Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

salih haluk reşat şentürk

http://blog.milliyet.com.tr/shr

16 Aralık '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Bir pazar sabahı yine ve tüm güzellikleri ile yaşıyorum...

Bir pazar sabahı yine ve tüm güzellikleri ile yaşıyorum...
 

16 ARALIK 2007 PAZAR


Güneşin her zamanki yerinde olmadığı gri bir sabaha uyandım. Harika balkon penceremden ufka baktım, evimde yaşadığım pazar sabahlarının ne kadar değerli olduğunu düşündüm. Sabahın sakinliği ve bana verdiği huzuru mu anlatsam acaba? Yoksa arabasız caddenin ve insansız kaldırımların verdiği rahatlığı mı? Yoksa hepsinin üstüne
pazar sabahı yapılan kahvaltının güzelliği ve buram buram kokan kahvenin eşliğinde okunan gazetenin verdiği mutluluğu mu?
Aslında en güzeli, bunların hepsinin bir bütün olduğunu kabul ederek, bu gün ve yaşanan / yaşanabilecek her gün için Allah'a teşekkür etmek...

Bu pazar bunların hepsini yaşadıktan sonra gazatemi okurken, çok karışık duygular yaşadım. Kızdım, sevindim, güldüm, üzüldüm ve hatta ağladım... Neden mi? Öyle farklı haberlere takıldım ki anlatamam.
Yok, yok anlatırım işte... Ve size bugün bu okuduğum bazı haber başlıkları ile ilgili duygularımı aktaracağım.
Yani aslında yazı başlığım; "Milliyet'in pazar günü başlıkları ve duygularım." olmalıydı.

İşte gözüme taklına bazı başlıklar;

Meclis mi, PKK mı? Bir yazı dizisinin manşeti aslında ama önemli bir sorunun yanıtını veriyor bu başlık.
Bu soru ve yanıtı öylesine karışık ki; ama benim yorumum çok kısa olacak. Bence bütün bu olanlar, bilinen ve önceden planlanan bir senaryonun sadece sahneye konulma sürecidir.

Reform mağdurları
... Sosyal güvenlik kurumu, çocuk yaş üst sınırını 21'den 16'ya düşürünce ortalık karışmış.
Bu, ne yazık ki yeni bir olay değil, yine tekrarlanan plansız ve programsız bir başka uygulama. Bunu işi yaptığın gün, bu yaş grubunun ne olacağı ile ilgili alt yapı çalışmasını da açıklasalar bir sorun olmaz. Ama daima yarım yamalak acele edilerek yapılan işler, sürekli sorun yumağı olarak ortada kalıyor.

Fazıl say:" Teslim olmayacağız! Azınlağa düştük,Türkiye'den gidebilirim." sözleriyle tartışma yaratan piyanistimiz, demiş... Tamam ama bu teslim olmayacağı söylenen kişiler olarak acaba savaşıyor muyuz ki teslim kararını tartışıyoruz. Partilerinden, örgütlere ve oradan kişilere kadar tüm karşıt gruplar, acaba yeterli ve doğru bir savaş içinde miyiz ? Biraz durup, gerçekleri görmek gerekiyor sanırım...

İslamcı basında büyük kırılma;Vitali hakko'nun ölümü ile ilgili haber metni konusunda iki islamcı yazar kapışmış..Adamlar hoşgörüsüz ve aykırı olmaya o kadar alışmışlar ki, ölen bir insanın iyi tarafını bile söylemekten kaçınabiliyorlar... Hayret değil mi? Aslında değil, normal çünkü hoşgörüsüzlük kanlarına işlemiş...

"Sınırları aşmak" uluslararası İstanbul Sinema- Tarih buluşması etkinliğinde tema olarak "sınırları aşmak" kavramı seçilmiş... Ne kadar etkileyici bir başlık değil mi? Aslında başlı başına bir yazı konusu olacak kadar ilham verici...

Günay:" hayalim,kanuni filmi" Kültür bakanımız böyle buyurmuşlar. En büyük haylleri bir Kanuni filmi yapmaktırmakmış. Cumhuriyetin 84.yılında daha evrensel boyutta bir Atatürk filmi yapamadan, (onlarca Gandhi, Churchill, Kennedy, Castro filmi izleyen dünya insanı var) Kanuni filmi yapmaya sıra gelmeli mi acaba?

Hasan Pulur'un "Memurlar...", yazısını zevkle okuyup memleketimden insan manzaraları demek ne güzel şey değil mi? Tam bunun üstüne Çetin Altan'dan" O tatavalar incir çekirdeğini doldurmaz" yazısı bal kaymak olmuş vallahi...

