- Kategori
- Güncel
Biyolojik Savaşlar ve Kaybedenleri

İnsanın kendi anatomisi ile ilgili şüphesiz hiçbir çağda günümüzdeki kadar inatçı olmamıştı. O savaşın nedeni kendimize kazandırılan aşırı güven duygusu, ya da başkalarından daha fazla şeylere sahip olabilme duygusu mu yoksa arz edilen tüketim malzemelerine daha fazla sahip olmamız için yaratılan bilinçli talep açlığı mı ya da hepsi birden mi doğrusu karar veremedim.
Başlık ne söylüyor yazıda neler var diyenler olacaktır. Aslında ben kendimde de açıkça farkına vardığım ama çoğu insanın kendi biyolojisi ile kıran kırana bir savaş içerisinde olduğu ve aslında belki de buna hiç gerek yokken kendini fazla, daha fazla hırpaladığını anlamış olmamdan olabilir diye düşünüyorum. Ergenlikte başlar biyolojiyle mücadele, ömür boyu anlamsızca devam eder. Uykudan beslenme alışkanlıklarına, tüketim alışkanlıklarından cinsel hayata kadar birçok konuda mücadele devam eder.
İşte insanın kendi biyolojisi ile ilgili savaşlardan bazıları;
Biyolojik yapı artık ergen olmuştur, üremeye heveslidir hazırdır ama en sorumsuzlar üreme konusunda hiçbir sorumluluk duymaz, gerekirse dünyaya getirdikleri çocukları başkalarına baktırmak, terk etmek de dâhil hemen hiçbir sorumluluk duymazken, daha da ileri gidip, bir genç kızı iğfal edip hamile bırakma sorumsuzluğu neticesinde boynu bükük yeniyetme anneler, sahipsiz çocuklar umurlarında olmaz, biyolojik ihtiyaçlarını tatmin ederken, sorumluluk duygusu gelişmiş olanları ise bekleyen uzunca bir süre okul ve eğitim, iş hayatı kariyer basamakları derken belki de sağlıklı çocuk dünyaya getirme yaşını da geçmeleridir. Ne yaman çelişki değil mi? Biyolojik ihtiyaçlarını doğrudan tatmin edenler ile biyolojik ihtiyaçlarını sınırlayan her türlü kural ve kaideye uyanlar (din ve örflere uygun olarak kendilerini sınırlandıranlar)
Aslında temelde biyolojik yapıyla mücadele etmek suretiyle kendini sınırlandırmak mı yoksa sınırlandırmamak mı değerli bu konuda biyolojik yapıya ihanet edercesine kendini sınırlandıranlar “iyi” biyolojik ihtiyaçlarının peşinden gidenler “çok kötü” biyolojik ihtiyaçlarının peşinden dengeli bir şekilde gidenler ideal olabilir.
Acıkınca ye, uykun gelince uyu, uykun yoksa uyumaya zorlama, mide tokken daha da doldurmaya uğraşma, yorulunca dinlen, olmuyorsa zorlama, bu ve buna benzer birçok fikir günümüzde ne yazık ki geçerliliğini yitirmiş kavramlardır.
Günümüzden elli yıl önce birçok köyde elektrik yoktu, dolayısıyla buzdolabı, televizyon, dört saat süren diziler de yoktu. Gaz yağlı fenerler veya ispirtolu fenerlerin yakıtları da her zaman bulunabilir şeyler değildi. İnsanların bundan elli yıl önce saat on ikiyi bekleyenlerinin sayısı herhalde şimdiki zamanla kıyaslanınca biyolojik saati gelince erkenden uyuyan, erkenden uyanan insanlar toplumu iken şimdi sınırları zorlayan, zorlamaya çalışan insanlar olduk. Bu bir nev-i toplumda bireylerin kendi biyolojik yapılarıyla mücadeleye tutuşmalarına neden oldu. Buna biyolojik savaş dediğimizde insan hayatının her evresinde, her tüketim aracı için fazladan daha fazladan enerji üretme girişimi denemeleri yapılması zorunluluğu ortaya çıkıyor. Aslında uzun yola çıkan ancak iyi uyuyamadığı için, uyuklayan tır şoförünün uyarıcı ilaçlar alması ile cinsel açıdan sağlıklı olmadığı ve yaşı da ilerlediği halde uyarıcı alan erkek, aslında yaşı yine bundan elli yıl önce nine denecek yaşta olmasına rağmen erkekler tarafından daha arzulanır olabilmek için, bıçak altına yatan kadın dahi bir derece anlaşılabilirse de insanoğlu biyolojik açıdan tükenmişliğine parası ile çözümler bulmak için para kazanmak zengin olmak zorundalığını ve tekrar o uğurda tekrar kendini harap ettiği için yine biyolojik yapısına zarar verdiğini belki görebiliyordur.
