​ Bir Farkında Olma Mücadelesi / Ben Bildiriyorum / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Temmuz '10

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
 

Bir Farkında Olma Mücadelesi

Bir Farkında Olma Mücadelesi
 

Tokmak Son Kez Vurduğunda Çok Geç Olmasın


Gözlemler

Bir çok farkındalık sahibi oldum bu hafta. Kendime ve düşünmeye, gözümü açık tutmaya vakit ayırmamın bazı doğal sonuçları olabilir. Her neyse, zaten mesele ne kadar akıllıyım demek değil. Sizin de bazı şeyleri fark etmenizin benden daha kolay olacağını söylemek istedim, o kadar. Tabii ki rica ederekten.

…

LYS (Lisans Yerleştirme sınavı) sınavı sonuçları belki ülkemizin ileride kaderi olacak gençlerimiz ve “aileleri” açısından önemli bir haftayı yaşamamızı sağladı. Kılavuzdaki yanlışları pek takip etmediğim için, var olduğu açıkça bilinen bir konudan dem vurmayacağım.

Sanki yıllar içerisinden sistem daha bir kolaylaşmış, fakat puandan çok sıralama önem kazandığı için yarışsallık ayyuka çıkmış. Kuzenimin de bu yıl bu sınav sonucunu dört gözle beklemesi dolayısıyla, işin içinde fazlasıyla bulunmuş oldum. Kendisi Milli Eğitim sistemimizin sadık bir neferi olduğu için, puan ve sıralama olarak baya iyi durumda. Onu konuşmanın anlamı yok. Ama bahsetmek istediğim nokta, eğitim sistemimizin, hem devlet hem de özel üniversiteleri bazında, “ticari” yaklaşımlarındaki ilerleme. Ben üniversite sınavına girdiğim zaman, dershane müdürümüze sıklıkla, derece yaparsam, dershanemizin logosunun basılı olduğu penyeleri seve seve giyip, kameralara poz verebileceğimi söylerdim. Şimdi görüyorum ki, penyeler yerini, “bilgisayar veriyor musunuz?”, “aylık ne kadar para veriyorsunuz”lara bırakmış. Devlet üniversiteleri için de aynı sorulara maruz kalmalar geçerli. Tabi bu para mevzularında özel üniversiteler at başı önde. İşte tam bu noktada beni göğsümden hançerleyen bir duruş var ki, eyvahlar olsun. Benim ülkemin gençleri, masum demeye bin şahit ister, nasıl bir eğitim alacağını, geleceğini düşünmeyi bırakmış da, üniversite zamanı bu yaptığı derece ile ne koparabilirim savaşına girmiş. Aman ki ne aman! Bu mu yetiştirmek istediğimiz gençler ve beklentiler içerisine girdiğimiz yeni jenerasyon?

…

Televizyonlarda farklı şeyler konuşuluyor bu sıralar. Sanki ilk kez duyuyormuşçasına şaşırıyorum. Terör meselesi, açılımlar, sorunlar ve tarihimizden olaylar irdeleniyor. Bu ülkenin bilmediği, daha önce strateji geliştirmediği herhangi başka bir sorunumuz oldu mu? Yıllardır hep aynı noktada değil miyiz? O kadar üzücü ki, sanki daha önce hiç konuşamıyormuşuz gibi bir takım söylemler ortaya atılıyor. Biz bu konuları, tarafları bir araya getirerek hep konuştuk aslında. Tüm argümanlar, çokça incelendi, üzerine hipotezler üretildi. Sorun aynı, konuşmalar da hep eskiden kalma. Bana yeni bir şey katmıyor artık tartışma programları. Üzgünüm.

Bizim ülkemiz klişeleri gerçekten çok seviyor. Ben de eleştirmeyi elbette. Hani hep tekrarlanan bir söylem vardır. Sorunu çözebilmek için, sorunu iyi tanımlamamız gerekmektedir diye. Bunun bir sonraki aşamasında da, soru sormayı bilmek çok önemli bir yetenektir gelir. Çözüm konuşanlarımız da var, ama tabanları yere basmayan cinsten. Birileri de cevapları hepimiz tarafından çok iyi bilinen soruları, tekrar sorarak gündem oluşturma derdine girmiş. Kişisel gelişimlerini, “soru sorabiliyoruz” klişesiyle ortalığa ilan ettiğini sanan bir takım, sahte gelişmişler. N’olursunuz yapmayın. Sorular soruldu, çözümleri de biliyoruz, hatta ezberledik, el yordamıyla bile bulabiliriz onları artık. Alıştık çok. Ama uygulamıyoruz. Benim o çok savunduğum mikro düzeyde vatandaşlık görevlerimiz var ya hani, uygulayamıyoruz onları bile. Nerde bizde o kudret ki, ülkemizin geleceği için, bir taşa söyle bir tekme atıp yol kenarına itelim.

...

Kaçıp gitmek istemiyorum buralardan. Kendimi heba veya feda etmek istiyorum. O medeniyet timsali gördüğümüz ülkelerde kolayca ama “elden düşme” vatandaş olarak yaşamak tabiî ki çok kolay. Ama bir ülkenin tarihsel yükselişine şahitlik etmek daha namuslu. Hevesim bu.

Kendimi otorite görmüyorum hiçbir zaman, ama farkında olmak en azından bir şeydir diye kıvranıp duruyorum. Bazen ”ne alakası var ya” dediğinizi duyuyorum, ama her şeyi birbiriyle ilişkilendirebilirsiniz. Biz, tam dibi bulmadan kurtulmayı becerebilen bir ülke değiliz. O tabanlarımız yere bastığı anda yapacağımız sıçrama gerçekten tarihe mal olacak eminim ama ya bizi uyutup, ayaklarımızın artık dibi bulduğunu fark etmemize engel olurlarsa? Bilmem anlatabildim mi?
 
Toplam blog
: 52
: 507
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

Yeni mezun bir maden mühendisiyim. Yükseklisans yapıyorum. Bunun yanında, kalkınma antropolojisi, ci..