​ Bir ihtimal daha var! Henüz yaşlanmadan / Aile / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mart '07

 
Kategori
Aile
 

Bir ihtimal daha var! Henüz yaşlanmadan

Bir ihtimal daha var! Henüz yaşlanmadan
 

Dün seyrettiğim; Bir ihtimal daha var! adlı film; bana hesapsızca çekip giden hayatımızı, sahip olduğumuz (veya şartlara göre olabildiğimiz) fırsatları nasıl harcayabildiğimizi bir kez daha içimi derinden acıtarak gösterdi.

Her ne kadar film de ele alınan konu, kendi müziğimizin hayatımızdan ve kulaklarımızdan kayıp gidişinin hüznünü ve çaresizliğini yansıtmaya çalışsa da; beni etkileyen asıl konu; yaşanmışlıkların yaşla birlikte silinmişliği idi.

Yılların birbiri ardına hızla geçip gittiği düşünülürse; kaybolanın yalnızca müziğimiz olmadığı gerçeğini de göz ardı etmemiz mümkün değildir.

İnsanoğlu da her canlı gibi doğar, büyür ve ölür. Yaşlanmak ise; bize sunulmuş olan bu süreci biraz daha uzun yaşayabilme şansıdır.

Tabi bu şans genelde kişiye göre değişmekte ve yalnızlık duygusu yaşlanmışlığın verdiği hüzünle, geçmesi en zor zaman süreci olarak algılanmaktadır.

Hepimizin etrafında yaşlı diye tanımladığımız bir yakınımız, belki bir komşumuz, belki de anne ve babamız vardır.

Ben böyle iki kişi tanıyorum. Omuzlarındaki yılların yorgunluğuna rağmen, gözlerindeki sevgi ve yüzlerindeki ışıkla; kimbilir kaç kez sil baştan yapmışlardır hayatlarını.

Birinci konuğum; yaşı hayli ilerlemiş olmasına rağmen hala birşeyler yapabilme gayreti ile İzmir'in en işlek caddesinin girişinde yaz kış bir köşede oturarak şifalı otlar satmaya çalışmakta olan yaşlı bir dede.

Yüzündeki o derin izlere her baktığımda yaşı 80'in üzerinde olduğunu tahmin ettiğim bu güzel insan; aslında hepimize bir insanlık örneği. Resmini çekmek için izin istediğimde; kendisini önemli biri olarak görmenin mutluluğu ile beresini düzeltirken, bende onu mutlu edebilmiş olmanın sevincini taşıyordum.

Kendisi ile bir simitçide karşılaştığım bu insanı izlerken, dişsiz ağzı ile zorla yemeye çalıştığı simiti ve sıcak olduğu için yudumlayamadığı çayı ile onu bir kareye koymuş ve kendi çayımı yudumlayabilme lüksümden utanmıştım.

Geriye kalan ömrünü sıcak evinde dinlenerek ve huzur içinde geçirmesi gerekirken, bu kişinin hala yorgun bir yaşam sürmesindeki ayıp kimin dersiniz?

Onu her görüşümde; zaman zaman içine düştüğüm çaresizlik ve bıkkınlık durumunun beni esir almasından utanır ve hayata "yine yeni yeniden" diyebilme cesareti ile kendime gelirim.

Diğer konuğum ise; genç yaşta dul kalmış ve çocuklarına hem anne hem baba olma zorunluluğu ile onları yetiştirmiş "yoruldum diyebilme lüksü olmayan" bir teyzemiz.

Kendisine teyze diyebilme cesaretini de"kendisinin hiç bir akrabalık bağım olmamasına rağmen" 89 yılında kaybettiğim anneciğime olan benzerliğinden almaktayım.

Onun yüzünü ilk gördüğümde içimden gelen sarılmak duygusuna hakim olmadım ve karşımda annem varmışcasına sımsıkı sarıldım. Yüzü, tombul elleri, mavili gözleri ve derin gülümsemesi ile anneme nasıl da benziyordu bu güzel insan.

Bana huzur evlerindeki nice güzel ve yalnız yaşlılarımızı da düşündüren bu iki güzel insan; kimbilir neler yaşamış ve nelere katlanmışlardı.

Hepimizin bir gün yaşlanacağını unutmadan, şimdiki bencil hırslarımızın zamanla yerini pişmanlığa bırakmasını istemiyor isek ve bu bizi (kendimize itiraf edemesek bile) korkutuyorsa eğer; zamana, ailemize ve kendimize sahip çıkarak yaşamayı öğrenmeliyiz.

Aslında "herkesin bir hikayesi var" derler ya işte öyle bir şey benim anlamak ve anlatmak istediğim.

İnsan oğlunun hikayesi yaşadıkça bitmez.

Şarkıda söylendiği gibi "bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin" diyerek hayattan vaz mı geçmeli?

Yoksa elimizdeki şartları en iyi şekilde değerlendirmeyi başarıp hayata devam mı etmeliyiz?

Hikayelerimiz her ne kadar acı olsa da!

 
Toplam blog
: 49
: 707
Kayıt tarihi
: 07.01.07
 
 

İnzivalarda ve isyanlardayım...Yaşanmış tüm olumsuzluklara rağmen hayata yenik düşmeyen, her töke..