- Kategori
- Bilişim
Bilgi mühendisliği ile gelecek

Geleceği gelecekte yaşamaktansa, şimdiden hayal etmeyi tercih ederim...
Geleceği Görmek: Fütürizm
Sonunda beklenen oluşum gerçekleşti, Fütüristler Derneği kuruldu ve üyelik kabul etmeye başladı. Fütüristler Derneği, öncelikle gelecekteki sosyal ve iş yaşamı ile sosyal ve pozitif bilimlerdeki bütün disiplinlerin ve teknolojinin insanlığı ne kadar etkileyeceği ve nasıl yön vereceği ile ilgili olarak görüşleri paylaşmak, yöntemlerin geliştirilmesini sağlamak ve geleceğe yönelik çalışmaların kamuoyu tarafından anlaşılmasını sağlamak amacı ile kuruldu. Geleceği inceleyen veya planlayan kurumlar ve kişiler ile Türkiye içinde ve dışında yabancı ülkeler ve uluslararası kurumlar arasında işbirliğine yönelik çabalarda bulunmak hedefini taşıyan dernek aynı zamanda uluslararası bir kuruluş olan World Future Society- Dünya Fütüristler Birliği ile işbirliği içinde.
Neden Fütürizm...
Geçmişten ders almak çok önemli diye düşünürsek, aldığımız derslerden geleceği şekillendirmek daha da önemli. Bu yüzden gelecek bilimi yani fütürizm; bireyin, toplumun, ülkenin ve dünyanın kaderini değiştirecek bir bilimdir. Hayal edebilmek yapmaya başlamanın ilk adımıdır, o yüzden gelin hep birlikte hayal edelim. Hayalimizi gerçekleştirebilmek için neye ihtiyacımız var diye düşündüğümüzdeyse akla ilk gelen finansman ise çözümü basit. Siz yeterli hayal kurun, bugünlerde en büyük bütçeler hayalleri olanlara veriliyor. Varlığı çok kendi kendine yaşayan bir kurum olan Tübitak, çerçeve programları için bize kapılar aralıyor. Nasıl mı?
Avrupa Birliğine Çoktan Girmişiz...
17- 24 Ekim 2005 tarihlerinde düzenlenen Tübitak Uluslararası Bilim ve Araştırma Günleri gerçekten katılmaya değer bir etkinlikti. Prof.Dr. Nüket Yetiş’in yaptığı sunumdan çok önemli gördüğüm birkaç nokta oldu; bunlardan ilki Tübitak uluslararası teknolojik işbirliklerinde çok başarılı adımlar atmış ama kimsenin haberi olmamış; ikincisi AB çerçeve programlarına katılmışız ama koyduğumuz parayı henüz geri alamamış durumdayız. Avrupa Birliği ülkeleri, bir yanda Amerika diğer yanda Çin ve Japonya kutuplaşmasına bilimsel olarak karşı koyabilmek adına 1984’de ortak bir fon oluşturup bu fonu bir çerçeve programına dönüştürerek ülkelerin faydalanabilmesini sağlamışlar. Türkiye’nin girişi 6.’dan itibaren, 2002- 2006 yıllarında gerçekleşmek üzere. 17,5 Milyar Avro’luk bütçeye yaklaşık 222 Milyon Avro aktarmışız ama Türkiye’ye geri dönen hibe yardımların tutarı 50 Milyon Avro.
Peki sorun nerede?
Sorunun başında yeterince araştırmacının Türkiye’de olmaması gösteriliyor, oysa ben iş ilanlarında illaki araştırmacı arayan görmedim, yani asıl sorun firmaların araştırma geliştirme departmanları kurduklarında alacakları elemanın finansmanını ve hatta yapılacak projelerin bütçesini Avrupa Birliğinden sağlayacaklarını bilmemeleri. Projeye AB’den ortak bulacak ingilizce bilgisine de sahip olmak ikinci önemli yetkinlik. Önümüzde kaçırılmayacak bir tren var; 7.Çerçeve Programı. 2007-2013 yılları arasında gerçekleşecek ve 72 Milyar Avro’luk bütçeye sahip olan bu program Türkiye’deki yoğun genç nüfus arasından farklılaşmak için fırsat arayanlar için önemli bir adım. “Vallahi ben bunu düşünmüştüm” dememek için aklınızdaki projeleri hayat geçirmenin tam zamanı.
