- Kategori
- Deneme
Bir şehre bağlanmak

Üzerine şiirler yazılmış, resimlere konu olmuş, şarkılarla dilimize dolanmış şehirler vardır. İnsan bir şehre bağlanır mı bir sevgiliye bağlanır gibi? Onu özler ve kuçaklamak ister mi? Havasını, suyunu farklı kılan nedir bu şehirlerin? ‘İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı’ diyen Orhan Veli’nin duyduğu sesleri şüphesiz İstanbul’da yaşayan herkes onun gibi duyamamış. Bir şehrin sesini duyabilmek için onunla yaşamı paylaşmak, onu her yönüyle adım adım tanımak gerekiyor sanırım. Nasıl gözünüzü kapatınca sevdiğinizin yüzü gözünüzün önüne geliverir, kulağınızda sesi çınlar. Bir şehre bağlanmışsanız her ayrıntısı gözünüzün önünde beliriverir. Bizi o şehre bağlayan nedenler arasında köklerimizin o topraklarda olması da vardır. Şiirlere konu olmuş şehirlere baktığımızda aynı zamanda orasının şairin doğup büyüdüğü şehir olduğunu da görürüz. O şehir geçmişimizin mekanıdır.
İnsan için sanırım bir mekana ait olma önemli. Dar anlamda ev, oda , odamızın devamlı oturduğumuz o köşesi bizim için önemlidir. Geniş mekanları düşünürsek ise yaşadığımız kasaba, şehir, bölge, ülke hatta kıta bizim için bir farklılık ifade eder. Bize ait olan mekan, bizim şehrimiz… O şehri birçok insanla paylaşıyor olmamız önemli değildir yine orası için benim şehrim, benim memleketim demeyi sürdürürüz. Çünkü orada yaşama merhaba demiş, ilk aşkımızı orada yaşamış, ilk kavgamızı orada yapmış, yollarında yürümüş, yağmurunda ıslanmışızdır. Yaşamı, yaşamayı öğrenirken bize tanıklık etmiştir. Artık her sokağını, her taşını bildiğimiz bu şehir de bizi o denli tanımaya başlamıştır ki o, bizim attığımız her adımı bilen şehrimizdir.
Bizim olan her şey gibi güzeldir o şehir. Bu güzelliklerin bazen farkında olarak severiz onu ve her yaşadığımız yeni günde onun yeni güzelliklerini keşfederiz. Tıpkı kadınlar gibi sevilmeyi ve keşfedilmeyi bekler şehirler. Bazen de ondan ayrıldığımız gün onun güzelliğinin farkına varır bir yenisi sevemez oluruz. ‘Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul Görmediğim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer’ Diyen Yahya Kemal için İstanbul şairi derler. O şiirlerinde İstanbul’u övgüye değer bir sevgili gibi över. O tüm güzellikleri ile, tarihi, mimarisi, doğası ile aşık olunan şehirdir. Şair İstanbul doğumlu değildir. Çocukluğu Üsküp’te geçmiş bir Balkan çocuğudur. Şiirlerinde çocukluğunun geçtiği yerlerden de sıkça bahseder ama o İstanbul şairidir. Şiirlere en çok konu olan şehirlerden olan İstanbul aynı zamanda tarihtir, geçmiştir.
Şiire konu olan şehirlerde belki en belirgin özellik bu , tarih. Bursa , Ankara, Edirne, İzmir buram buram tarih değil mi? Bu tarih sadece bir devletin, bir halkın değil aynı zamanda insanın kendine has tarihi. Ahşap konaklarda, yalılarda ya da herhangi bir semtin herhangi bir sokağında yaşanan tarih. Tarihin içine serpilmiş hüzünlü insan hikayeleri ile var o şehirler.Bizi insanın bu hüznü çeker, yaşanmışlıklara tanık eden nesneler çeker . Eski bir kapalı çarşıda alışverişin zevki ile daha dün açılan para tuzağı alışveriş merkezlerinde yapılan alışverişin zevki farklıdır. Girersin içine serin serindir o kapalı çarşı , klimasız ama doğal bir serinlik. Hiç Edirnedeki Arastaya , Ali Paşa çarşına gittiniz mi? Gidenler bilecektir o kapalı çarşıların tarihsel esintisini. Bir şehir tarihi ile çeker bizi kendisine, bir çok şairi çektiği gibi. Şairleri çeken o şehirler bu gün hemen hemen herkesi kendine çekiyor fakat nedenleri farklılaşabiliyor.
