​ Bilginin kirlisi, temizi nasıl ayırt edilebilir? / Basın Yayın / Medya / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Kasım '09

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
 

Bilginin kirlisi, temizi nasıl ayırt edilebilir?

Bilginin kirlisi, temizi nasıl ayırt edilebilir?
 

yorumsuz


Günümüzde, gerek yazılı ve gerekse görsel medyanın çok sesliliği yanında, buna birde sanal alemde ki yazılan ve çizilenler eklenince; devasa bir iletişim ağının içerisinde çaresiz kalan bireyler, neye ve kime inanacağını bilememenin ezikliğini yaşamaya başladılar…

Çok seslilik, demokrasilerde olması gereken ve arzu edilen bir gelişmedir. Ancak, çok sesliliğin toplumu iyiye, doğruya yöneltebilmesi ve toplumda ki huzur ortamının sürdürülebilmesi için; o toplumda ki okur yazarlık oranının çok önemli olduğunu biliyoruz ama, bu konuda toplum bireylerinin sadece okur yazar olması yeterli mi acaba? Ne yazık ki, günümüzde sadece okur yazar olmanın yetmediği gibi, okuduğunu çok iyi anlamak dahi yeterli olamamaktadır...

Çünkü, yaşadığımız dönemde, iletişimin her biçimiyle doruk noktasına ulaştığını ve her türlü bilgiye dağdaki çobanın bile ulaşabildiğini gözlemlemekteyiz..Yazılı ve sözlü medyanın yannda, ortaya ayrıca birde çok gelişmiş bir biçimde sanal alem çıkmıştır. Ve, yeterince denetlenemediğini bildiğimiz bu ortamda; yazılan ve çizilenlerin büyük bölümünü kontrolsuz bilgiler içermektedir. O kadar ki, birçok sitelerde MB' de ki denetimlerin hiçbiri yapılmadığı gibi, bazı sitelerde istenilen görüşte yazılsın da, doğru ya da yanlış fark etmez mantığı geçerlidir!..

Peki bireyler, hele de çocuklarımız bu bilgi karmaşasında, bu bilgi kirliliğinde doğru ya da yanlış bilgiyi, nasıl ve ne şekilde ayıracak ya da hangi yazıya, hangi söze itibar edecek? Sorunu daha da ileriye götürürsek; güncel bilgilerin yanında, yazıyla ya da sözle ifade edilen tarihsel olayların hangisine inanacak, bu olayları hangi kriterlere göre değerlendirecek?

Çeşitli sitelerde ve hatta bulunduğumuz ortamda dahi tarihi çarpıtan, ciddi bir kaynağa dayanmayan yazılar okuyoruz; bazıları tarihi kendi görüşleri doğrultusunda yorumlamaktan ve tarihsel olayları ters yüz etmekten dahi çekinmiyorlar...

Buna en tipik örneklerden biri de; Mustafa Kemal' in, Samsun'a yola çıkmadan önce, Sultan Vahdettin tarafından bir sandık altın verildiği iddiasıdır; bu konuda medyada yüzlerce yazı yazıldığı gibi, sanal ortamda yazılan ve çizilenlerin ise; sayısı dahi belli olmadığı gibi, çoğunluğu da rivayete dayalı ve belli amaçlara yönelik, belli görüşte ki kişilerce yazılmaktadır...

Oysa, Mustafa Kemal Atatürk'ün en ufak olayları bile not aldığı ve bunlara ait günlüklerin de ilgili yerlerde muhafaza edildiği, böyle bir gerçek olsa; bunu bizzat kendi kaleme aldığı "Nutuk" ta yazacağı gerçeği gözardı edilerek, belli görüşte ve inançta kişilerce, sürekli "temcit" pilavı gibi gündeme getirilmesi, iyi niyetle bağdaşır mı, bu tarihi çarpıtmak değilse, nedir?!

İşte tüm bu nedenlerle, bu gibi tarihsel olayların dahi istismar edildiği, belli çıkar gruplarının kasıtlı biçimde bilgi kirliliği yaratabildiği günümüzde, bilgiye ulaşmak sorun olmaktan çıkmış ama, bireyler, doğru ve güvenilir bilgiye ulaşabilmek gibi çok daha zor bir durumla karşı karşıya kalmışlardır!..

Geçmişte, çocukluğumuz döneminde bilgiye o kadar kolay ulaşamıyorduk, bazen yerde ki bir gazete parçasını dahi alıp okuyorduk, belki bir bilgi edinebilirim diye düşünerek...Ama, o zaman yere düşen o kağıt parçasında ki yazılan ya da çizilenler yere düşmüş ve hatta çamura dahi bulaşmış olsa; içeriğinde ki bilgiler, henüz bugün olduğu gibi kirlenmemişti!..

