- Kategori
- Futbol
Biri Fatih Terim'e 'one minute' desin

Yıllarca Brezilya'yı destekleyen, Brezilya Dünya Kupası'nı alınca kendi almış gibi sevinen halkımızın artık yeni bir favorisi var: Ispanya.
Ne yalan söyleyeyim, benim de rüya takımım. Yıllardır her turnuvada, şampiyon olmasını dileyip de hayal kırıklığına uğradığım, Euro2008'de birlikte final oynamamızı arzuladığım, Türkiye'nin elenmesine rağmen, kupayı kazandığında teselli ikramiyesi olarak gördüğüm, gönül bağım olan takım.
Zaten hiç kimsenin rüya takımı İtalya olmaz, Yunanistan olmaz, hatta Almanya bile olmaz. Varsa yoksa göze hoş gelen futbol. Bol pas yapan, oyunu kontrolünde tutan, rakibi yoran, mutlaka birden fazla gol atmayı amaçlayan hücüm takımıdır bu ülkenin rüya takımı. Bunun nedenini kendi karakterimizde aramak lazım, bu ülkenin futbol karakterinde kati suretle savunma yapmak yok, olmadı, hiçbir zaman savunmayı ön planda tuttuğumuz maçlarda başarılı olamadık. Amacımız hep kendimizi de İspanya tipi futbol oynayanlara benzetmek oldu, hep bu futbolcular sivrildi, prim yaptı. Belki de bu yüzdendir İspanya'ya öykünmemiz, bu yüzdendir bizi yenen tüm takımlara gıcık olmamıza rağmen, İspanya'yı havalimanında şenliklerle karşılamamız.
Çarşamba akşamı İspanya ile oynayacağımız maç, sadece bir 'puan maçı' değil, herhangi bir 'turnuva maçı' değil, bir final değil, her şeyin ötesinde çok büyük bir 'prestij' maçı. Eğer yenilirsek, beklenen olacak diyemeyiz, Dünya Kupası iddiasından çok uzaklaşmakla kalmayacağız, dünyanın şu an 1 numarası da olsa, 4 gün arayla bir takıma iki kez yenilmemiz Euro 2008'de oluşturduğumuz karizmamızı feci halde çizecek.
Beklenen olduysa Cumartesi günü Bernabeu Stadı'nda oynanan maçta olmuştur, Türkiye deplasmanda İspanya'yı yenecek dense, kimse inanmazdı, beraberlik bile beklenmiyordu ki iddia maç oranlarını 1.20/4.00/9.00 olarak belirlemişti. Ama kazanabilir miydik? Çok iyi oynamasak da evet, kazanabilirdik. İlk 30 dakikada bulduğumuz 3 net pozisyondan biri mutlaka golle sonuçlansaydı.. Başarılı defansın hakkı bu değildi. Maalesef diğer futbolcularımız defanstakiler kadar yüreğini koymadı sahaya. Eğer maçın yıldızını arıyorsak, neden çıktığı tartışılan Arda ve Semih'ten çok, geri dörtlüyü görmemiz lazım. Gökhan Gönül, Emre Aşık, Hakan Balta ve İbrahim Üzülmez. İspanya'ya çok az pozisyon verdiler, David Villa neredeyse uyudu maç boyunca. Ama Türkiye'nin çıkarabileceği en iyi defans dörtlüsü bu mu olmalıydı?
Ligimizde onlarca stoper varken stoper olmayan bir futbolcudan stoper yaratmak, ancak Fatih Terim gibi 'dediğim dedik, çaldığım düdük' bir hocanın yapabileceği bir şeydi. Son haftaların en başarılı ismi İbrahim Toraman'ı kadroya almayıp sol bekten stoper yaratmak, gerçekten Fatih Terim'e özgü bir inat. Maalesef, Milli Takım hocası, Milli Takımı ligdeki herhangi bir kulüp takımı gibi yönetiyor. Bazı futbolculara sonuna kadar kapanan kapılar, bazı futbolculara ardına kadar açık. Takımında oynamayan, oynasa da performans gösteremeyen futbolcuları kayıtsız şartsız alıyor ve takıma koyuyor. 'Ceketimi koysam yine seçilirim' diyen futbolcu neden kasıp da kendini yorsun? Neden çalışsın, çabalasın? Bazı futbolcuların sadece rüyasında görebildiği Milli Takım forması bazı kişilerin ise resmen tekelinde. Gel de bu kişilerden performans bekle.
