- Kategori
- Dünya Şehirleri
Bir İsrail gezisi

Sultan Süleyman Caddesi - Kudüs
Vize Macerası
İsrail gezisine maceram vize alırken başladı desek yalan olmaz. İsrail Paris konsolosluğunun web sitesine göre evrakları hazırlayan yardımcım, web sitesinde “istenen evrakların güncel olamayacağı ve bu yüzden gitmeden önce telefonla aranarak istenen evrakların listesinin kontrol edilmesi gerektiği” notuna dayanarak, defalarca İsrail Paris konsolosluğu aramasına rağmen başarılı olamamıştı.Bende artık beklememek gerektiği için riski gözü alıp konsolosluğa gitmeye karar vermiştim. Tüm Kudüs resimleri için tıklayınız. Konsolosluğun sokağı, Paris'teki bütün konsolosluk sokaklarından farklı olarak tamamen demir çitlerle ve bariyerlerle çevriliydi. Kapısında iki adet yağız Fransız jandarması vardı.Soğuk havada kuyrukta beklerken, Fransız vatandaşlarına vize alma gerekliliği olmadığı halde, neden böyle bir kuyruk olduğunu kafamda sorguluyordum.Sonra jandarma yürü dedi, kapı ile jandarma nizamiyesi arasındaki kısa yolun ortasında sivil giyimli güvenlik görevlisi bana kısa bir sorgu ve evrak kontrolü yaptı. Sonra aynı görevli gözetiminde x-ray tarama cihazlarından geçerek yaklaşık kırk metre karelik bir bekleme salonuna girdim. Yedi sekiz gişeden sadece bir tanesinin vize için, diğerleri ise vekalet, askerlik vs gibi vatandaşlık işleri için gelen İsrail vatandaşları için olduğunu anlamıştım. Gişelerin arkasındaki cam korumalı bölgelerden konuşan görevliler ile işini takip etmeye çalışan insanlar arasında sürekli bir bağırışma ve gerginlik vardı.Canlı bombalara göre dizayn edilmiş güvenlik prosedürü ve konsolosluk binası; kurşun geçirmez camların arkasındaki vatandaşına bağıran bürokrasi ve onlara aynı şekilde karşılık veren İsrail vatandaşları arasında, sonunda sıram geldiğimde ilk seferde vize alamayacağımdan çoktan emin olmuştum.Zaten İsrail Paris konsolosluğundan vize almaya çalışan çok da Türk olmadığından, o şaşkınlıkla konuşan görevli; bana daha evvel web sitesindeki telefonu aramam gerektiğini ve evraklarımın eksik olduğunu azarlayarak söylüyordu. Tahmin edeceğiniz gibi defalarca telefon ettiğimizi ve telefonun cevap vermediğini söylemek pek de anlamlı değildi. Konsolosluk binasından çıkarken, topu topu altmış senelik bir devletin böyle berbat bir bürokrasi yaratabilmiş olmasının takdir şayan olduğunu düşünüyordum !Daha sonra gideceğim firmaya olanları anlatınca bana İbranice yazılmış, İsrail İhracatı Teşvik Kurumundan bir yazı gönderdiler. Bu belgeyle gidince işler değişmişti. Büyük bir sabırla aynı güvenlik prosedüründen geçip içeri girip ismimi ve kağıdı verince inanılmaz bir ilgi ve hızla tüm işlerim bitmişti. Hem de büyük bir sempati ve kibarlıkla.Bu seferde konsolosluktan çıkarken; Yahudilerin işe yatkınlıklarını ve Orta Doğuda adamını bul geç mantığının nasılda işlediğini düşünüyordum. Eh ne olsa orası da Orta Doğuydu ve İsrail beni “ Welcome to Middle East ! ” diye selamlamıştı.Ve İsrailSon derece modern ve İsrail tarihi dokusuna uygun yapılmış edilmiş Ben Gurion hava alanından tahmininden kısa süren güvenlik prosedürü ile çıktığımda, sempatik taksi şoförüm Benny beni bekliyordu.Benny, her Israil'li gibi kökeni başka yerlerden. Zaten bakınca Yahudi değil Arap diyebilirsiniz. Köken olarak babası Halep'li. Sımsıcak bir insan. Fransa'dan geldiğim için Fransız olduğumu sanıyordu. Daha sonra Türk olduğumu söyleyince bir anda var olan buzlar da eridi. Bu coğrafyada Türk olmak bir avantaj. Türk insanı karşılıklı güven çerçevesinde herkesle ilişki kurabiliyor. Hem Filistinlilerden hem de Yahudilerden yakınlık görüyorsunuz.İronik olarak bunu İran'a seyahatlerim esnasında da çok yoğun hissetmiştim. Düşününki bir yanda İsrail'i haritadan silmek isteyen ülke ve öte yanda İsrail. Paradoksal olarak iki tarafta da itibarlı Türk insanı !