Çünkü o zamanlar, henüz tüm değerler, şahsi ya da parti çıkarlarına heba edilmemişti; derelerimiz nasıl kimyasala bulaşmamış ise; insanlarımız da henüz çıkarlarını her türlü değerin üzerinde görmüyorlar, onurlarını maddi çıkarlara feda etmiyorlardı!

O zamanlar, basında ki yazarlar bu derece kamplaşmamış, TV 'de de sağduyulu programlar yapılıyor ve konuşmacılar adeta "ağzı olan konuşur" edasıyla ve belli çıkar çevrelerinin amacı doğrultusunda konuşmuyorlardı! Günümüzde ise, belli görüşte ki konuşmacılar, kanal kanal gezerek adeta beyin yıkama seansları düzenliyorlar; çanak sorularla oluşturulmuş çeşitli tartışma programları yapılıyor...

İşte, o nedenlerle diyorum ki; günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolay olabilir ama, doğru ve objektif bilgiye ulaşabilmek her geçen gün zorlaşmaktadır...Bu durumdan kurtulabilmek, yanlışı, doğruyu ayırt edebilmek için, bireylerin karşısında bir tek mantıklı yol kalıyor; yazılan ya da söylenenleri "sorgulamak", gerekiriyorsa birkaç kanaldan olayı araştırmak, hele tarihi konularda ki yazılarda, kesinlikle güvenilir kaynaklara itibar etmek, tarihi olayları saptıran, masalımsı ve adeta tarihe ihanet eden yazılara asla itibar etmemek!..

Sonuç olarak, bu yazımda bahsettiğim bilgi kirliliğinin ne kadar karmaşık bir hale geldiğini göstermek açısından birkaç örnek vermek istiyorum:

**Domuz Gribi Aşısı Olayı : Bu konuda yaşanan bilgi karmaşasını ve bireylerin kafasında yaratılan soru işaretlerini tekrar yazmayacağım, çünkü gerek yazılı ve gerekse görsel medyada o kadar çok şey yazıldı, söylendi ki; sadece burada toplumu oluşturan bireylerin, doğru bilgiye ulaşmasının ne derece zorlaştırıldığını ve çok bilginin değil, doğru bilginin ne kadar önemli olduğunu ve hata bazen ne kadar aciliyet kazandığını belirtmek istiyorum...

**"Milli Birlik Porejesi " ya da "Demokratik Açılım" diye adlandırılan açılım ile ilgili gündemde tartışılan bilgilerin ne kadarının doğru ya da ne kadarının yanlış olduğundan toplum olarak hemfikir miyiz? Şu anda ülkemizin bir "kaos" ortamına döndüğünü söylemek yanlış mı olur?

Birleştiricilik iddiasıyla ortaya atılan "açılım"ın, aksine Kürt-Türk ayrımcılığının fitilini ateşlediğini iddia edersek ya da bu tedirginliği yaşadığımızı söylersek, yanlış mı söylemiş oluruz?

Bunun gibi yüzlerce soru sıralayabiliz; önceki gün İzmir'de yaşanan "konvoy" taşlama olayı nedeniyle, olayların tek suçlusu İzmir halkıymış gibi gösterilmek isteniyor; peki ama bu konvoy ayni biçimde Yozgat, Çankırı ya da Trabzon gibi illerinde de gövde gösterisi yapsaydı; acaba neler olurdu, onu da tartışmamız gerekmiyor mu?

**TBMM' de Onur Öymen'in bir konuşmasından "cımbız"la seçilen bir sözü gündeme getirilerek ve hatta medyaya da malzeme edilerek, tarihi gerçekleri çarpıtmak, Cumhuriyet'e yönelik bir isyanı meşru gibi göstermek ne derece doğrudur? Oysa, olayı parti çıkarı olarak görmeyerek, " o günün koşullarında böyle bir isyan olmuş ve devlet bu isyanı bastırmak için gayet tabii müdahale etmiş ama, olayda istenmeyen olaylar gelişmiş ve bir kısım bölge insanı mağdur edilmiş, istenmeyen bazı acılar yaşanmıştır" biçiminde, sağduyu ile yorumlamak çok daha doğru ve mantıklı olmaz mıydı ve öyle olsaydı, toplum bu derece gerilir miydi?

Bu birkaç örnekten de görüleceği gibi, günümüzün en önemli sorunu; bilgiye ulaşmak değil, doğru ve objektif bilgiye ulaşabilmektir!..

“Herkesi bir zaman kandırabilirsiniz, hatta bazılarını her zaman da aldatabilirsiniz; fakat herkesi, her zaman aldatamazsınız…” ABRAHAM LİNCOLN

 
Toplam blog
: 52
: 1892
Kayıt tarihi
: 05.03.09
 
 

Okumayı seviyorum ve okumanın, insanın içindeki havuza taze suların katılmasını sağladığına inanı..