Geçmiş zamanlarda, Hakan Şükür'ün kulübü bile yokken Milli Takıma'a alınmasını soran gazetecilere dönemin Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, 'onun takımı Milli Takım' demişti. Herhalde takımdaki bazı futbolcuların takımı da Milli Takım. Aylardır oynamamış İbrahim Kaş, Fransa'daki çoğu maçında yedek bekleyen Mevlüt Erdinç, geleceğin yıldızı olarak gösterilen ve sonrasında parlamayan Nuri Şahin, Fenerbahçe'de senenin yarısında oynamayıp, kalan yarısında da sahada kavga eden Emre Belözoğlu. Gol yediğinde takıma bakıyorsun, yedekten girip de takımı ateşleyecek oyuncu yok, sadece Sabri var, onu da maçın sonunda oyuna alıyorsun. Sonra da 'hadi koçum'larla , 'hadi oğlum'larla , bol gazla İspanya'ya karşı maç kazanmaya çalışıyorsun.
Biri artık Fatih Terim'e 'one minute' demeli! Bir laf vardır, 'ne kadar ekmek, o kadar köfte' diye. Takımın kondisyonu yerlerdeyken, o takımdan 90 dakika İspanya gibi rakibi yoran bir takıma karşı aslanlar gibi mücadele etmelerini bekleyemezsiniz. Takım 60. dakikadan sonra oyundan düştü, Tuncay, Nihat, Mehmet Aurelio korkunç derecede pas hatası yapmaya başladı. Bunun sebebi golün getirdiği demotivasyon asla değildi, yenilen golün takımımızı demotive etmediğini Euro2008'den biliyoruz. Bunun sebebi nefesimizin İspanya'ya yetmemesi idi. Yarınki maçta , bu dediklerimin hepsini afiyetle yemek için neler vermezdim...
Gerçekten bir mucize olsun da, şaşırayım istiyorum. İlk maçtaki ilk 30 dakikalık performansı tüm maça yayalım istiyorum. 1-0 olsun, bizim olsun istiyorum :)
İspanya'yı yenmek, sadece bizim değil, tüm dünyanın rüyası şu an.. Rüya takımı yenme rüyam gerçek olsun istiyorum..
Ne yalan söyleyeyim, benim de rüya takımım. Yıllardır her turnuvada, şampiyon olmasını dileyip de hayal kırıklığına uğradığım, Euro2008'de birlikte final oynamamızı arzuladığım, Türkiye'nin elenmesine rağmen, kupayı kazandığında teselli ikramiyesi olarak gördüğüm, gönül bağım olan takım.
Zaten hiç kimsenin rüya takımı İtalya olmaz, Yunanistan olmaz, hatta Almanya bile olmaz. Varsa yoksa göze hoş gelen futbol. Bol pas yapan, oyunu kontrolünde tutan, rakibi yoran, mutlaka birden fazla gol atmayı amaçlayan hücüm takımıdır bu ülkenin rüya takımı. Bunun nedenini kendi karakterimizde aramak lazım, bu ülkenin futbol karakterinde kati suretle savunma yapmak yok, olmadı, hiçbir zaman savunmayı ön planda tuttuğumuz maçlarda başarılı olamadık. Amacımız hep kendimizi de İspanya tipi futbol oynayanlara benzetmek oldu, hep bu futbolcular sivrildi, prim yaptı. Belki de bu yüzdendir İspanya'ya öykünmemiz, bu yüzdendir bizi yenen tüm takımlara gıcık olmamıza rağmen, İspanya'yı havalimanında şenliklerle karşılamamız.
Çarşamba akşamı İspanya ile oynayacağımız maç, sadece bir 'puan maçı' değil, herhangi bir 'turnuva maçı' değil, bir final değil, her şeyin ötesinde çok büyük bir 'prestij' maçı. Eğer yenilirsek, beklenen olacak diyemeyiz, Dünya Kupası iddiasından çok uzaklaşmakla kalmayacağız, dünyanın şu an 1 numarası da olsa, 4 gün arayla bir takıma iki kez yenilmemiz Euro 2008'de oluşturduğumuz karizmamızı feci halde çizecek.
