Biz kimiz? / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Kasım '13

 
Kategori
Siyaset
 

Biz kimiz?

Biz kimiz?
 

Gösteri ve protesto vazgeçilmez bir haktır.


Durup dururken nereden çıktı, bu soru diye sormayın. Başbakanımız ne zaman  eline mikrofonu alsa başlıyor anlatmaya, sonra anlattıklarına karşı olanların olduğunu belirtiyor ve onları kendi seçmenlerine bir güzel şikâyet ediyor. Ardından kendisine karşı olanları itibarsızlaştırma çabasına girerek soruyor: “SİZ KİMSİNİZ YAV! SİZ KİM OLUYORSUNUZ?” Başbakan bu soruyu o kadar çok sordu ki, ister istemez ben de bir kimlik arayışı içine girdim.

Biz kimiz? Biz, Başbakan ve ekibinin değiştiğine inanan ve onun milli görüş gömleğini üzerinden çıkardığını düşünen necip Türk Milletine ait bireyleriz. Birçoğumuz gerçekten inanmıştık, onların gömlek değiştirdiklerine, çünkü söz vermişlerdi.  Kasımpaşalılıkla övünüyorlardı. Kasımpaşalılar delikanlı olur diyorlardı. Delikanlılık dendiğinde bizim için akan sular durur. Biz, delikanlılığı ve delikanlıları çok severiz, o sebepten sandıklara koştuk, o sandıkları AKP’ye verilen oylarla doldurduk.

Kim olduğumuz konusundaki arayışlarım elbette ki bu kadarcık açıklamayla sınırlı değil. Bu konuda başka verilere de ulaştım. Biz,  bir an önce AB’ye girip zenginleşeceğimize, Avrupa’da ayak basılmadık ülke bırakmayacağımıza inandırılmış sınıfsız, imtiyazsız bir kitleydik, ilk başlarda. Bu fikre, yaşlısı genci; kadını erkeği; okumuşu okumamışı; zengini fakiri; sağcısı solcusuyla hepimiz inanmıştık; ama yanılmıştık. İşin ilginci yanıldığımızı bile anlayamamıştık.  Davos’ta Başbakanımız, “Bir daha Davos’a gelmem!” dediğinde, bu kelamın, Avrupa kapılarının necip Türk Milletinin yüzüne bir daha açılmamak üzere kapatılması anlamına geldiğini bir türlü anlayamamıştık. Onun yerine, şunu anlamıştık: Başbakanımız, Dünyayı sözleriyle dize getiren karizmatik bir liderdir. Velhasıl, biz, onun ustalığına iman etmişlerdendik. Hepimiz mi öyleydik? Tabi ki hayır! Ama gerçek olan şu ki; hepimiz olmasa da bir yarımız kesin inanmışlık içindeyken, diğer yarımız, “Evet, belki olabilir, vaat edilenler gerçek olabilir” yanılsaması içine düşmüştük. İşte biz, belki olabilir diye düşünüp bu yüzden umut kapısını kapatmamış olanlarız.

Umut, ne kadar güzel bir sözcük… Aslında biz, umut ekilen; fakat bir türlü umudun hasadının yapılamadığı toprakların çocuklarıyız. Belki de bu nedenle elinde umut şırıngasını taşıyan herkese kolumuzu sıyırıp açıyoruz, ondan sonra verdiğimiz kolu gerçekten geri alamıyoruz; çünkü umutlarımız kangrene dönüşüyor. Biz, AKP’nin umutlarını kangrene çevirdiği insanlardan başkası değiliz aslında.

Demokrasiyi çok özleyen, onun azıyla yetinmeyen bizler, “ileri demokrasi” lafını duyunca bir coştuk ki öyle böyle değil. Özgürlük bulutlarının yağmur bırakmadığı, bu nedenle demokrasi çölüne dönen bu topraklarda ileri demokrasi vahalarının oluştuğuna inananlar, gördükleri şeyin bir serap olduğunu nasıl fark edeceklerdi ki? Sonuç itibarıyla biz, demokrasi çölünde ileri demokrasi vahasını arayanlarız.

Biz, defalarca yanılmamıza rağmen yanılmadığımıza inanan ve her seferinde bu kez farklı olacak diyenleriz.

