- Kategori
- Deneme
Bir ev telefonunun günlüğünden notlar

ev telefonu
'Son zil sesi'nin üstünden ne kadar çok zaman geçti. Oysa eski günlerde ne de güzel, uzun uzun çalardım, hele bir de eğer evde kimseler yoksa.
Arayan, açılmasını bekleyerek sonuna kadar şansını denerken ben de evde hiç kimselerin olmadığını bildiğim halde, belki merdivenlerden çıkmaktadırlar düşüncesiyle, çalmaya devam eder, kapı ha açıldı ha açılacak diyerek, umudumu da sonuna kadar içimde saklardım.
Şimdi ise bak, günlerdir, haftalardır hatta aylardır, ne arayan var ne de soran.
Bizim kuşağın gerçekten de bir ağırlığı vardı, öyle ordan oraya, çantaların diplerinde, pantolonların arka ceplerinde gezmezdik.
Evde bizler için neresi müsait görülmüşse orada durur, sonra da sadece işimize bakardık.
Peki ya şimdikilere ne demeli?
Dur durak bilmiyor, elden ele, oradan oraya sürtüp duruyorlar.
Hoş, gene sadece evin içinde kalsalar ona da razı olurdum, hatta belki de gözüme batmazdı bu durum ama, sabah dışarı bir çıkıyorlar ki azizim, çıkış o çıkış, ara da bulasın....
******
''Vallahi dostlar, başıma gelenleri ne siz sorun ne de ben söyleyeyim'' diye yana yakıla dertlerini anlatıyordu, karşına her çıkana.
Sahiplerinin zıppırı oğlu da bir acayipti doğrusu. ''Akşama kadar bizim yeni yetmeyi de yanına alıp sokaklarda turluyor, akşam olup da beyefendi en nihayet eve teşrif edince de bu kez ''Ayyy pili bitti bunun'' dedikten sonra da benim kabloların incelerinden bir şey ile prize bağlıyordu o ufacıcık şeyi...'' diyordu, ''Neyin var, neden suskunsun böyle?'' diye soranlara.
''Küçük bey de eve gelince, hadi bırakın beni, anası babası ile bile tek kelime etmeden doğruca o parlak ışıklar saçan daktilo benzeri aletiyle ilgilenmeye başlıyor, sabahlara kadar bu kez de onun başından kalkmadan, ya tuşlara basıyor ya da nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde insanlarla sohbet ediyor? O kutu gibi aletten nasıl o seslerin çıktığını da hala anlamış değilim'' diye anlatıyordu, bir anlam veremeden olana bitene.
''Çocuk bir yandan film izliyor, sonra müzik dinlemeye başlıyor, derken tık tık daktilo gibi tuşlara basıp bir şeyler yazıyordu ama, beni en çok şaşırtanı ise Amerika'daki dayısı ile uzun uzun konuşmaları oluyor'' demişti yine bir gün.
''Eskiden kızkardeşi, ağabeyini aradığında ki o da kırk yılın başında olurdu, hal hatır sormalar kısa cümlelerle hızlı hızlı yapılır, söylenecek bir şeyler varsa da hemencecik söyleniverirdi ki, fatura aybaşında çok gelmesin.
Mirasa mı kondular, yoksa yolda içi para dolu bir çanta mı buldular artık bilmiyorum, şimdilerde yeğen ile dayı birbirlerine hafta sonu oynanan maçları bile yarım saat anlatıyorlar...'' dediğinde ise, artık ömrünün son günlerini yaşadığı sanki içine doğmuş gibiydi.
''Amaaaan'' dediler bir gün, ''Hem kullanmıyoruz hem de her ay bir sürü sabit abone parası ödüyoruz, üstelik şimdi ev telefonu kullanan mı kaldı? Kapat şunun aboneliğini de kurtulalım artık evde boşuna yer kaplayan şu çağdışı şeyden...''
O gün çektiler fişini, akşamına da eskiciye verdi yeğen,
Karşılığında ise ne bir mandal alındı ne de bir leğen.
Hemen kondu yerine, ballıbabagiller familyasından,
Saksısının içinde kurum kurum süzülen bir fesleğen...
http://www.kaantika.com/?pnum=53&pt=Bir+ev+telefonunun+an%C4%B1lar%C4%B1