Beklenen olduysa Cumartesi günü Bernabeu Stadı'nda oynanan maçta olmuştur, Türkiye deplasmanda İspanya'yı yenecek dense, kimse inanmazdı, beraberlik bile beklenmiyordu ki iddia maç oranlarını 1.20/4.00/9.00 olarak belirlemişti. Ama kazanabilir miydik? Çok iyi oynamasak da evet, kazanabilirdik. İlk 30 dakikada bulduğumuz 3 net pozisyondan biri mutlaka golle sonuçlansaydı.. Başarılı defansın hakkı bu değildi. Maalesef diğer futbolcularımız defanstakiler kadar yüreğini koymadı sahaya. Eğer maçın yıldızını arıyorsak, neden çıktığı tartışılan Arda ve Semih'ten çok, geri dörtlüyü görmemiz lazım. Gökhan Gönül, Emre Aşık, Hakan Balta ve İbrahim Üzülmez. İspanya'ya çok az pozisyon verdiler, David Villa neredeyse uyudu maç boyunca. Ama Türkiye'nin çıkarabileceği en iyi defans dörtlüsü bu mu olmalıydı?
Ligimizde onlarca stoper varken stoper olmayan bir futbolcudan stoper yaratmak, ancak Fatih Terim gibi 'dediğim dedik, çaldığım düdük' bir hocanın yapabileceği bir şeydi. Son haftaların en başarılı ismi İbrahim Toraman'ı kadroya almayıp sol bekten stoper yaratmak, gerçekten Fatih Terim'e özgü bir inat. Maalesef, Milli Takım hocası, Milli Takımı ligdeki herhangi bir kulüp takımı gibi yönetiyor. Bazı futbolculara sonuna kadar kapanan kapılar, bazı futbolculara ardına kadar açık. Takımında oynamayan, oynasa da performans gösteremeyen futbolcuları kayıtsız şartsız alıyor ve takıma koyuyor. 'Ceketimi koysam yine seçilirim' diyen futbolcu neden kasıp da kendini yorsun? Neden çalışsın, çabalasın? Bazı futbolcuların sadece rüyasında görebildiği Milli Takım forması bazı kişilerin ise resmen tekelinde. Gel de bu kişilerden performans bekle.
Geçmiş zamanlarda, Hakan Şükür'ün kulübü bile yokken Milli Takıma'a alınmasını soran gazetecilere dönemin Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, 'onun takımı Milli Takım' demişti. Herhalde takımdaki bazı futbolcuların takımı da Milli Takım. Aylardır oynamamış İbrahim Kaş, Fransa'daki çoğu maçında yedek bekleyen Mevlüt Erdinç, geleceğin yıldızı olarak gösterilen ve sonrasında parlamayan Nuri Şahin, Fenerbahçe'de senenin yarısında oynamayıp, kalan yarısında da sahada kavga eden Emre Belözoğlu. Gol yediğinde takıma bakıyorsun, yedekten girip de takımı ateşleyecek oyuncu yok, sadece Sabri var, onu da maçın sonunda oyuna alıyorsun. Sonra da 'hadi koçum'larla , 'hadi oğlum'larla , bol gazla İspanya'ya karşı maç kazanmaya çalışıyorsun.
Biri artık Fatih Terim'e 'one minute' demeli! Bir laf vardır, 'ne kadar ekmek, o kadar köfte' diye. Takımın kondisyonu yerlerdeyken, o takımdan 90 dakika İspanya gibi rakibi yoran bir takıma karşı aslanlar gibi mücadele etmelerini bekleyemezsiniz. Takım 60. dakikadan sonra oyundan düştü, Tuncay, Nihat, Mehmet Aurelio korkunç derecede pas hatası yapmaya başladı. Bunun sebebi golün getirdiği demotivasyon asla değildi, yenilen golün takımımızı demotive etmediğini Euro2008'den biliyoruz. Bunun sebebi nefesimizin İspanya'ya yetmemesi idi. Yarınki maçta , bu dediklerimin hepsini afiyetle yemek için neler vermezdim...
Gerçekten bir mucize olsun da, şaşırayım istiyorum. İlk maçtaki ilk 30 dakikalık performansı tüm maça yayalım istiyorum. 1-0 olsun, bizim olsun istiyorum :)
İspanya'yı yenmek, sadece bizim değil, tüm dünyanın rüyası şu an.. Rüya takımı yenme rüyam gerçek olsun istiyorum..
Bu blog Milliyet.com.tr sitesinden 76 kez görüntülenmiştir