İçimizde yanıldığını anlayanlar ve bu nedenle de hesap sormaya kalkanlarda oldu kuşkusuz. İşte o zaman koptu, kızılca kıyamet. Başbakan, kendisinden, hükümetinden hesap sormaya kalkanlara anında karşılık verdi. “SİZ KİMSİNİZ?” Ardından bir saptamada bulundu. “Bu millet kararını verdi.” Bu cümleyle Başbakan kendisine oy verenleri millet olarak kabul etti; kendisine oy vermeyenleri, sıklıkla, “SİZ KİMSİNİZ?” diye sorduklarını ise millet olarak kabul etmedi.

Biz, Başbakanın her gün farklı şekilde kategorize ettiği, bir takım çevrelere hedef gösterdiği insanlarız. Gezi Parkındaki üç beş çapulcuyduk, biz. Tiyatroların, opera ve balelerin kapatılmasına karşı çıkan üç beş marjinaliz. Daha dün Ankara Kızılay Meydanında özgürlük aradığı için kafası kırılan; gözü, dudağı patlatılan öğretmenleriz. Atılan savaş çığlıklarını, barış ve kardeşlik türküleriyle bastırmaya çalışan, barış istediği için terörist ilan edilen ve bu nedenle hapishanelere tıkılan gençleriz. Kızlı erkekli, ama her koşulda, “bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” yaşayan üniversitelileriz.

Kim olduğumuz konusunda doğrusunu söylemek gerekirse biz de her gün yeni bir şey öğreniyoruz. İçeride her türlü horlamaya layık görülen, buna karşı dışarıda eylemlerimize methiyeler düzülenleriz biz. Dışişleri Bakanımız, daha geçenlerde Gezi Parkı protestolarını Avrupa’ya anlatırken öve öve bitirememişti, bizi. 

Biz,  hiçbir zaman iktidar nimetlerinden yararlanmayı düşünmeyenleriz. Nedense her zaman halkımıza karşı bir sorumluluğumuz olduğunu düşünenleriz. O halk ki, eline geçen ilk fırsatta bizleri linç etmeye kalktığında bile, “Hata bizde, biz kendimizi yeteri kadar anlatamadık” diyenleriz. Onları kandırmaya çalışmayan, elbet bir gün bizi anlarlar diye düşünenleriz. İşte biz, anlaşılmayan, daha doğrusu anlaşılmak istenmeyenleriz. Çünkü biz, ağlamayı bilmeyenleriz. Darağacına giderken bile arkasında kalanları teselli edecek kadar yürekli olanlarız, biz. Ama siz, bizlerin kocaman yüreklerinden yazılan devrimci destanları bizden önce sahiplenecek kadar pişkin olanlarsınız.

Sizden öncekiler, daha on yedisindekileri darağacına gönderdiklerinde, vicdanlarını, “asmayalım da besleyelim mi” diye temizliyorlardı. Şimdi siz, onlar için gözyaşı döküyormuş gibi görünüp yirmiye merhaba diyenlerin kanını akıtıyorsunuz. Asıl sorması gerekenler biziz, “SİZ KİMSİNİZ?” Neden, bizi örseliyorsunuz, ötekileştiriyorsunuz, dövüp hırpalıyor, deliklere tıkıyorsunuz? Neden, bu işte bir yanlışlık var dediğimizde bizi öldürmeye kalkıyor, hatta öldürüyorsunuz? Biliyor musunuz? Sizin öldürdükleriniz için de ileride yine sizin gibi iktidar sahipleri çıkıp gözyaşı dökecekler.

Biz, iktidar savaşları adı verilen oyunda bırakın başrolü, yardımcı oyuncu, hatta figüran, hadi onu da geçtik izleyici bile olmaya layık görülmeyen , “millet, devlet içindir” anlayışını tersine çevirmeye çalışan, onun yerine, “devlet millet içindir” anlayışını egemen kılmak isteyen “yorgun demokratlarız”

Bilemiyorum, yeterince anlatabildim mi kim olduğumuzu?

Biz, gerçekten, ama gerçekten yorgun demokratlarız.

Yorgunuz; ama yılgın değiliz.

Hakkınızı teslim etmek gerekirse, bizi yeterince yordunuz, ama bir türlü yıldıramadınız, işte biz böyle bir anlayışın ve mücadelenin sahipleriyiz.

 
Toplam blog
: 22
: 501
Kayıt tarihi
: 26.01.08
 
 

Ben,"bir şey biliyorum, hiçbir şey bilmediğimi."Ben, bilimin en büyük yol gösterici olduğuna inan..