- Kategori
- Edebiyat
Bir aşk adamı Cahit Külebi...

Cahit Külebi, Ankara Gazi Lisesi'nde Edebiyat Öğretmenimdi... Bugün Edebiyatla haşırneşirsem, şiirde bir tutam ''tuzum '' varsa ondandır...
Üniversiteyi henüz bitirmiştim... Külebi Hocam'ı Türk Dil Kurumu Yazmanlığı yaparken ziyaret etmiştim. O günlerde TDK olarak büyük bir hizmete imza atmıştı. Yabancı isim kullanan işyerlerine savaş açmıştı.
Hatta, TBMM'den kanun çıkartarak Türk Dilini 'ayrık otu 'gibi sarmalayan, yabancı sözcüklerle anılan işyerlerine, cezalar yağmaya başlamıştı.
Jeans'lar gidiyor, yerlerini URBA'lar... GİYSİ'ler alıyordu... Türkçeleşen işyerlerine de özel yapım plaketler hediye ediliyor; işyerlerine bunları asanlar da ayrıca ödüllendiriliyordu.
Bazı uyanık patronlar da eski isimlerini çağrıştırması için sözümona Türkçeleşiyorlardı...
Örneğin: Ankara, Maltepe'deki eğlence yerlerinden bazıları: ''MON AMOUR '' adını kaldırıp : ''M*ANAMUR ''yazmışlardı...
Kimileri de ''ELİZE PAVYON'' yerine '' EL* İZİ'' yazarak günü kurtarmaya çalışıyorlardı.
Kendi dilinden bal akarken gönlünden akan ırmaklarla doğaçlama olarak hemen kendini anlatıverirdi...
İlhamını aldıkları halk, doğa ve kadın kendisiyle de bütünleşivermişti sular seller gibi...
"Kimse yazmamı istemedi./ Beş yaşımda kendim başladım./ Bu yüzden düşkünlüğüm yok./ Ayda yılda bir anımsarım. // Saçılır kır çiçekleri/ Ağzımı açtığım zaman./ Sonra birleşir üçü beşi/ Birer gümüşten mızrak olur/ Gökyüzüne doğru atılan. // En çok yurdumdan söz ettim/ Doğayla insanla içli dışlı./ Sevinçler, acılar, özlemler…/ Hepsi de çatal dişli. // İlk ustam oldu benim halk/ Belleğimde akıp giden ırmak…/ Köylü diliyle türkü çağırdım/ Onlarla gülüp ağlayarak. // İkinci ustamsa doğa/ Şiirlerimde alın terim./ Bozkır türküsüyle doldu ciğerlerim./ Taşları düzleyen rüzgâr gibi/ Doğayla yontuldu dizelerim. // Üçüncü ustamdı kadınlar./ Tekdüze yaşantıya./ Kaynar dururlar semaver gibi./ Onlar öğretti bana sevgiyi./ Gözleri çıra gibi yanar, / Ak badem olur tenleri, / Güvercin kanadına benzer elleri. // Eritip yüreğimde sevgiyi, acıyı özlemi/ Kurşun döker gibi döktüm tası./ Her biri bir başka biçim aldı./ Oyunlarda şeytanların aynası. // İşte doğrusu sözgelimi/ Dokuyup yol üstüne attıklarım/ Birer küçük köylü kilimi.''
Cumhuriyet Tarihimizin yetiştirdiği en büyük şairlerimizden olan Külebi'nin şiirlerinde Anadolu, bir türkü haline gelir. Hüznü de kederi de bir başkadır. Kaynağı milli san'attan gelir. Gözleri bağlı değildir.
Tabiat sevgisiyle yurt sevgisi her zaman içiçedir. Aşk şiirlerinde kadını doyasıya anlatır. Özlemini SEVDA şiirinde bir türkü tadında sunar...
SEVDA
Bildim ki yalnız nasibim sen,
Ekmeğim senden gelirmiş
İnsan uyuyabilirmiş
izin verirsen.
Dolaşamıyorum sokakta
Rüzgarlarla serinlenemiyorum
Esneyip gerinemiyorum
Upuzun yatamıyorum parkta
Bir mavi balon mudur bu yaz?..
İçi sevda dolu yolculuk
Kurtar beni artık ey çocuk
Dişleri papatyadan beyaz...''
Aşkın koruyucu gücüne inanmış, onun gizemli sıcaklığına muhtaç yaklaşımlardadır kimi zaman...
HİKAYE
'Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!
Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!
Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!
Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!
Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgârları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!..''
Yaşamını şiirle, sevgiyle, barışla harmanlamış bir şairdir... Şairliğiyle ruhları arındırırken devlet adamlığıyla da bir Türkiye aşığıdır... Eğitim ve Kültür alanlarında önemli bir bürokrattır aynı zamanda...
