Bir gün varsın diğer gün yok / Ben Bildiriyorum / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '06

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
 

Bir gün varsın diğer gün yok

Bir gün varsın diğer gün yok…bir gün kalabalığın ortasındasın, ertesi gün yapayalnız…Her gün aynı şeyleri yaşadığımızdan şikayet ederiz ama durum pek de göründüğü gibi değil galiba…

Sessiz bir topluluk yol alıyoruz beyaz bir arabada…Sessiziz çünkü bir ölüm haberi üzerine yola döküldük, ölüm söz konusu olunca söylenecek pek de bir şey gelmiyor akla…Ya da her birimizin aklından geçenler o an için anlamını, önemini yitiriyor…Oysa daha birkaç saat öncesi ne kadar da farklıydı konuşulanlar…

Aynı sabah uzun boylu olanımızın çocuğu matematik dersini anlamamıştı ve anne çıldırıyordu çocuğunun Anadolu lisesi sınavlarını kazanamayacağı kaygısıyla…O gün onun kabusu matematik dersinde yeterince başarı gösteremeyen oğluydu, birkaç yıl sonra gireceği sınavıydı…Gözlüklü olanımız yaptığı ama bir türlü kurtulmayı beceremediği evliliğinin kıskacında yine mutsuz başlamıştı güne…Karısına aşık değildi, ayrılmak kendi deyimiyle yaşayamadığı yıllarını yaşamak istiyordu ama diğer yanda dört yaşındaki kızının üzülmesine dayanamıyordu. Hem mutsuzluğunun hem de mutluluğunun sebebi olan kızından vazgeçemeyeceğini söylüyordu…Mutsuzdu çoğu sabahı o sabah olduğu gibi…Esmer olanımız ise yöneticisine takmıştı kafayı, o sabah sigara molasında uyanmak istemiyorum diyordu, sabah olmasın diye dua ediyorum gece yatarken diyordu…Hayat bu muydu sanki, sevmediğin işe gel, sevmediğin adamlarla çalış, gülümsemeni yüzünden eksik etme, sevmediğin gününü tüketmeye bak…İsyan ediyordu yaşadığı hayata ve galiba dile dökmese de böyle yaşamaktansa yaşamamayı tercih ediyordu. Patronun derdini ise kimse bilmiyordu, sıkıntılıydı, günlerdir ağzını bıçak açmıyordu, şirket zordaydı biliyorduk, maaşlarımızı bile birkaç gün geç almıştık ama geçici bir süre denmişti bizlere, devletten alacağımız vardı ve üstüne yatıyorlardı her zamanki gibi…Acaba maddi sebeplerden dolayı mıydı patronun mutsuzluğu, hoş çoğu kez evine de çok geç giderdi ama…Dedim ya bilmezdik sebebini ama mutsuzdu işte bunu bilirdik…

Yol ne kadar da uzadı…Araba yeterince hızlı gitmiyor sanki, hani ruh bedenin hızına yetişemez her daim denir ya…Belki de yaşadığımız buydu, beden için akrep yelkovan çok hızlı hareket ediyordu ama ruh için öyle değildi vaziyet…Ruhlar sıkılmıştı, bunalmıştı, nefes almak ihtiyacındaydı, bir nefeslik yaşamdı dileği, bedene bağlı olmaksızın…

Sessiz topluluk olarak arkadaşımızın kaybının yanındayız şimdi, ablasını kaybetmişti duymaktan dahi nefret ettiğimiz hastalık yüzünden…Kanser demişler ablaya bundan 7 yıl evvel…Yıkılmışlar ailece, çareler düşünmüşler, sıkı sıkıya yapışmışlar doktora, kızımızı nasıl kurtarırız diye…Anlatmış doktor, ilacı var ameliyatı var bunun demiş, ilerlemiş hastalık kolay olmayacak ama ümitsiz de değiliz, korkmayın demiş…7 yıllık kurtarma operasyonu o gün başlamış…Sonuç malum…Vakitsiz ve istek dışı gerçekleşen ebedi ayrılığın ardından “biz onunla mutluyduk, hastaydı biliyorduk ama en azından nefes alıyordu, yanımızdaydı, canım istediğinde sarılıyor kokluyordum ablamı, elini tutabiliyordum ilaç alırken” diyordu arkadaşımız yaşlı gözlerle…”Ama şimdi, şimdi ne yapacağım ben, onsuz ne yapacağım” diyor omuzlarda uzaklaşan tabuta bakarak…Son yolculuğuna giderken ablası, hep aynı kelime “abla ablacığım”…Bencillik denebilir belki hissedilene, sevdiği ablası acı içinde ama onun yanında olmanın, olabilmenin mutluluğunu yaşamış arkadaşımız, tam yedi sene…Hasta olan ise artık yaşamak istemiyorum dermiş son demlerinde.