Büyük şehirlere akın akın gelen insanların sosyal, ekonomik bir sürü sebepleri olabilir. Bana göre bazıları için özgürlüğü temsil ediyor bu şehirler. İnsan seli içinde fark edilmeden, gizlenmeden, korkusuzca, kendin gibi olmak demek o şehirler. Küçük kasabalarda hep gizlersin kendini ama şehir akıp gider seni fark etmeden. Sen de o selin içinde bir damla su, şehir seni fark etmez ama sen onu sel yapan damlardan biri olmayı sürdürürsün. Mekanlar genişledikçe özgürlüğümüz de artar. Bir okyanusta yüzen balık daha özgür hareket etmez mi? Küçük derelerde yüzenler okyanusları özlemezler mi? Bu bir o kadar da tehlike demektir. İnsan çoğu zaman özgürlüğünü tercih eder, tehlikeyi düşünmeden. Özgürlük kendini kazandırır insana, kendin olarak yaşamaya başlamak, başkalarının gözlerini üstünde hissetmeden şehri yaşamak mutlu eder ve o şehre bağlar bizi. Özgürlüğümüzü veren bu şehir bizim şehrimiz olur. Orada yeni yaşanmışlıklar, yeni yüzler kazandırır, o şehir o yüzlere döner.
Şehirler ışıklı geceleri ile güzel bakımlı bir kadın gibi çeker kendine bizi. Makyajlıdır, küçük hilelerle çirkinliğini gizler. Pırıl pırıl , ışıl ışıl görünür. Renkli ve eğlenceli. Ona bir kere bağlanırsanız bırakmaz sizi alır koynuna. Şehirlerin geceleri güzel olur, gizemli ve tehlikeli. İnsan yaşamında yeni heyecanlar arar, şehir her zaman buna açıktır. Bize öyle davetkar ve büyüleyici bakar. Şehirler şiirlerde genelde kadınlara benzetilir. Bizi şehre çeken şey ile erkeği bir kadına çeken şey aynıdır. Tevfik Fikret ‘Sis’ şiirinde İstanbul’un kimliğinde bir dönemin eleştirisini yaparken ‘Munis, fakat en kirli kadınlar gibi munis, /Üstünde coşan giryelerin hepsine bi-his’ Dizeleri ile onu yine kadına fakat kirli bir kadına benzetmiştir.Tevfik Fikret’in o karamsar hali hep övgülere konu olan İstanbul’u ne hale getirmiştir. Şehirler insanın bakış açısına göre şekil alabiliyor. Tevfik Fikret bunu yaparken yine istanbul’un tarihi geçmişinden esinleniyor. ‘Ey bin kocadan arta kalan bive-i bakir’(bakir dul) dizeleri ile bu şehirde yaşanan çöküntüleri, manevi kirliliği dile getiriyor. Şehirlerin tarihe tanıklık edişleri sanata konu haline geliyor. Bazen kirlenen değerleri de çağrıştıran bu şehirler mimarileri, doğası, insan öyküleri, tarihi, verdiği özgürlük duygusu ile güzelleşiyor gözümüzde. Hangi yönü bizi kendine çekiyorsa ona koşuyoruz. Bazen yaşadığımız şehir bize benziyor, biz ona benzemeye başlıyoruz. Öyle alışıyoruz ona bir tiryakiliğe dönüşüyor, tutku oluyor, özlem oluyor. Kimine göre sadece beton yığını olan şehirlere farklı bakanların göreceği şeyler bunlar. O şehri sadece mekandan ibaret düşünmeyen ona ruh veren ise sanatçılar. O yüzden hiç görmediğimiz bir şehir şairin dizelerinde sevdiriyor bize kendini.
İnsan için sanırım bir mekana ait olma önemli. Dar anlamda ev, oda , odamızın devamlı oturduğumuz o köşesi bizim için önemlidir. Geniş mekanları düşünürsek ise yaşadığımız kasaba, şehir, bölge, ülke hatta kıta bizim için bir farklılık ifade eder. Bize ait olan mekan, bizim şehrimiz… O şehri birçok insanla paylaşıyor olmamız önemli değildir yine orası için benim şehrim, benim memleketim demeyi sürdürürüz. Çünkü orada yaşama merhaba demiş, ilk aşkımızı orada yaşamış, ilk kavgamızı orada yapmış, yollarında yürümüş, yağmurunda ıslanmışızdır. Yaşamı, yaşamayı öğrenirken bize tanıklık etmiştir. Artık her sokağını, her taşını bildiğimiz bu şehir de bizi o denli tanımaya başlamıştır ki o, bizim attığımız her adımı bilen şehrimizdir.
Bizim olan her şey gibi güzeldir o şehir. Bu güzelliklerin bazen farkında olarak severiz onu ve her yaşadığımız yeni günde onun yeni güzelliklerini keşfederiz. Tıpkı kadınlar gibi sevilmeyi ve keşfedilmeyi bekler şehirler. Bazen de ondan ayrıldığımız gün onun güzelliğinin farkına varır bir yenisi sevemez oluruz. ‘Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul Görmediğim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer’ Diyen Yahya Kemal için İstanbul şairi derler. O şiirlerinde İstanbul’u övgüye değer bir sevgili gibi över. O tüm güzellikleri ile, tarihi, mimarisi, doğası ile aşık olunan şehirdir. Şair İstanbul doğumlu değildir. Çocukluğu Üsküp’te geçmiş bir Balkan çocuğudur. Şiirlerinde çocukluğunun geçtiği yerlerden de sıkça bahseder ama o İstanbul şairidir. Şiirlere en çok konu olan şehirlerden olan İstanbul aynı zamanda tarihtir, geçmiştir.
