- Kategori
- Sosyoloji
Biz insanlar...
Acil haller dışında, çok uzak olmayan mesafelere yürüyerek gider gelirim. Gözgöze geldiğim insanlara, yaşlılara, hacı makamlı ak sakallı emmilere, avurtları çökmüş helal lokma kazanıp yiyen masumlara mutlaka selam veririrm. Selam verdiğim insanlar, selamımı alırlar ve bir an duraklayıp yüzüme bakar; kendilerine birşey sormamı beklerler. Selam verdim ama, kendilerinden ne istiyorum acaba?!.. Kendilerinden, bilmediğim bir yere, bir adrese, bir semte nasıl gideceğimi sormamı beklerler. Hatta selam verdiklerimden bazıları, selamımı alır, durur ve "Buyur, bir şey mi diyeceksin, bir şey mi soracaksın?" derler. Ben de:
-Sizlere sadece selam verdim, derim...
Demek ki, başta inancımızın, sonra da insanlığımızın gereği olan selamı bile, bir insana, işimiz düşünce veriyoruz.
Ya bir adres sormak için, ya çakmağı var mı diye, ya da garibanızdır darda kalmışızdır az miktar para istemek için selam veririz...
Selam verdiklerimden, özellikle hacı makamlı ak sakallı emmiler; selamımı, öyle bir huşu ile alırlar ki, selamıma karşılık verip çok da dua ederler... İçlerinden ellerini öpmek istediklerim de olur, ama çoğu ellerini de öptürmezler. "Bu el, öpülecek el mi ki?!.." diyenler olur....
Biz insanlar....
Kimileri bizim için dosttur; kimileri için de biz dostuz!..
Gerçek dost; her ne sebeple olursa olsun darda kaldığımızda yanımızda olandır. Biz de, açmazlarla boğuşup duran dostumuzun yanında olmalıyız...
Biz insanlar için neler yazılmadı ki, neler söylenmedi ki?!.. Tarihin tekerrür etmesi de dahildir, bu söylenenlere; atasözleri de, özdeyişler de, deyimler de, söylenceler de, yazılmış bütün kitaplar da... hepsi biz insanlar için.
Belli bir yaşa gelmiş ve oratalama geliri olan biriysek, zaman zaman bizden borç para isteyenler olur. Her isteyene, değişik bir yokluk masalı uydurup, bizden para isteyene, çoğu kez borç para vermeyiz. Oysa doğru olanı söylesek çok daha iyi olur. Mesela:
-Param var, ama sana güvenmiyorum; kusura bakma sana para veremem.
-Ben tüccarım, benden sık sık borç para isteyenler oluyor; sen de bunlardan birisin. Sen dahil olmak üzere, benden borç para isteyenlere para verirsem, sermayesiz kalırım, işimi kaybederim.
-Benim kimseye borç vermeme prensibim var, sen de duymuş ol!.. Ama istersen sana az miktar sadaka verebiliim.
Biz insanlar...
Dostlarımıza yemeğe gideriz... Çok da iyi ağırlanırız... Evin hanımı mutfakla yemek odası arasında mekik dokur. Hatta evin beyi:
-Getir hele Hanım, daha ne varsa getir... Kayınvalidemin köyden yolladığı turşudan da getir...
İzzet, ikram, içten sevgi fevkalededir...
Konuğu olduğumuz evden gülücüklerle ayrılırız... Ancak eve gidince de dedikodusunu yaparız; az önce yiyip, içip, sevgilerine mazhar kaldığımız o mert ailenin...
Biz insanlar...
Çocuğumuz, komşunun çocuğu ile akrandır, aynı sınıfa geçmişler. Okumaya düşkünler... Bizler de iyi okusunlar diye hep destek oluyoruz. Ne var ki, komşunun çocuğu daha başarılı oluyor... Ne yaparız? Komşumuzun çocuğunu kıskanmaya başlarız...
Yeni aldığımız arabamızla, hiç gitmediğimiz eş dostlar da dahil, misafirliğe gideriz...
Lüks bir ev alırız, mobilyadır, oturma gurubudur, mutfaktır, çocuk odasıdır baştan aşağı eşya ile doldurur; evimizi adeta mobilya mağazasına dönüştürürüz...
Biz insanlar; hep başkalarını tanımayı prensip ediniriz. Evlatlarımıza, eşimize, dostumuza da bunu tavsiye ederiz; ama kendimizi tanımayı hiç akıl etmeyiz...
"Başkalarına güvenilmez!.."
İyi de, acaba biz güvenilir biri miyiz?!..
"O yalancının teki!.."
Peki ya biz!..
Neler söylemeyiz ki, insanlara, en berbat nitelemelerle!..
Oysa en başta; kendimizi iyi adam, has adam, doğru adam, namuslu adam, adil adam... etmeliyiz.
Düşenin elinden tutan olmalıyız!..
Biz; iyiliğin, merhametin, doğruluğun, onurun, cesaretin, mertliğin... merkezi olalım yeter ki, bütün doğru insanlar yanımızda olur. Eğriler de düzelir...
Biz insanların aynası, bizi tanıyan doğru insanlardır; o insanların hakkımızdaki yargıları çoğu kez bizizdir.
"İnsanları iyi tanıyın; her insanı fena bilip kötülemeyin, her insanı da iyi bilip övmeyin." (Mevlana)