Benny tipik bir orta sınıf İsrail vatandaşı. İyi Arapça konuşuyor, çok dindar değil, üç çocuğu var ve bir çok Yahudi gibi o da beş taneye kadar yapmak istiyor. Zaten burada kiminle konuşsan üç çocuktan aşağı değil. İsrail çok küçük bir ülke. Baştan başa arabayla beş saat, enine gidersen iki saat. Dünyanın her yerinden gelen Yahudilerle altmış sene evvel kurulmuş. Yedi milyon nüfusun, altı milyonu Yahudi gerisi Arap. Bu Araplarından %75'i müslüman, gerisi Hristiyan. Arapça ikinci resmi dil. Ama aşağı yukarı herkes İngilizcede konuştuğundan, bu dilde yarı-resmi hüviyette. Zaten trafik tabelaları da üç dilde.
Bizde sağcı basının hep komplo teorileri ürettiği bu küçük ülke altmış yılda nasıl bir mucize yarattığını görmek için, hava alanından şehre giderken arasından geçilen tarlalara, seralara ve fabrikalara bakmak gerek. Binlerce dönüm serada yaz kış üretim var. Gelecek 14 Mayıs 2008'de 60. yılını kutlayacak İsrail 33 000 USD kişi başı gelirle dünyada 22. konumda (Türkiye 7 000 USD civarında) olması bile Yahudi devletinin ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor. Bu 60 yıllık macerada ülke hem milyonlarca düşman Arapla savaşıp varlığını korumuş, hem de çalışıp zenginleşmiş. Üstelik bu zenginleşme bir mozaik nüfusla oluşmuş. Ülkede ağırlıklı olarak Avrupa kökenli Yahudiler var. Türkiye kökenli Sefaradlar çok kalabalık ve birlik değil. Bu gruplar arasında zaman zaman küçük politik çekişmeler olabiliyor; ama bu gruplardan biri var ki çok farklı. Rusya kökenli göçmenler bir milyonu aşmış. Kendi aralarında Rusça konuşup, Rus gibi yaşayan bir grup. Politik olarak da birlikte hareket ediyorlar ve mecliste bir güç oluşturuyorlar. Hatta işi Rusçayı resmi dil yapma dayatmasına kadar da vardırmışlar. Nüfusun geri kalan kısmının bu Rusya kökenli göçmenlerle arası da pek iyi değil.