Şiire konu olan şehirlerde belki en belirgin özellik bu , tarih. Bursa , Ankara, Edirne, İzmir buram buram tarih değil mi? Bu tarih sadece bir devletin, bir halkın değil aynı zamanda insanın kendine has tarihi. Ahşap konaklarda, yalılarda ya da herhangi bir semtin herhangi bir sokağında yaşanan tarih. Tarihin içine serpilmiş hüzünlü insan hikayeleri ile var o şehirler.Bizi insanın bu hüznü çeker, yaşanmışlıklara tanık eden nesneler çeker . Eski bir kapalı çarşıda alışverişin zevki ile daha dün açılan para tuzağı alışveriş merkezlerinde yapılan alışverişin zevki farklıdır. Girersin içine serin serindir o kapalı çarşı , klimasız ama doğal bir serinlik. Hiç Edirnedeki Arastaya , Ali Paşa çarşına gittiniz mi? Gidenler bilecektir o kapalı çarşıların tarihsel esintisini. Bir şehir tarihi ile çeker bizi kendisine, bir çok şairi çektiği gibi. Şairleri çeken o şehirler bu gün hemen hemen herkesi kendine çekiyor fakat nedenleri farklılaşabiliyor.
Büyük şehirlere akın akın gelen insanların sosyal, ekonomik bir sürü sebepleri olabilir. Bana göre bazıları için özgürlüğü temsil ediyor bu şehirler. İnsan seli içinde fark edilmeden, gizlenmeden, korkusuzca, kendin gibi olmak demek o şehirler. Küçük kasabalarda hep gizlersin kendini ama şehir akıp gider seni fark etmeden. Sen de o selin içinde bir damla su, şehir seni fark etmez ama sen onu sel yapan damlardan biri olmayı sürdürürsün. Mekanlar genişledikçe özgürlüğümüz de artar. Bir okyanusta yüzen balık daha özgür hareket etmez mi? Küçük derelerde yüzenler okyanusları özlemezler mi? Bu bir o kadar da tehlike demektir. İnsan çoğu zaman özgürlüğünü tercih eder, tehlikeyi düşünmeden. Özgürlük kendini kazandırır insana, kendin olarak yaşamaya başlamak, başkalarının gözlerini üstünde hissetmeden şehri yaşamak mutlu eder ve o şehre bağlar bizi. Özgürlüğümüzü veren bu şehir bizim şehrimiz olur. Orada yeni yaşanmışlıklar, yeni yüzler kazandırır, o şehir o yüzlere döner.
Şehirler ışıklı geceleri ile güzel bakımlı bir kadın gibi çeker kendine bizi. Makyajlıdır, küçük hilelerle çirkinliğini gizler. Pırıl pırıl , ışıl ışıl görünür. Renkli ve eğlenceli. Ona bir kere bağlanırsanız bırakmaz sizi alır koynuna. Şehirlerin geceleri güzel olur, gizemli ve tehlikeli. İnsan yaşamında yeni heyecanlar arar, şehir her zaman buna açıktır. Bize öyle davetkar ve büyüleyici bakar. Şehirler şiirlerde genelde kadınlara benzetilir. Bizi şehre çeken şey ile erkeği bir kadına çeken şey aynıdır. Tevfik Fikret ‘Sis’ şiirinde İstanbul’un kimliğinde bir dönemin eleştirisini yaparken ‘Munis, fakat en kirli kadınlar gibi munis, /Üstünde coşan giryelerin hepsine bi-his’ Dizeleri ile onu yine kadına fakat kirli bir kadına benzetmiştir.Tevfik Fikret’in o karamsar hali hep övgülere konu olan İstanbul’u ne hale getirmiştir. Şehirler insanın bakış açısına göre şekil alabiliyor. Tevfik Fikret bunu yaparken yine istanbul’un tarihi geçmişinden esinleniyor. ‘Ey bin kocadan arta kalan bive-i bakir’(bakir dul) dizeleri ile bu şehirde yaşanan çöküntüleri, manevi kirliliği dile getiriyor. Şehirlerin tarihe tanıklık edişleri sanata konu haline geliyor. Bazen kirlenen değerleri de çağrıştıran bu şehirler mimarileri, doğası, insan öyküleri, tarihi, verdiği özgürlük duygusu ile güzelleşiyor gözümüzde. Hangi yönü bizi kendine çekiyorsa ona koşuyoruz. Bazen yaşadığımız şehir bize benziyor, biz ona benzemeye başlıyoruz. Öyle alışıyoruz ona bir tiryakiliğe dönüşüyor, tutku oluyor, özlem oluyor. Kimine göre sadece beton yığını olan şehirlere farklı bakanların göreceği şeyler bunlar. O şehri sadece mekandan ibaret düşünmeyen ona ruh veren ise sanatçılar. O yüzden hiç görmediğimiz bir şehir şairin dizelerinde sevdiriyor bize kendini.