​ Bir hatırlarsak.. / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Kasım '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Bir hatırlarsak..

İzmir’de doğdum ben. Çocukluğumun çoğu bir Rum evinde geçti. Büyükbabam Kafkas kökenliydi. Yıllar önce ailesiyle birlikte İzmir’e gelip yerleşmiş, Alsancak’ta bir Rum köşkünü alıp, mimarisini bozmadan iki ayrı ev haline getirmiş. Ben o evlerden birinde doğdum ve çocukluğumun büyük bir bölümü orada geçti.. Çok güzel bir sokaktı orası... Tam bir mozaik.. Türkler, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler, hepimiz aynı mahallenin sakinleriydik ve herkes dosttu. Benim ilk arkadaşlarım iki yahudi kardeşti. Komşumuz Madam Marikayla Raşel, teyzelerim gibiydi Madam Marika’nın enfes çörekleri uğruna öyle uykusunda bir yolunu bulur onlara kaçardım, anneannem bilir sesini çıkarmazdı.. Emin ellerdeydim çünkü.. Herkes birbirinin çocuğunu korurdu o zamanlar.. Yaz akşamları bahçede yemekler yenir, sonra sokak kapısının kaymak misali mermer merdivenlerine kahve içmek için terfi edilirdi. Kadınlar kırlentli yastıkları mermer merdivenlere koyarlar, dibek kahveleri o minderlerin üzerinde içilirken, evin büyükleri hikayeler anlatırdı. Çocuklar bu hikayeleri büyük bir merakla,dinler, ninelerinin taze kavurduğu sıcacık çiğdemlerini çıtlatırlardı. Ha bir de Yaz geceleri saat tam 12’de en büyük keyif hiç değişmez, şimdi büyük bir pastahane olan o zamanların küçücük dükkanı Sevinç'ten dondurmalar alınırdı. Bir uzun, bir düz kısa küllahın arasında dondurmalar .... Sizi Bilmem ama gece geç vakte kadar sokakta oynardık biz. O zaman her mahallenin bir sapığı yoktu anlayacağınız, hırsızlar da adım başı grup oluşturacak kadar çok değildi.. Fakiri de zengini de bir arada yaşar, komşu komşusunun eksiğini onu utandırmadan yardım ederek kapatırdı o yıllarda... Daha bir bereket, daha bir bolluk vardı bu yüzden belki de.......

O zamanlar ahlak kuralları baş tacı, akıl hocası da vicdandı. Birbirine yakın bu iki kardeş bütün gücünü şimdilerde ayağa düşen, insanların elinin tersiyle itmeyi marifet saydığı, sevgi ve saygıdan alırdı.. Keşke insanoğlu asırlardır kendisini ayakta tutabilen şeyin, sevgi olduğunu yeniden hatırlayabilse, yaşamının her karesinde tek ihtiyacı olan besin kaynağının bu olduğunu, yeniden fark edebilse.. Ve hepimiz insan olabilme yolunda tek gerçeğin bu olduğunu kabullenebilsek…..

Şimdi bu kadın bunları niye anlattı, konuyu nereye bağlayacak diyeniniz çoktur eminim.. Hepimizin geçmişinde özellikle çocukluğunda sevgi dolu, anlamlı, benzer hayat kareleri vardır aslında.. Şimdilerde unuttuğumuz ya da sistemli olarak bize unutturulmaya çalışılan, hayatın içinden benzer kareler… Ne olduğunu, kim olduğunu, nasıl yaşadığını unutanlara , unutturulanlara hatırlamaları umuduyla çocukluğumun hoş bir bölümünü aktarmak istedim. İstedim çünkü ; son yıllarda birbirimizin canını daha çok yakmak için ölümüne girdiğimiz, sonucunda kazananın olmayacağı yarışı, her gün seyretmekten çok yoruldum, fena halde de sıkıldım.. Böyle olmak zorunda değil çünkü....

Farklı farklı milletlerle bir arada yaşadık biz birbirimize inanarak, güvenerek, incitmeden.. İnançlarımıza, aile geleneklerimize hoşgörülü ve saygılı olarak birbirimizin kapısını çaldık çoğu zaman.. Açılan o kapıların hanelerine iyi niyet ve sevgiyle girdik, dostlukla ve inançla karşılandık.. Üstelik çok da kısıtlı iletişim olanaklarının olduğu senelerde… Her şeyi çok bilmezken, duymazken… Sadece yüreklerimizin sesini dinlediğimiz o savaş sonrası yıllarda bile birbirimize anlamak ve tanımak için bakardı gözlerimiz. Şimdilerdeki gibi öfke, nefret ve hınçla değil. Sevgiyle, saygıyla bakardı birbirine. Ben Noel’in, Yortu'nun, Paskalya'nın ne olduğunu , Bayramlarımızın; dini, milleti ne olursa olsun, komşularımızla aynı sofranın etrafında toplanarak kutlandığında daha anlamlı olduğunu o mahallede öğrendim.. Sadece benim değil, sizlerin de benzer mahalleleri vardı. Hepimiz bu mahallelerde, farklı renklerin ahenginde yoğrularak büyüdük aslında. İşte, bize bunları unutturmaya çalışanlara, içimizde öfke ve kin tohumlarının büyümesini sürekli körükleyenlere inat, sevgiyle beslenen içimizdeki insan tarafımızı, çocukluğumun saf ve sevgi dolu karelerinden biriyle hatırlatmak istedim.

Ayrıca, insan tarafımızı öldürmek için her gün, düzenli bir şekilde üzerimize bahis oynayanlara da benden, küçük ama önemli bir dip not:  ‘’Sayın bahisçiler, dikkat etmek gerek... Biz ezber bozan bir milletiz…. Olur mu olur, tüm bunları ya bir Hatırlarsak??’’

 

 

  

 
Toplam blog
: 22
: 190
Kayıt tarihi
: 07.01.13
 
 

Eğitim: İletişim( Radyo-Televizyon) Meslek:  Radyo ve Televizyon haber program yapımcı ve sunucu...