- Kategori
- Gündelik Yaşam
Bir başka pazar sohbeti; 16/09/12
Evet sol elimle yazmak, beni ne kadar zorlasa da, yazmaya günlerdir devam ediyorum... Neden mi? Yazmak benim en yakın dostum. Bana daha da yakını yok.
Günlük tutmaya 18 yaşında başladım. Hayat anılarım halen Yol-defter’de kayıtlı. Rekor kıran “bir sevgiliye mektup” gibi bloglardan orada onlarca var. Yani duygularımı direkt ifşa ettiğim. Bu iyi mi, kötü mü?
Açıkça söylemek gerekirse, duygularım artık düşüncelerim kadar önemli değil benim için! Duygu insanı olmak için genç olmak lazım! Ben artık akil insanıyım. Dolayısıyla bloglarım eskiye gore bu yüzden daha az okunuyor. Çünkü aykırı düşüncelerin insanı olduğumu nihayet açıklamış bulunuyorum.
Bu yüzden değişik biçemler kullanıyorum. Bazen manzume, bazen düz yazı ve bazen de öykü yazıyorum. Aslında en anlaşılanı düz yazı olmasına karşın, benim en az hoşlandığım tarz. İstersem özne olarak kendimi yazılarımdan her seferinde sıyırırım. Ve gerekirse sadece bilimsel ağız ile bile yazarım. Ancak bunu yapmakla beraber benle iletişimi tamamıyla keser ve o zaman da sadece fikire yoğunlaşırsınız ki bu blog ortamına ne kadar uygun pek emin değilim.
Bu bloglara konulan tüm fotoğraflar benim çekmiş olduğum fotoğraflar. Ben genelde internette sörf yapmayı sevmem. Ben aslında bilgisayarı da çok sevmem. Hayatımda 2 kezden çok bilgisayar oyunu oynamışlığım yok. Gazeteyi de internetten okumam. Dönen kaynağı belirsiz emaillerden hazetmem. Her türlü tenolojiye işim gereği para yatırmış ve kullanıyor olmama karşın teknolojiden pek de hoşlanmam. Ben bir boğa burcu olarak doğa adamıyım. En çok doğa da huzur bulurum.
Eskiden, öğrenciyken, bestelerimi sokaklarda yapardım. Özellikle İstanbul’da geceleri trafikten daha yüksek ses çıkarmak üzere gırtlak çalışırdım. Ve bazen otobüs gittikten sonra bir insanla karşılaştığım vakit , o insan ne yazık ki benim yüksek perdeden basbariton sesimle tanışmak zorunda kalırdı. Utanırdım ama yapılacak bir şey yoktu. Artık nadir de olsa arabada şarkı söyleyebiliyorum.
İstanbul’dan ayrılalı 14 yıl oluyor. Hayatta üç şeyden vazgeçemem diyordum. Birincisi A......., ikincisi THY ve üçüncüsü İstanbul. Ve gariptir üçünden de vazgeçtim. Mantıksız bir şey söyleyeceğim; İstanbul’u artık sevmiyorum. Ve kesinlikle yaşayacağım son şehir İstanbul. Sebebini tam olarak ben de bilmiyorum. Aklıma gelen en önemli sebep –belki de- bu şehirde insanlığın ölmüş olması. Ben İstanbul’u $ olarak görüyorum. Haksızlık yaptığımın farkındayım, ancak böyle hissediyorum.
17 gündür alçılar içinde yatmaklıyım. Ve doğadan koprılmış bir biçimde tek hücrede yaşayan bir organizmayım İzmir’de. Bu süre zarfınca sadece 2 kez dışarı çıktım. Anlayacağınız Ergenekoncuları bile geçtim! Hapis, hasta hayatı gerçekten çok zor. İnsan alışmıyor mu? Alışıyor... Ancak başkasına bağımlı yaşamak o kadar zor bir şey ki Allah yatalak insana bakana da, kendisine de sabırlar versin. Ben nihayetinde koltuk değnek kullanacak düzeye geldim ve dün ilk defa mutfağa kadar gidip mutfakta oturdum. Hayırlısıyla son 2 hafta.
Herkeze iyi pazarlar. Kalın sağlıcakla,
Kavi’l