Özellikle tam konsantre olmak için gitmeden bir gece evvel seyrettiğim Eli Chouraqui'nin Jerusalem'in filmi de etkisiyle hemen konu Benny ile Filistin konusuna geliyor. Benny ve tanıştığım bütün İsrailliler savaştan yorgun ve barış arzu ediyorlar. O sırada da Filistin kontrolündeki yerleşim bölgelerinden geçiyoruz. İki tür Filistin bölgesi olduğunu öğreniyorum. Birincisinde güvenlik dahil bütün yerel hizmetler Filistinliler tarafından yapılıyor. Bunlar daha ziyade El-Fetih grubunun bölgeleri. Bu bölgelerin İsrail'e giriş çıkışlarında problem yok. Ancak bir güvenlik konusu olursa sınırlama var.Ancak Hamas'ın hakim olduğu bölgeler duvarlarla ve dikenli tellerle kaplı. İnsanın yüreğini sızlatan bir cenderede yaşıyorlar. Evler Türkiyedeki damsız gece konduların büyükleri. Zengin mahalleleri biraz daha villamsı ama aynı mimaride. Bu büyük evlerde gelinler, damatlar ve torunlar hep birlikte yaşıyorlarmış. İsrail yerleşim yerleri ise Avrupai. Büyük güzel apartmanlar veya şık Amerikanvari mimarili villalarda yaşıyorlar. Hangi tarafın zengin olduğu zaten hemen belli oluyor. Yahudi toplumunda ataerkil aile düzeni son ermişe benziyor.Benny, bana gelinebilecek en iyi mevsimde geldiğimi söylerken ona hak veriyorum. Hayalimde hep sarı olan bu ülkede ilerlerken, ilkbahar nedeniyle hayallerime tezat yemyeşil vadilerden geçiyoruz. Nitekim bu tezattan Ürdün sınırından geçerken kurtuluyorum.
İngilizler, yaklaşık 400 yıllık Osmanlı egemenliğinden bu bölgeyi alıp işgal ettikten sonra yirmi altı yıl buralarda kalmış. Bu devirde Yahudilerin yoğun bir şekilde İsrail'e göçünü engellemek için çok fazla baskı uygulamış. Tanıştığım birisinin babası Kıbrısta doğmuş. Nedeni ailesinin Fransadan göçünce izin vermemişler. Yola çıkınca geri de dönememişler ve Kıbrısta bir mülteci kampında yaşamışlar.Hatta çok anlatılan bir olayda ikinci dünya savaşında Nazi kamplarından kaçırılan çocuklarla dolu bir gemiyi İngilizlerin İsrail'e kabul etmemesi ile gerçekleşmiş. Sonuçta bir gemi dolusu soykırım artığı çocuk açlık ve pislik ten gemide ölmüş.Osmanlı döneminden kalma kanuna göre (Süleyman Kanunları diyorlar) biri ev sahibi olmadan yörede kalamazmış. İlk gelen Yahudiler, İngilizlerin gelen göçmenleri atmamaları için, birleşip bir gecede evler yapmışlar. Sabah kontrole gelen İngiliz askerleri de onları atamamışlar ve böylece adım adım Yahudi nüfusu artmış.
Yemekler ve Şaraplar
İsrailde yerel mutfak yok ama dünyanın bütün mutfaklarının karışımı var desek yalan olmaz. Dünyanın her yerinden gelen Yahudiler, geldiklerinde kendi mutfaklarını getirmişler. Ancak ağırlıklı olarak bir Arap-Avrupa mutfağı karışımı denilebilir. Arap mutfağı derken de Suriye-Lübnan ağırlığı hissedilmekte. Yemek kültürü sınırları gerçek kültür sınırlarıdır ve hep günümüz devlet sınırları ile çelişirler. Yine paradoksal olarak İsrail'in devamlı savaştığı Arapların (özelliklede Suriye-Lübnan) mutfağı İsrail'i ele geçirmiş.
İsrail'in komşularında ana yemek içkisi bir tür Rakı olan Arak iken, bölge mutfağına ve yemek kültürüne istisna olarak, İsrailde ağırlıklı şarap ve bira içiliyor (bu da genel nüfusun Avrupa kökeninden olsa gerek). Ülkenin bir çok yerinde, ama özellikle de serin olan yüksek kesimlerinde ki bağlardan elde edilen üzümlerden çok başarılı şaraplar üretiliyor. Kırmızı şaraplar çok fazla Akdeniz karakterli; yani meyvemsi, baharatlı ve yüksek alkollü. Denediğim sekiz cins şaraptan en başarılısı bir Şiraz-Cabarnet Sauvignon-Merlot karışımıydı. Çok başarılı ve iyi teknikle yapıldığı belli olan bu tip şaraplarla İsrail önümüzdeki yıllarda iyi bir şarap ülkesi olamaya aday görünüyor.
