- Kategori
- Öykü
Bir Playboyun Günlüğünden 30. ve 31. Bölüm

Ben - Hazır dışarıya çıkmışken gitsek mi diyecekken, Feride bir gencin yardımı ile, bizleri arıyordu, yanında ki gence teşekkür edip gönderdikten sonra da - Nerelerdesiniz? Beni bırakıp gittiğinizi sanmıştım dediğinde Emre, alaycı bir şekilde gülümseyerek - Duyan duymayanda seni tıfıl, bar kapısından hiç girmemiş sanacak ya, deyip bana doğru döndüğünde Ben - Beş dakika musaade et abi, lavaboya gideceğim demiş ve yanlarından ayrılacakken.
Emre kolumdan tutup - Dur beraber gideriz, biraz dişini sık be birader, şu kadını beraberce bertaraf edelim, dediğinde - Tamam abi demiştim. Ayak üstü konuşmalarımızı iyi ki Feridenin yanında yapmamışız dediğimde Emre gülümseyerek - Onun kafası marşa pek basmaz, hele önemli mevzularda, kim bilir? Belki de hayat ona yüzeysel bir eğlenceden ibaret Ergün!
Feride yanımıza geldiğinde; Kadının 180 derecelik dönüşü beni hiç şaşırtmamıştı. Feride umduğumdan da tehlikeli, dişiliğinin altında, egoist ve egosuyla karşısındakini ezmekten çekinmeyip, haz duyan kişiliğe sahipti. Hayattan her istediğini almış bir kadın diye düşünmüştüm. Dışarıda her ikisinin konuşmaları oldukça hararetli geçiyordu, kadın belli ki feleğin çemberinden zorlanmadan kolay yoldan geçenlerdendi. Bir yandan konuşup bir yandan beni kesmesi, hayretime gitmişti, kadınla yıldızım ise hiç ama hiç barışmamış, bana itici gelmişti.
Bir ara Emrenin - Nerelere gittin Ergün, sen burdasın ama ruhunu mu gezdiriyorsun deyip şaka yapması ile toparlanmıştım. Feride - Saatin çok şık, kıyafetler janti, mesleğimi söyle diyorsan da söyleyebilirim? Dediğindeyse ben - Tabi ki, bakalım hangi meslek türünü bana yakıştıracaksın demiştim.
'PLAYBOY' demişti, hemde hiç düşünmeden - Soğuk, kendinden emin ve çekicisin, tecrübesizsin ama bunu belli etmiyorsun, duygusal olabilirsin, belki biraz da sinirli, deneyimlerim sana yol gösterir bundan eminim. Ben - Neden Playboy, başka meslek dalını bana yakıştıramadın mı? dediğimde Neden olmasın, ama sende bir gizem, bir ayrıcalık bir korkaklık hissediyorum, Emre gibi değilsin, seni çözmek güç olsa da, kesin ve net çözerim emin ol yakışıklı! Emre bu sözlerimi duysaydı sence rahatsız olur muydu?
Bence hayır, diyen Feride konuşmasına devam ediyordu. Çünkü Emre hareketlerinde serbest, ölçüsüz ve de geniş karakterli. Bu arada mutlaka benden bahsetmiştir, onun ismini gece alemlerine yazdıran benim delikanlı, deyip gülümsediğinde. Ben- Evet haberim var, ama zamanında onu sepet havasına uğratıp voltalamıssın, ee haliyle sana tavır yapacak, bu kadar da basit dediğimde.
Feride - Hiç kimse, kimsenin tekelinde değil, ben hürüm, istediğime gider, istediğimi de alırım. Ben - Peki, sevgiyi alabilir misin? Dediğimde Feride - Sevgi mi? Bir zaman diliminin, en masum köşesinde beni terk eyleyip gidendi, arasından çeyrek asır geçmiş, 15 de yavuklusuydum sevgili dediğimin ''tarlaya giden su'' yüzünden onu vurmuşlardı Ben - Sorduğum tek cümle, seni derinden vurdu desenize dediğimde, Emre bilir, ona anlatmıştım. Sonra da malum hikaye, yaşlı damat genç kız, vs vs. Yaşım reşit olmadan Adanaya, oradan İzmir, İskenderun ve İstanbul. Karşındaki kadın, yani ben, namus abidesi değilim. Ezilen her kim ise, sonradan '' ezenini eziyor, ve bu böyle sürüp gidiyor. Her namuslu biraz namussuzdur!