Kıyıdan adlı köşede bir Ece Temelkuran yazısı vardı ki; çok uzun zamandır hep dile getirdiğim ama geniş kitlelere pek yansımayan konuyu ele almış. "Kürt ve Türk palmiyeleri kardeştir!" İnanılmaz bir şekilde palmiye hastalığı var nedense bir takım insanlarda... Sağda solda palmiyeli yerleri hatırlayın; Akmerkez galerilerinde kocaman yapay palmiyeler, arkasından Atatürk havaalanı yurtdışı kısmında sıra sıra palmiyeler ... Sanki arap yarımadasındayız, doğal yapımızda sokaklarda var sanki de kapalı mekanlara taşıyoruz. Sahil yollarına site yapılır. Sitenin adı 9 palmiye, satış öncesi kocaman 9 adet palmiye alınır ve dikilir, 2-3 sene sonra çoğu yeşermeden ölür. Sahil yollarına bodur veya normal palmiyeler getirilir belediyelerce, iklim uygun değil, kurur hepsi neredeyse... Şimdi düşünüyorum; galiba gizli bir örgüt simgesi olmasın bu palmiye işareti, ne dersiniz?

Donarak ölen 120 isimsiz kahraman film oldu" işte Sn.Kültür bakanının desteğini bekleyen bir konu daha ama galiba yanlış yerlere bakmakta üstümüze yok. Kaçımız 1. dünya savaşında donarak ölen bu 120 çocuğun hikayesini biliyoruz.

Türkiye'nin kıymetini anlamadığı besteci; Cengiz Tanç ölümünün 10 yılında anılmış ve Hocaların hocası Saadet İkesus Altan ölmüş... Tanır bilirsiniz değil mi? İşte kültür bakanlığı bunları ortaya koymalı, bunların hayatlarını, başarılarını genç nesillere aktarmalı, doğru hedefler göstermeli ama nerdeeee....

Bir başlık daha; "Affet bizi Oğuz" Oğuz Atay'ın 30. ölüm yıldönümü olmuş ve Prof.Talat S. Halman sözünü bu özürle bitirmiş. Bu gidişle daha çok insandan özür dilenecek ya da özür dileyecek kimse kalmayacak ortada... İnanamadığım bir şey geldi aklıma şimdi, bizim nesil Nazım Hikmet'i iç rahatlığı ile okuyamadan büyüdü... Ne acı değil mi?

Ve bunlardan sonra 28. sayfada bir ölüm ilanı okudum;
"O'nu çiçekler, ağaçlar, börtü böcek ama en çok çocuklar anacak.
Mehmet(Amca)ERTEKİN
Bizi,sevdiğin ve seni seven büyük bir insanlık ailesine kattın.
Eşin-torunların-çocukların -gelinlerin, Tüm sevdiklerin... "
gözlerimden süzülen yaşlar ile...
Bu ilan bana o kadar çok şey düşündürdü ki anlatamam. Sevenleri olmak ve böyle anımsanmak ve paylaşılabilen bir heyecan... Ne mutlu "Mehmet Amca'ya ve sevenlerine"... Allah rahmet eylesin...

32. sayfada da başka bir hayat hikayesi var; bu da 27 senelik bir hikaye... Ne acı değil mi? Gencecik bir insan "Özgen Berkol Doğan"ın kardeşi Bülay, annesi Ferhan ve babası nevzat, acılarını paylaşanlara teşekkür etmişler...

Bu arada "loto1,5 milyon YTL devretmiş"... Hımmm..bu konuyu düşünmeliyim...

"Yalvaç Ural;Mug ve fincanlardan nefret ediyormuş!" Evet, haklı çünkü içilen çayın rengini görmek bir ayrıcalıktır ve bu sadece bir cam bardakta mümkündür... (eski bir Paşabahçe'li oarak söylemiyorum, gerçekten öyledir.)

"Hakan Günay;tasarım oskarı sayılan ödülü almış" ama kimse oralı olmamış.. Olmazlar, çünkü tasarıma önem vermeyen yürütmece ( sanayide adı esinlenmektir !) yöntemlerle gelişen para kazanan bir toplumdan ne bekliyorsunuz ki...

"Huysuz virgin yasaklanmış"; benim çocuğum ondan etkilenmedi, etkilenmezde, ama bedeni değil de, beyni 3. türden olanlardan bizi allah korusun....

"Ehemmiyetsiz adamın ölümü" küçücük bir başlıktı ama Karlheinz Stockhausen ölmüş ve tabii sıradışı olduğu için kimse söz etmemiş... Hayat ne tuhaf değil mi, hem dünya tanıyor, hemde dünya red ediyor...


Ve Tuğba Akyol'un sayfasından bir başlık ;"Şuursuzluk virüsü birkez bulaşınca..."

Eğer hayatınıza ve küçük dünyanıza bu virüs bulaştıysa bakış açınız, evrensel ve kişisel değerleriniz kayacaktır. Size yüklenen bilgiler ile yaşamaya alışır ve tam bir yaşam paradigması içinde yoğurulup gidersiniz. Bir çok insanın olduğu gibi...

İnsan olmanın veriği dört önemli yetiyi kullanmaktan asla vazgeçmeyin.
Şuurumuzu yitirmek hayatımızı yitirmektir.

Herşey bir bayram tadında olsun...

Sevgilerimle,

 
Toplam blog
: 136
: 750
Kayıt tarihi
: 18.02.07
 
 

Devlet Güzel Sanatlar Akademisi mezuniyeti ve askerlik sonrasında başladığım iş hayatım aynı kuru..