20 Aralık 1917'de Tokat’ta doğan köy çocuğu şair, 20 Haziran 1997 tarihinde Ankara’da öldü. Sivas Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi.
Antalya Lisesi'nde, Ankara Devlet Konservatuvarı'nda, Ankara Gazi Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Milli Eğitim müfettişi oldu. İsviçre’ye kültür ataşesi ve öğrenci müfettişi olarak atandı.
Yurda dönünce Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişliği ve Kültür müsteşar yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1972'de emekliye ayrıldı. 1983 yılına kadar Türk Dil Kurumu'nda çalıştı.
1976'dan sonraki dönemde Türk Dil Kurumu Genel Yazmanı’ydı. İlk şiirleri "Nazmi Cahit" takma ismiyle 1938'de Gençlik Dergisinde yayınlandı. Daha sonra Varlık Dergisi'nde yayınlanan şiirlerinde de aynı imzayı kullandı. 1950-1954 arasında Sokak, İnsan, Türk Dili, Yaratış, Kültür Dünyası gibi dergilerde çıkan şiirleriyle ünlendi.
İlk şiir kitabı "Adamın Biri" 1946'da yayınlandı. 1949'da çıkan ikinci kitabı "Rüzgâr"da Orhan Veli şiirine yaklaştığı dikkat çekti. "Atatürk Kurtuluş Savaşı'nda adlı eseri, Nevit Kodallı'nın "Atatürk Oratoryosu"na temel oluşturdu. 1940 sonrasında başlayan şiirimizin yenileşmesi hareketinde kendine özgü bir yeri var. Rahat anlatımı, içtenlik ve duyarlılığıyla ilgi çeken titiz bir şiir işçisiydi.
ESERLERİ : Adamın Biri (1946), Rüzgâr (1949), Atatürk Kurtuluş Savaşında (1952), Yeşeren Otlar (1955), Süt (1965), Şiirler (1969) , Türk Mavisi (1973), Sıkıntı ve Umut (1977), Yangın (1980), Bütün Şiirleri (1982), Güz Türküleri (1991), Bütün Şiirleri (1997)
ÖDÜLLERİ: 1955 Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü ''Yeşeren Otlar ''ile... 1981 Yeditepe Şiir Armağanı'' Yangın'' ile...
Cahit Külebi, yaşamı yudumlayarak içerken, yurt dışında da bulunmuş; uğradığı her limanda bir sevgili bırakan gönüller yoldaşı olarak da anılır... Şiirlerindeki dizeler, ''Bir arkadaşımın üslubuma atfen lütfettiği gibi, şair de ırmaklar gibi akar insanın içine...''
KADINLAR, ÜLKELER, DENİZLER
''Gözlerin gözlerime değince
Su katılıyor rakıya
Denizler açılıyor önümde.
Üç çeşit deniz var bildiğim:
Birincisi süt liman deniz.
İlkgünün özenle okşadığı,
Gökyüzüyle kaynaşan deniz.
İkincisi dalgalı oynak,
Bir kedi gibi önce sokularak
Sonra tozu dumana katan deniz.
Balıklara beşik sallayan deniz.
Üçüncüsü volkansı dağlar...
Tüfek namlusundan menevişli,
Baştan başa gövdesi köpek dişli,
Kendi kendine savaşan deniz.
Anadolu dağları gibi kıraç,
Kış ortasında kurtlar gibi aç
Karanlığa uluyan deniz.
Senin gözlerin de öyle uzak,
Üç türlü denizde balkıyarak
Bütün yaşamımı alıp gitti.
Türküler yitirdim dağlarda.
Çiğdemleri rüzgar okşar ya,
Sarkar ya söğütler ırmağa
Rakıya su katılır gibi
Gözlerin başlar yansımaya
Gözlerin gözlerime değince su katılıyor rakıya,
Ülkeler de kadınlara benziyor,
Başlıyor yansımaya.
İşte güvercin kemikli kız!
Koca Fransa, Akdeniz...
Ve Almanya ki lahana, tütün,
Sokakları kan kokarken bir gün
Gençliğimi orada bırakıp geldim.
Oysa balık gibiydi Urzula Rayh
Bir sarı çiğdem gibi severdim. ''
Cahit Külebi, bir çok dizesiyle de aşıkların hatıra defterlerini süslemiş ve edebiyat tarihine altın harflerle yazılmıştır......
''İzmir'in denizi kız... Kızı deniz kokar... Sokakları hem kız hem deniz kokar...'' gibi söylemleriyle İzmir'in kızlarının güzellikleri şiirinin dizelerinden taşmış tüm ülke delikanlılarının gönüllerine akmıştır...
Ruhu şadolsun...