- Kategori
- Tarih
Bir Osmanlı Tokatı atalım derken, bir kaç şamar yemek!

başbakan
Tarih okumak her fert için gereklidir, geleceği düşlüyorsanız tarih okumak zorunludur. Hele ülke yönetiyorsanız tarih okumak kaçınılmaz, okuduğunu anlamakta ise acildir. Lakin tarihi doğru okumak, okuduğunun dokusunu anlamak anladığın geçmişi, geleceğe hizmet eder şekilde bir disipline koymak ve akli olarak uygulamakta gerçek bir idrak meselesidir. Marx derki: ‘Tarihte her ne olmuşsa, başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur.’ Tıpkı Osmanlının kuruluşu ve yıkılışı gibi. Her iki olguda yaratımdır ve her iki durumu da tersine çevirmek artık asla mümkün değildir. İşte bu, tarihin şaşmaz disiplininin yaratımı olan dokusudur. Bu öyle bir dokudur ki, başka türlü dokunamayacağı için öyle dokunmuştur. Öyle dokunduğu içinde başka türlü dokunması artık olanak dışıdır. BU, ZAMANIN YASASIDIR VE ORGANİZMANIN YASASI GİBİDİR ASLA YADSINAMAZ. Öyle ki, bu organizmanın yapısında olduğu gibi evrenin, bir şeyi sadece bir sekilde yaratım orjinalliğidir, bir parmak izinden, bir dahakinin asla olamayacağı eşsizliği gibi asla şaşırtılamaz olan sonsuz kuvvet ve kudretteki enerjinin zekasıdır yani bu tanrının kendini sonsuz orijinallikte yaratma serüveninin neşesi ve gücüdür. İşte bu, tanrının tarihidir ve asla tekrar edilemez. Çünkü bu olandır ve olan sonsuza kadar sadece olduğu gibidir. Olanı yok saymak mümkün değildir o ancak yeni olmak boyutlarına açılan bir kapıdır ki, olanın değişimi ancak böyle gerçekleşir çünkü gerçek asla değişmez gerçek sadece sonsuza kadar gerçek olarak değişir ve bu tarihin tanrı tanıklığındaki (katındaki) kaydıdır. Bizim insan olarak idrak etmemiz gereken en büyük gerçeklerden biri budur.
Tarihe tanrı gözüyle bakmaya çalışmak. O zaman geçmişimiz, gerçekten muhteşem bir şekilde geleceğe bağlanmaya ve olağan üstü bir serüvene dönmeye başlar ki, bu Edison'un farklı kutuplu iki kabloyu birbirine bağlayıp ŞİMDİ denilen ışığı yaratması gibi bilincimizin aydınlık dünyasıdır. Tabiri cazise bu yeryüzündeki cennettir. Bu anlamda tarih olduğu şekliyle bir lutuftur. Ondan faydalanabilme aklı ise gerçek anlamda bir hazinedir. Bundan dolayı yaratılmış olanı yok saymak, ya da başka bir kılıfa sokmaya çalismak en hafif tabiri ile insanı sadece delirtir. Söz konusu devlet ise bütün dengeler bozulur ve devrilmeye kadar feci sonuçlara neden olabilir. Çünkü maddenin kanunu gibi zihinsel ve ruhsal, sosyal olarak da yaratılmış olan asla yok edilemez. Böyle bir istek bireyi, toplumu, ülkeyi yok oluşa sürükler. Çünkü kendi kafanıza göre bu dokuyla oynamaya kalkarsanız o doku size öyle bir dokunur öyle bir başinıza dolanır ki, geçmişin labirentlerinde sıkışır, geleceğin yolunu şaşirırsınız. Şunu unutmayalım ki, tarih boyunca birey,toplum ve devletler birbirleriyle ve tabiatla olan savaşında, gerek birbirinden bağımsız, gerekse iç içe çok girift bir o kadar da karmaşık sinir sitemi geliştirdiler öyle kendi kafamıza göre bu sinir sisteminin sınırlarını geçip yeni sistemler (sinirler) yaratamayız. Bu belki de bizim insan olarak anlamamız gereken en önemli olgudur. Çünkü bu öyle bir sistemdir ki ve yine tabiri caizse bir kılın oynaması bile kitlelerin kimyasına dolaysıyla kaderine etki eder. Bundan dolayı bu dokuya ters düşmek, onu tersine çevirmek ya da onu kendi fantezilerine göre farz-ı mahal yeniden dizayn etmeye çalismak insanı öyle bir hayal dünyasına düşürür ki, gerçeği yitirmek gibi korkunç bir yalanın içinde yuvarlanmaya başlarsın ki, kafanı çarpmadik yer kalmaz. Bundan dolayı duygusal heyecanlara kapılıp tarihin dokusuyla oynamaya kalkmak tehlikelidir. Tıpkı üstünüzdeki bir kumaşin dokusuyla oynamaya kalkarsanız onu yırtıp, çiplak kalmak gibi bir riskin altında olmak gibi. Bu anlamda tarih: Bir toplumu , ülkeyi onun da ötesinde bütün insanlığı kuşatan kültürel, sosyal, düşünsel ve fiziksel bir dokudur. Sizi kuşatan parçanın diğer yanı da diğer tarafları kuşatmaktadır. Bu yapıdaki bir çivi sökmek bile çevrede büyük çatirdamalara neden olabilir. Öyle kafanıza göre onu kendinize doğru çekmek, eğmek, bükmek canınızın çok yanmasına sebep olabilir. Öyle ki, bir anlamda bütün tarafların kaderinin bağlandığı bu dokunun kodları ile kafanıza göre oynar bir takım duygusal heyecanlara kapılırsanız sonunda hezeyana uğramaktan asla kaçamazsınız. Akli olan, olan olguyu olduğu gibi kabul etmek, onun yaratılmasında ki, bütün tarafların hakkını, hukukunu, teslim etmek ve kimsenin dokusuna dokunmadan kendi yeni dokusunu dokumaktır. Aksi halde bir Osmanlı Tokatı atalım derken bir kaç şamar yiyebiliriz…………. ve tarih bize şunu ögretmistir ki, nihayetinde elimizin uzandığı yere kadar değil aklımızın uzandığı yere kadar hüküm edebiliyoruz çünkü aklımızın uzanmadığı yerden elimizi de çekmek zorunda kalıyoruz …..
(m.ali şirin tarih ögrt)