- Kategori
- Güncel
Bir(birimiz)den korkar mı olduk?

RESİM INTERNETTEN ALINMIŞTIR
Kaçırılan deniz otobüsünden sonra, güvende olmamak hissi. Ardına kadar açık bir kapıyı zorladıkça kanırması gibi hayatımızda iz bıraktı sanırım.
Güvende miyiz? Yok değiliz.
Kendi ülkemizde de mi?
Nasıl olacak şimdi hayat?
Günün doğal akışında, kullandığımız toplu taşıma araçları, güven ve biz.
11 Eylül saldırılarından sonra, Amerika’da halkın gösterdiği tepkiye bakışım geldi aklıma.
“Paranoyak bunlar” demiştim. Ne korkaklardı, korkacak ne vardı? Kendimce saçma sapan sözcükler üretmiştim korkuları karşısında.
Saçmaydı, zira yaşamadan bilemeyeceğimi defaten hayatın içinde tecrübe etmiş olmama karşın, aynı yanılsamaya yeniden düşmüştüm.
Korkuyu yaşayanların gösterdikleri tepkiyle alay etme cesaretini göstermiştim.
Nasıl, çok gördüğün geliyor başına. Aynen böyle oldu işte. Davulun sesi uzaktan boş gelmişti. Deniz otobüsünü kaçırınca terörist, olayın ciddiyeti karşısında, korkunun kollarına attık kendimizi sanırım.
Hepimiz endişelendik belki. Şehrin göbeğinde nasıl cesaret eder sorusunu defalarca sorduk kim bilir?
Gerçek ortada ve paranoyamızı tetikleyecek kadar da yakındı. Burnumuzun dibinden, yolcu gibi deniz otobüsüne binen biri terörist çıkmıştı.
Çözümler düşündüm gece boyunca. Vapur iskelelerine, tramvay duraklarına, metro istasyonlarına…vs aklınıza gelecek ve gelmeyecek yerlere xray koymak şarttı kanaatimce.
Hatta herkesi didik didik aramalıydı güvenlik görevlileri. Paranoyak bulduğum Amerikalılar gibi olmuştum gece saatler 02.00 sularına varınca.
Terör, bu bela insanı nasılda korkutuyor? Yapmak istenilen de bu değil mi?
Güvende olmadığımız ve güven duyduğumuz her türlü korunaklı alanın saldırıya açık olduğunu düşünmemizi istediler sanırım.
Sabah, soğuk bir yağmur yağarken şehrin üstüne. Kahvaltı edemeden evden çıktığım için çantamdaki tostu yemek üzere motorun kafeteryasına gittim. Müsaade isteyip hoş bir geç kızın yanına iliştim. Çay söyleyip, tostu çıkartım çantamdan.
Bu sırada yağan yağmurun ardından açan güneşle göz göze gelince motor camından, bir taraftan gökkuşağı çıkacağı beklentisiyle gözlerim dört döndü boğaz çevresinde.
Köprüye yakın yerlerde ararken, tam karşı sahilde karşılaştım renk cümbüşüyle. Coşku dolar içim gökkuşağı görünce. Şaşkın ve mutluydum. Keyiflendim çocukça. Akşam yaşadığım tüm olumsuzlukların üstüne, gökkuşağı açtı aniden.
İçim kıpır, kıpır. Motorda olduğumu unutup, paylaşma ihtiyacıyla sevincimi, elim uzandı yanımda oturan genç kızın omzuna.
Yazık, irkildi. Korktu resmen. Haklı, tanımadığı biri omzuna dokunup işaretle camdan dışarıda bir şeyler göstermeye çalışıyor. Kulağında kulaklık kendi halinde müzik dinlerken sabah saati. Kim bilirsin aklında kaç tilki?
Yüzü değişti önce, gülümsediğimi görüp çıkarttı kulaklığını. “Gökkuşağı” dedim. O da gülümsedi. “Uğur getirirmiş, paylaşmak istedim” dedim. “Çok güzelde, heyecandan. Kusura bakmayın.” dedim ardından.
Genç kızın yüzündeki ifade akşamki iz düşümden farklı değildi. Korkmaya hazır, korkak yaşıyoruz.
Bizi getirmek istedikleri nokta da bu zaten. Her şeye rağmen “Gökkuşağını, güneşi, çiçekleri ve mutluluğu. Acıyı, kaybı, sevinci, kederi… İnsan olmamıza sebep tüm duyguları ve düşünceleri paylaşmaktan korkmayalım.
Ne dersiniz? Bir(Birimiz)inden korkmadan yaşamak için!
Unutmadan, genç kız yanımdan kalkarken “İyi günler. Kolay gelsin.” dedi.
Umut, çok güzelsin seeeeen!
Sağlıkla ve mutlu kalın 14/11/2011
Gülay Mustafaoğlu