Geleceğe Dair Fikirler
İnternetin sebep olduğu bilginin yayılım hızı nedeniyle gelecek hep uzak görünse de aslında tahmin ettiğinizden çok daha yakın. Siz bu satırları okurken dünya üzerinde yeni bir genetik yapısı için patent başvurusunda bulunulduğu bir dönemdeyiz. Böyle bir düzende en önemli adım bilgisayar ve insan etkileşimini maksimuma çıkarabilmek olacaktır. Şu an bize en yakın içinde çip bulunan cihaz genellikle cep telefonu ama o bile henüz sinir sistemimiz ile entegre çalışmıyor. Beş duyu organımızı kullanarak algıladığımız sürece arada hep bir katman olacaktır, bu yüzden bence hedef beş duyu organını geçerek sinir sistemiyle birebir konuşabilen biyogenetik bir yapı oluşturmak olmalıdır. Bilgi mühendisliği dediğimiz meslek dalı çok yakın gelecekte popülerleşerek insan vücuduna yerleştirilecek mekanizmaların öğrenmeye ve gelişmeye katkıları üzerine çalışacaktır. Eğer bugün google dünyanın en büyük bilgi bankasına sahipse neden biz küçük bir hücremizde bu kadar bilgiye sahip olamayalım ki?
Beynini Aldıran Adam
Şahan’ı izleyenleriniz vardır mutlaka, bir bölümünde canlandırdığı karakter gerçekten mükemmel bir örnekti: “Beynini aldıran adam”. Bademciğim ağrıyor dediğinde bademciği alınan, böbreğim ağrıyor dediğinde böbreği alınan adam başı ağrıdığı için beynini aldırıyor, açıklaması süper “Madem %1’ini ancak kullanıyor muşuz, ki ben normal yani bildiğin düz bir adamın o kadarını bile kullanmıyorum, o da baş ağrısı yapıyorsa alın gitsin.” Bilimsel olarak kanıtlanamasa da beynimizin gerçekten az bir bölümünü kullanıyoruz, neden kalan bölümü de etkin olarak kullanmayalım? Bilgi mühendisliği bunu yapabilmek için doğan yeni bir alan. Kullanmadığımız beyin hücrelerimize bilgiyi belirli aralıklarla bilgiyi hatırlatacak, o hücrelerde biyolojik olarak saklanmaya başlamadan önce oluşturulan yapay sinir hücresinde nanoteknoloji sayesinde depolanacak bir oluşum aslında bu. Karışık görünse de altında basit bir düşünce yatıyor; sürekli güncellenen ve kendini geliştiren bir bilgi bankasına sahip olmak. Bu hayali ben kurmadım, 1945 yılındaki makalesinde Bush bunu hayal ediyor. (Bu Bush akademisyendir, ABD siyasi lideri Bush ile ilgisi yoktur) Bush bu hayale bir isim veriyor: “Bireysel kullanım için mekanik özel dosya veya kütüphane sistemi”
Peki Ne Yapmalı?
Bu yazımda önce gelecek biliminden, sonra proje desteklerinden son olarak da bilgi mühendisliğinden bahsetmemim bir sebebi var elbet. Gelecek 50 yılda yaşayacak ve dünya tarihi boyunca unutulmayacak kişiler ve kurumlar yeni telekom ve internet teknolojilerini kullanıp bunları biyoloji ile entegre edecek ve ortaya biyoteknolojik yeni oluşumlar ortaya çıkaracak olan firmalar. Nasıl ki matbaanın icadı bugün kullandığımız dört temel disiplin olan Fizik, Matematik, Biyoloji ve Kimyayı doğurduysa; internet beşinci disiplini yani bilgi mühendisliğini doğuruyor. Fırsatlara bakmak mı veya fırsatları kovalamak mı; karar sizin? Bir sonraki yazımızda görüşmek dileklerimle.
Mehmet Nuri ÇANKAYA