Kudüs
Kudüs veya Jerusalem yazıyla anlatılmayacak bir şehir. Ancak hakkında bol bol okunup, bilgi edinilinip gezilecek bir yer. Ben şahsen öyle yaptığım için, Müslümanlığın üçüncü kutsal; Hristiyanlığın ve Yahudiliğin birinci kutsal şehrine girerken yüreğim titriyordu. Üç bin yıllık Hz.Süleyman mâbedin temel duvarlarında ağlayarak ibadet eden Yahudiler oradaydı.
Beyt-ül Lahm doğumlu İsa Peygamber'in acı çekerek kat ettiği yollardan geçerek Hacı olan dünyanın dört bir yanından gelen Hristiyanlar da oradaydı.
İslâm'ın ilk kıblesi olan noktaya Burak adlı atıyla gelerek 'Mirac' olayını gerçekleştiren Hz.Muhammed'in namaz kıldığı yerde ibadet eden Müslümanlar da oradaydı.
Bu son derece uhrevi ve bir açık hava dinler tarihi müzesi görünümünde Kudüs, insana “Tanrı burada değilse hiçbir yerde değildir” duygusunu hissettiren bir yer. Gece 20:00 gibi Davud Kulesinin kapısından girerken şehirde hayat çoktan bitmişti. Uğruna onlarca savaş verilen ve kan dökülen Kudüs uykudaydı. Ertesi sabahı dar edip gittiğimde ise sanki zaman tünelinden geçip birkaç yüz sene evvele gelmiştim.
Roma egemenliğinin sona ermesi ile yüzyıllarca Haçlılar ve Ortadoğulu Müslümanlar arasında el değiştiren Kudüs, tarihinin en uzun istikrarlı dönemini, 1516'da Osmanlı fethi ile bulmuştu. Yavus Sultan Selim Han döneminde Mısır'a sefer sırasında Memlüklülerden feth edilen şehir; Osmanlı İmparatorlarının her zaman özel önem verdiği ve hizmet ettiği bir şehir oldu. 400 yıl süren Osmanlıların egemenliği, her dinden insana barış içinde bir arada yaşama imkanı verdi. Bu dönemde Kutsal anıtlar ve Mescid-i Aksa defalarca Osmanlılar tarafından onarıldı. Şehrin idari ve nüfus yapısı daima korundu ve sağlam kurallara bağlandı. Osmanlıların çöküşüyle İngiliz idaresine giren bölgeye yönelik Yahudi göçü, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ivme kazandı. 1948'de Birleşmiş Milletler kararıyla İsrail kurulduğunda hem Filistin, hem İsrail şehir üzerinde hak iddia etti. Ama sonuçta kurulması ön görülen ama kurulamayan Filistin Devleti şehirin Yahudi Devletinin kontrolüne girmesine engel olamadı. Arap ülkeleride Filistinlilerin arkasında durmadı veya duramadı. O tarihten beri kanayan bir yara gibi devam eden gerilim sanki hiç bitmeyecekmiş gibi. Ne Filistin tarafındaki şiddet yanlıları, ne de iş başına gelen İsrail hükümetleri barış için gerekli cesareti göstermekten çok uzaklar.Bir tarafta İran Başkanı Ahmedinejad nükleer silahları ile İsraili haritadan sşileceğini söylerken, İsrailli fanatiklerde bu fanatizme çanak tutuyorlar. Son yıllardaki en tahrik edici örnek ise Mescid-i Aksa duvarları dibinde başlatılan arkeleojik çalışmalar. Bir kısım Yahudi fanatikler Mescid-i Aksa'yı yıkarak Hz. Süleyman Tapınağı'nı yeniden inşa etmek istiyorlar. İslam dünyasında ki fanatikler ise bunlara cidden inanıyor.
