nasıl olsa beni tam göremiyor deyip sağ omzundan düşen bikini askısına takıldım. O askı daha da düşsün istedim. Bikinin sağ tarafının tamamen açılmasını istemiyordum. Sadece bir santim daha aşağı kayması için köpek boku yiyebilirdim. Ama biliyorsunuz ki o mektup asla gelmez ve o bikini asla inmez. İnemez.
Harika bir sohbetten sonra izini kaybettim. Sonra iki yıl sonra tekrar buldum. Haftalarca mailleştik. Sonra beni okuluna çağırdı. Arkadaşlarıyla tanıştırdı. Harikaydım. Süperdim. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
İki hafta sonra amerikaya gitti. ben de askere gittim. 4 yıldır ne yaptığı hakkında en ufak bir fikrim yok.
işte böyle.
K.
http://www.fotokritik.com/669313