Talepler yaratılan arzların topluma, toplumdaki bireylere önce kabullendirilmesi, kabullenilmesi zor ise reklamlar, arkadaş çevresi, burada yazılamamış akla hayale gelmeyen yöntemlerle kişilerin edindikleri alışkanlıklar talep doğururken, o talebin arz ile dengelenmesi bu süreçte insan hayatının bu arz-talep dengesinde daha fazla daha da fazla tatmin ve tüketim krallığı yarışını kısa mesafe bayrak yarışı gibi bir mücadeleye çevirdiğinden gerçekte insanlar kendi kendileriyle biyolojik savaş halindedirler.
Bu savaşın kazananı ve kaybedeni aslında alenen belli olmasına rağmen birçokları bu uğurda hemen her gün hayatını, onurunu kaybetmeye, insan olduğunu unutmaya devam ediyor. Unuttuğu insanlığını, doymak bilmeyen tüketim arzını tatmin edebilmek için kılıktan kılığa girmeye, zamanın prim yapan nesnesi neyse ona dönüşme zorunluluğun hissediyor. Bu dönüşümlerle önce kendisine olan özsaygısını yitiren insan o tarihten sonra kimyasal posalara dönüşüyor.
Elbette bu arz-talep ve tatmin üzerine yazılacak çok şey var. Çoğu da edepli konular olmamakla beraber yüksek edebi dille süslenerek yazılsa belki daha iyi anlaşılırdı ancak o zaman da yazı çok uzar, böyle bir konu hacimce büyük bir esere sığdırılabilirdi.
Kısaca hayattan birkaç örnekle açıklamaya çalışayım. Olay Ankara’da geçiyor, olayın tanığı bir taksici anlatıyor. Gencecik bir kız on dört on beş yaşında. Anne babası ilkokul veya en fazla ortaokul mezunu taşradan gelmişler. Baba zar zor ailesini geçindirecek kadar para kazanabiliyor ve çocuğu yani genç kızı birileri sentetik uyuşturucuya alıştırıyorlar. Taksici bundan bir yıl önce kızın durumunu şöyle anlatıyordu. Kız sokakta yaşıyor, anne babası eve alıp götürüyor, ancak kız tekrar kaçıyor. Uyuşturucunun etkisinde sızan bu körpe insanlar tekrar uyuşturucu parası kazanmak için yapması gerekenleri yaptıktan sonra tekrar sızıyor ve bu süreç bu şekilde devam ediyor duruyor. Bu uç örnek dozaj açısından sert bir örnek olabilir. Ancak bir sigara tiryakisi de düşük dozlu olmakla beraber aynı işi yapıyor. Bu örnekler farkında olanlar için o kadar çok ki…
Mesele neyi almaya çalıştığımızdan çok neyi biyolojik ihtiyaçlarımız, gerçek ihtiyaçlar olduğu için ve bilinçli almaya çalıştığımız ve almaya çalıştığımız şeyler karşısında ne verdiğimiz veya vermeye çalıştığımızdır. Neticede gecenin şu saatinde bu yazıyı yazmaya çalışıyor ve uykusuz kalıyorsam (bu arada saat: 00:17) ve bunun için uykusuz kalıyorsam biyolojik ihtiyaçlarımı öteliyor ve kendi göz kapaklarımla bir mücadele ederek bunu başarıyorum ve vücudum ise bana isyan ediyor ise bu isyan ola ki bir gün isyanı bir üst seviyeye taşıyacak.