Bunları izleyen, dinleyen yaşlı anne zor tutuyor kendini, dudaklarını ısırdığını fark ettim o an, ağlamamak için kanatırcasına…Kulağıma eğiliyor sonra “ kızım bilmiyor ablasının ne kadar acı çektiğini, akşam işten gelipte ablasının yanına gittiğinde, büyük kızım en iyi halini takınırdı küçüğü üzmemek için, hep gülümsemeye çalışırdı, ama ben biliyorum o kadar çok eziyeti vardı ki, kurtuldu belki de” Ana yüreği bir yandan kurtuldu diyor diğer yandan ağıtlar yakıyordu büyük kızının ardından…Sanıyorum en çok da anne için zordu o an…Ve böylesine bir yokluğun acısını ilk kez yaşayan küçük kızkardeş için…Ve diğer sevenleri için…

İşte o an her şeyin anlamsız geldiği an…Ölümdü hepimizin yaşadığımız, ötesi yoktu ki…Yokluğun, ayrılığın acısının, dönmemecesine gitmenin dibine kadar hissedildiği zaman dilimi…Eminim hepimiz sevdiklerimizi düşündük ve onları kaybettiğimizi…düşüncesi bile dayanılmazdı…ve yine o an, sorun sanılan mevzuların aslında hiç de önemli olmadığını anladık, her yaşanan acının sonunda hatırladığımız gibi…Ne yaşarsak yaşayalım, hangi sorunumuzu çözersek çözelim ya da çözmeyelim hepimizi bekleyen bir avuç topraktı nihayetinde…Herkesin bildiği bir gerçekti bu, bilinen ama bilinmiyor gibi yaşanan ve gündelik koşuşturmalar arasında kaybolan…Belki de o koşuşturma içerisinde durulmalı ve ne yapıyorum ben denilmeliydi…Kendimize özgür ve mutlu yaşam için bir şans vermeliydik belki…Dediğim gibi bilinen ama ölümün yanında daha bir farkına varılan durumdu…

Arabadayız yine sessiz dönüş bu sefer ki…Gözler ağlamaktan kızarmış, patron hariç…O yine üzüntüsünü sıkıntıyla kıvrılan dudaklarının ardına gizlemeyi başardı…Uzaklara baktı çoğu kez…Neydi düşündüğü bilemedik, uzaklarda neyi ya da kimi arıyordu bunu da bilemedik…Ama dönüş yolunda kısa bir süre de olsa biliyorduk, her çocuğun matematik dersinde başarılı olamayacağını, hiçbir birlikteliğin sonsuza dek sürmek zorunda olmayacağını ya da iş yada maddi kaygılar yüzünden uykusuz geceler yaşamak gerekmediğini…Biliyorduk, kısa bir süre de olsa bedenin saatini durdurmak gerektiğini, nefes almak gerektiğini…Son durak ölümdü, aslolan ise ne yaşadığımız değil nasıl yaşadığımızdı…Biliyorduk artık…

Bir gün varsın diğer gün yok…Bir gün kalabalığın ortasındasın, ertesi gün yapayalnız…Her gün aynı şeyleri yaşadığımızdan şikayet ediyorduk ama durum pek de göründüğü gibi değildi anlamıştık…Kısa bir süre de olsa anlamıştık…Dönüşte arabadaki sessiz kalabalıkta kalan sade buydu…

 
Toplam blog
: 7
: 1280
Kayıt tarihi
: 24.11.06
 
 

Herşeyden bir parça bahsetmeyi, bunları yazıya dökmeyi sevince, neden olmasın diyor insan... Yazmak ..