Ben küçücük kız iken babam, anneme dert yanıp, - Namussuz Haydar, bak hele birde dinden imandan bahseder, ülen elinden gelse caminin musalla taşını çalacak deyip hayıflanırdı. Düşün deyip devam etmişti Feride - Her yer veya bu camiada herkes dost, Ama aması var, çakallar sıkıştırdığında! En yakınını satanları bilirim. Doğru bir iz sürmeyi ne çok isterdim, ama tanıştığım her yaratık beni insanlığımdan etti dediğinde.
Emre - Herkesin birbirine yakın gibi olsa da hikayeleri farklı, tek birleşilen yer ise maddiyat, sen iyice zom oldun, hadi seni eve bırakalım, yarına telefon eder haberleşiriz, ortaklık teklifine sıcak bakmıyorum ama bilesin dediğinde Feride - Konuşulacak çok şey var, tamam görüşmek üzere deyip kapısının önüne kadar getirmiştik. Feridenin mevzusuna daha ben girmeden Emre, sular seller gibi, onun hakkında neler anlatmamıstı ki.
Kocasını para makinası olarak görüp, biseksüel ilişkilerine ses çıkarmamış. Evli kaldıkları süre zarfında, gerçek evliliklerinin sadece bir kaç yıl sürdüğüymüş. Anladığım kadarıyla da; Feride, kocasının karanlık işlerine göz yuman ''Para gelsin de nereden gelirse gelsin'' diyen gevşek bir kadın paranın esir aldığı, zararlı bir kadın portresiymiş. Aklıma '' Bana arkadaşını söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim '' Deyimi gelmişti. Bazı deyimler, zaman aşımından kendi değerini kaybetse, zaman aşımına uğrasa da, bazıları güncelliğini nice seneler koruyup, daha da katmerleneceği gelmişti, tıpkı bu deyimin güncelliği gibi. Ama karakter farklılığından olsa gerek, kimimizin el kiri olarak gördüğü, kimimizin olmazsa olmazlardan deyip kıymetini doğru yerlerde harcadığı, kimimizin ise, sadece ve sadece kulu olduğu kağıt parçası para!
Uğrunda, kimimize göre de geçmeyen kuruşuna binlerce takla atıldığı! Düzenin çarkları kendiliğinden, benim isteğim dışında işliyorsa, kime kızmalıydım ki? Şimdiye değin olanca mücadele mi vermemiş miydim? Hayata, yaşanmışlıklarıma ve kadere karşı! Benim gibi, hassas yapıya sahip olanlar mı, hayata atılımda zorlanıyor, yoksa konumum itibariyle mi hayata sitemim? Hadi, annemin özellikle de benim üzerimize titreyip, yetiştirme tarzı desem? Ama ablam da o ebeveynin çocuğuydu! Ne bileyim, iki erkek veya, iki kız çocuğu olmuş olsaydık, acaba daha mı farklı olurduk?
Askerlik çağını çoktan atlamış olmama rağmen bu ne duygusallık, keşke sokaklarda misket oynayan bir çocukluğum olaydı! Bize zarar gelmesini istemeyen annemin çocuğu, yani benim şuan da ki durumum! Hala bir cesaretsiz, hala korkak ve hala ne olacağını nereden başlayacağını bilemeyen. Silkelen ve kendini bul, diyen iç sesim beni yine rahatsız ediyor, bazen acımasızlığa soyunan kalbim, bazen utancından kızıla çalıyordu. Korktuğum şeylerin başıma gelmesinden korkuyordum, ama! '' Kır atın yanında duran, ya huyundan, ya da suyundan alır'' Atasözü beni artık rahatsız etmiyordu.