Temel duvarlarlarının hemen altında devam eden arkeolojik kazı Mescid-i Aksayı tehdit ettiği iddialarına İstail hükümeti, Müslümanların temsilcisi olarak Türkiye'den bir arkeolojik heyetİ kabul etmiş ve bu heyetin raporları not edilmiş.Şehir Hristiyan, Yahudi, Müslüman ve Ermeni mahalleri gibi bölümlere ayrılmış. Sokaklarda gezerken şehrin içindeki tarihi çarşıda gezerken kendinizi İstanbul kapalı çarşıda da hissedebilirsiniz. Ama mahalle geçişlerinde gerilimi hissetmek mümkün. Müslüman mahallesine girerken durdurup pasaportumu sordular ve Türk olduğumu öğrenince mahalleye girişime izin verdiler. Hristiyanların ve Yahudilerin girmesi yasak bölgeler olan bu mahaller bu antik şehirde kalan müslüman kültürünün son direnişçileri.Mescid-i Aksa adlı kutsal mekana Hristiyanlar girebiliyor (Yahudiler giremiyor), ama onlar da camilere giremiyorlar (bu camilere girememe kuralı yanlış hatırlamıyorsam 1956 yılında fanatik bir Avustralyalının camide çıkardığı büyük bir yangın yüzünden konmuş).Her şeye rağmen Kudüs sokaklarında Osmanlı egemenliği miraslarını görüyorsunuz. En hoşuma giden de, Kudüs'e büyük emeği geçen Kanuni Sultan Süleymanın ismini taşıyan “Sultan Süleyman” caddesini görmekti. Sokakları capcanlı bu şehirde, yaşamın umudu her dinden cıvıl cıvıl çocukların okul çıkışlarını görmek ise çok anlamlıydı (gezimden bir gün sonra Hamas'ın bir Yahudi okula intihar saldırısı sonucu sekiz çocuğun ölmesi beni belki de bu yüzden çok etkiledi).Kudüs tarihi şehirden çıkıp, fakir Filistin mahallerinin kenarından geçip, kutsal Zeytin Dağına çıkıp Kudüs'e manzarasına bakmak ise olağan üstüydü. Ama gelgelelimki bakınca çok mutlu da olmadım. “Rant” eknomisi nedeni ile yaşanan gayri menkul çılgınlığı 90 metre kare evlerin fiyatının 500.000 USD'ye çıkmasına yol açıyor. Bu da maalesef Kudüs'e çok zarar veren bir gelişmeyi beraberinde getirmiş. Tarihi şehrin arkasına kurulan yüksek katlı binalar şehrin o uhrevi siluhetini çok bozmuşlar ve bozmaya devam ediyorlar.
Aynı şekilde bu fahiş gayri menkul fiyatları tarihi şehir içindeki Müslüman mallarının da başka dinlere mensup kişilere satılmasına iyi bir neden oluşturuyor. Kudüs'e yaptığım çok kısa seyahatimi bitirip yola çıktığımda; dinler arası kardeşlikle, dinler arasında savaşın, bıçak sırtında yaşayan bu şehirde işlerin ne kadar da zor olduğunu iyiden iyiye anlamıştım. Kültürel olarak bir birine çok yakın, ama farklı dinlere mahsup insanlar arasındaki uçurumlar çok derin. Pax Ottomana (Osmanlı Barışı) nın yerine bir şey koyamayıp abuk sabuk bir düzen Kuran İngiliz İmparatorluğunun berbat mirası halen kan akıtmaya devam ediyor. Kudüs'ten kalbimi bırakıp ayrılırken; yine haçlı seferleri dönemi önemli şehirleri olan Hayfa, Halep ve Şam'ı ne zaman ziyaret edebilirimi planlamaya başlamıştım. Antakyadan arabayla çıkıp Şam, Halep, Hayfa, Kudüs ve Kahire yapmak bugün için hayal olsa da; bir gün gerçek olabileceğini hayal etmek bile insanı heyecanladırıyor.4 Mart 2007