Bilmek ve bilinmeklik üzerine / İnançlar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Aralık '12

 
Kategori
İnançlar
 

Bilmek ve bilinmeklik üzerine

Bilmek ve bilinmeklik üzerine
 

Allah isminin mânâsını algılayabilmede, ‘nedir?’ değil de, “ne değildir?” sorusu ile yaklaşabilmek, bu manayı tanımaya yardımcı olacaktır...


Ve ma erselnake...” ( Enbiyâ 107) diye başlayan Âyet, alemlere Rahmet olarak indirilene işarettir.

‘Rahmet’önce  ‘Ümmül Kitap’ olan ve “Tüm varlığın yaratılış sisteminde” ilk sırayı alan Ruh’a aittir. Kâinatta ne varsa O’nun hakikâtinin hürmetine yaratıldığı ve Hz.Ali’nin, “Nokta” sembolüyle ifade ettiği “Ruh”un varlığı, Alemin start alışı bir başka ifadeyle yayılma noktasıdır.

Kişiliği yönü ile İnsan-ı Kâmil, hayatiyeti ile Ruhu Azam adını alan yapı, bir melek, aynı zamanda orijin İnsan-ı Kâmil’dir.
Yeryüzü İnsan-ı Kâmilleri ise, O’nun vekilleridir.
Et-Tin
Sûresinde, “Ahsen-i Takvim” olarak belirtilen O’dur.

~~

“Ya Gavs-ı Azam!.. İnsanı meydana getirdim, beni taşıyan olması için... Mükevvenâtı da insanı taşıması için meydana getirdim.”
Abdülkadir Geylani Hazretlerinin Gavsiye Açıklamasından alınan bu bölümde, Mutlak varlığı taşıyacak mekarim-i ahlak sahibi olan varlık kendisidir. Mekarim-i ahlak sahibini algılayabilecek olan ise mükevvenattır (yaratıkların hepsi)...

~~

Ağabeyile Üstad; kelimeleri arasında fark var mıdır?
sorusunun yanıtı şöyledir:

Ağabey, yaşça büyük erkeğe sevgi ve saygı belirtmek için kullanılan bir sözcüktür.

Üstad,“her şeyi en iyi şekilde bilen” anlamına gelir. Saygınlık belirten ağabeylik kavramını da kapsamına alır; daha geniş ve şumûllüdür.

~~

Kulluğun Rab’la olan bağlantısı ile, “HU” ya bağlantısı arasında sadece isim benzerliği vardır.

Rabbın kulluğunda ağırlıklı isimlerin kaydında olma, Hu'ya dönük kullukta isimlerin kaydından beri bir yaşam vardır.

~~

Allah isminin mânâsını algılayabilmede, ‘nedir?’ değil de, “ne değildir?” sorusu ile yaklaşabilmek, bu manayı tanımaya yardımcı olacaktır...

Ancak birey de, öncelikle Tanrı mefhumunun kafalardan mutlaka silinmesi gerekir.

Yaşamınızdan on dakikalık bir kesit alıp inceleyin; içinde Tanrı’ya dayanan birçok öğe bulacaksınız.

Hz. Muhammed’in (s.a.v) Kelime-yi Tevhid’ de açıkça belirttiği Tanrı yoktur” anlayışı, beyinlere kolay kolay yerleşmiyor. Gerçek anlamını yaşamak için günde elli milyon kere dil ile tekrar etmek yeterli değildir.

Önemli olan mânâsını anlayabilmektir. O da ilim gerektirir.

~~

Kur’an ‘ın tamamının ilim olduğunu bildiren Efendimiz, batın, zahir, Ledün ve Zat ilminin yanı sıra, Fizik, Kimya, Astronomi ve Astroloji gibi bilim dallarına da işaret etmiştir.

Bu arada, kısmen de olsa Fizik ilminin insanın ruh yapısı, kimya ilminin de biyolojik varlığı ile ilgili olduğunu söylemede yarar var.

İçinde yaşadığımız sistemi açıklayan Astroloji ilmi, İdris Aleyhisselam’dan bu yana bilinmesine rağmen, tanrı anlayışını perçinlememek için, algılama potansiyeli yüksek, bazı ehil zatların dışında, genele örtülü kalmıştır.

Hz. Resûlallah, Kur’an ‘ın toplu olarak kabul edip tasnife gitmediği konularda, günün ilmi ve yaşam koşullarını dikkâte alarak, yerine ve zamanına göre detaya girmiş, anlattıklarını, dinleyenlerin kapasitelerine göre şekillendirmiştir.
Astroloji ilminin yanısıra Vahdet/Teklik ilmini de sınırlı bir şekilde açmıştır.

Ben Resûlallah Efendimiz’den iki kap ilim aldım; birini size açtım, diğerini de açsaydım gırtlağımı keserdiniz” diyen Ebu Hureyre ‘nin sözleri, anlatılanları doğrulamaktadır.

Günümüzün müsbet ilmi, insanda trend oluşturmuş kabiliyet ve istidatlara pozitif açı kazandırarak, bir anlamda dinin daha iyi algılanmasına vesile olmuştur.

Bu nedenle, populer bilim, Hz.Resulûllah’ın  buyurduğu “faydalı ilim” kapsamında değerlendirilmelidir.

Bu açıklamalar tanrı kavramını yok edici niteliktedir.

~~

İbadet adı verilen çalışmaların, tümüyle beynin biyoelektrik ve biyoşimik yapısıyla ilgili olduğunu, onun ürettiği ışınsal yapıya ilim ve enerji yüklemeye çalıştığı gerçeğini diğer yandan kendine irfan sahibi olabilme, aslını ve hakikatını tanıma anlayışı ile karıştırmamak gerekiyor.

~~

“Ben gizli bir hazine idim. Bilinmekliğimi istedim, yarattım alemi; bilmekliğimi istedim, yarattım Adem’i”  kudsi hadisini ise şu şekilde algılamak gerekir.

Bu sözle varoluş şekli açıklanırken, gizli olanın evrensellik ve adem adı altında zahir olduğu da anlatılmaktadır. Zira düşünülen, düşünenden ayrı olmadığı gibi, yaratılanda yaratandan ayrı değildir.

 

Ahmed F. YÜKSEL

 

 
Toplam blog
: 636
: 9957
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..