Zamanla insan en olmadık şeylere nasıl da alışıyor. Bu kadar baskılara rağmen Emreyi bırakamadıysam, onun istediklerini ben bir nevi kabul etmemiş olmuyor muydum? Hangi tür bir kalabalığa girsem, gözlerim Emreyi aramıyor muydu? Annemin, ablamın yanına dönmüş olsam! Artık her şeyin aynı düzen gitmeyeceğini biliyordum. Kendimi kör bıçak modundan çıkarmalıydım, çeyrek asırlık yaşımı henüz geçmişken! Yaşanmışlık denilen kaderin beni törpülerken de bileylediğini hissediyordum. Yüzüme, gözlerime bakan, içimde gizlediğim o çocukluğumun keskin nefretini göremezdi, nasıl kamufle ettiğime ben dahi bazen şaşırıyordum. Kendine soru sorma! Kişilik kaybına uğramak bunun adı diyorken! İç sesim; Yahu sen kime celalleniyorsun? Kimin canını yakmak istiyorsan da yak! Ama bu ne annem, ne ablam Dilek ne de dost Güzin olsun.
Psikoloji uzmanlarının neden insanın taa derinlerine, çocukluğuna indiğini şimdi daha iyi anlıyordum. Annem ve ablam tarafından baş kalkıncım olmayan, ama hayatımın körelip battığını akıl malik olduktan sonra anladığım o menfur olay, keşke olmasaydı! Böyle ırz düşmanlarını hadım etmeli ki, ibreti aleme rezil olmalılar! Şayet sağlıklı bir çocukluk dönemi geçiren genç olsaydım, şimdiye kadar belki de bir kaç sevgilim olurdu. Feride bana takılmadan edemiyor, içkiyi su gibi içiyordu. Gözlerimin derinliği sana ne anlatıyor, hadi beni bana anlat Ergün dediğinde; Elbette yerine göre edebiyatta parçalayan dilimim bağı çözülmüştü.
Dinle! ''Ah yüreğimin işlek caddeleri, ne çok gürültün var, siren sesli trafiğinden. Aklım şeceresinde şaşkın, selamsızlar geçidi nankör, tanımadığım yüzlerce yol tıklım, tıklım aklımın dolambaçları sana bir başka kördüğüm''
- Vay diyebilmişti kadın, sadece vay! Kime kördüğüm müşüm, yoksa sana mı? Dediğinde Emre benim yerime - Ne alaka, şiiri yazan, kendinden üç, ama çevresinden onlarca kat duygu katımını ilave eder. - Vakitte ilerliyor ama ortalık durgun demeye kalmadan, dans pisti dans edenlerden nasibini alıyordu. Kadın ayağa kalkarak - Emre dans edelim mi? dediğinde - Ergünle edin deyip topu bana atmıştı, itiraz etmeyip Ferideyi dansa kaldırmıştım. Aman Allahım, sanki kafayı bulan o değilmiş gibi, pistte loş ışığın altında kur yapan bir güvercin edasında kendinden geçmiş, Feride adeta bu atmosferi hareketli ortamlar için yaratılmıştı. Müzikte ellerini boynuma dolayarak slov dans ediyorduk.
Gözlerinin derinliklerinde, yeri doldurulamayan bir acı görmüştüm, Bana - Gördün mü? Dediğinde - Neyi demiştim, Feride ise - Oynama benimle, görmek istediğini demişti, kadın günü birlik ilişkilerinde nasıl bu denli rahat, demiştim. Sana bir şey sorabilir miyim Feride, neden kocanla beraber değilsin, yani aynı evlerde oturmuyorsun? Dediğimde Feride - Bu kadar kibar sormak zorunda değilsin, bizde her iki tarafta özgür yaşar, ha sebebi mi? Sadece birbirimizden sebepleniyoruz, kim mağdur kalmışsa, diğeri onun yardımına koşar, yani pis çetrefilli iş ilişkilerinde! Kocanın seni aldattığını duymuştum Emreden.
O ise - Duymuştun öyle mi? Ben görmüştüm be anam deyip alaycı bir şekilde sırıtmıştı. Yaşım iki otuz olmasa da, tecrübe ayağının kaç yüzüncü şubesini açtım içerimde, lakin uygulamaksa sıfır artı, sıfır. Allah tüm insanların önüne fırsatını çıkarsa da! Demek ki o tarakda bezim yokmuş, boş ver şimdi bunları, dansa devam yakışıklı deyip, daha sıkı yakın markaj dans eder olmuştuk. Kendi kendine bir kez daha söz vermiştim, onun oyuncağı olmayacaktım, kuralsa kuraldı.