- Kategori
- Deneme
Bize Bilimin Önderliğinde Çok Güçlü Bir Hikaye Gerekiyor 1

Osmanlı bir imparatorluktu. Belki de savaşanlara avantaj sağlamayan tek İmparatorluk Osmanlıydı denilebilir. Öyle ki, ticaret Rumlar ve Yahudilerde, zanaatın Ermenilerin tekelinde olduğu bir İmparatorlukta Türkler ve Müslüman tebaa zaman zaman sorun çıkaran bir gruptur. Çünkü beyler himayesinde olan Türkler devlet yönetiminden tutun da ticaretten, sanayiye birçok konuda dışlanmıştı. Bunu kabul etmek için gerekli nedenler var.
Öncelikle Türkler Yıldırım Beyazıd ile Timur’un Ankara Savaşında Osmanlı’nın kaybetmesinin en önemli nedeni Türk Beylerinin gruplar halinde kendileri ile aynı dili konuşan ve Yıldırım Beyazid’den daha fazla Türk ve Türk’e yakın olmasıydı. Tarihi kaynaklar; Yıldırım Beyazıd’ın yanında Hırvat askerlerin kaldığını ve Türklerin Timur’un yanına geçtiğinden savaşın kaydedildiğini söyler. Ne derece doğrudur bilinmez ancak Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim arasında da aynı durumun yaşandığını, Şah İsmail’in de çok iyi bir kaçak güreş yapan bir pehlivan gibi Yavuz Sultan Selim’le oynadığını söylüyor. Şah İsmail bir yandan bunu yaparken diğer yandan casusları Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle Anadolu yakasında cirit attığını söylemeye gerek yok. Casusların etkisinde kalan birçok Türk ve Türkmen’in Anadolu’da zaman zaman Celali İsyanlarına neden olduğu ve Osmanlı’nın ordusunu uzunca bir süre meşgul ettiği biliniyor. Tüm bunların da etkisiyle halihazırda liderlik iddiası olan birçok beyliği himayesine almış, belki de zamanın şartlarına göre yok etmiş bir Osmanlıya yine en büyük düşmanlığın diğer Türk Boylarından olması doğal karşılanabilirdi. Aynı şekilde söz konusu beylikleri sindirmek, yok etmek için lisanın, diyalogun yeterli gelmediği durumlarda kafalarının ezilmiş olması sürpriz değildir. Yani Osmanlıyı kuran Kayı Boyu gibi başka boylardan da gelenler ve liderlik iddiasında olanların olmasından doğal ne olabilir ki? Türkler tarih boyu bir nevi şu anda uygulanmakta olan İngiliz tip sistemi tercih ettiler. Bu cümleye itirazlar olabileceğini tahmin ettiğim için; Beyler, boyların ortak kararları ile alınan kararlar uygulanırdı. İngiltere’de de sıradan insanların yanı sıra üst sınıf özellikle kararlarda belirleyicidir, o karar vericiler de “Lordlar Kamarasıdır.” Şekil itibariyle aynı olmasa da mantık aşağı yukarı aynıdır: Uzmanlık gerektiren kararlar sıradan insanların eline verilmeyecek kadar önemli ve değerlidir. Sıradan insan bilginin derinliklerine sahip olmayabilir, gerekli eğitimden ve tecrübeden olayların gerçek içeriğinden de yoksun olabilirler. Bu durumda karar vermeleri de anlık, günlük ihtiyaçlarını göz önüne alarak karar verebilirler ki, bu durumda sağlıklı karar veremeyebilirler. Belki bu konu düşünülmüş, belki de daha önemli nedenler vardır ki, yürüyen en sağlıklı sistemlerden biri olması üzerinde dikkatle inceleme yapmaya değer bir durum olduğuna işaret ediyor.
Osmanlı’nın sonlarına doğru özellikle Avrupa’nın Sanayi Devrimi gibi; şu anda dünyanın ekonomik ve sosyal sistemin alt yapısını atarken Osmanlı İmparatorluğu bu duruma ayak uyduramasa da uzun yıllar Avrupa’daki devletlere direnebilmiştir. Buraya kadar yazılanlar zaten herkesin bildiği şeyler zaten.
Osmanlı güçten düşünce Kanuni zamanında Avrupa’yı bölmek üzere Fransızlara verilen imtiyazlar Fransızların Osmanlılarla ilişkileri daha sonraki zaman dilimlerinde Balkanlarda ayaklanmanın fitilini sürekli yanık tutarken, Osmanlıyı içten kuşatan sözde aydınlar sınıfını da “tercüme odası” ile içten de kuşatıyordu. Kısa sürede bu sürece İngilizler ve Ruslar da katıldılar. Süreç sınırda karışıklık yarat, içten yık, azınlıkları azdır, dini kullan ajanlar vasıtasıyla sahte İslam âlimleri yaratmak da buna dâhildir.
Tarihçilerin bir kısmının yozlaşmış, dini kaynakları, bilimi kendi tekelinde gören dini önderlerin etkileyemediği Osmanlı yeni aydını Avrupa’ya gönderilen öğrenciler vasıtasıyla olması, Avrupa’da özellikle “Fransız Devrimi” Yüz yıl süren din savaşları, (Protestanlar ve Katolikler arasında uzun yıllar süren savaşlar) Avrupa’da din ile bilim arasındaki mücadelenin kimi tarihçilere göre bilimin kazanması sonucu, dinin tahakkümü altından çıkan insanların özel teşebbüsler oluşturmaları vs. Din, kuşkusuz önemlidir, “İslam Dini” de biz Müslümanlara göre en son dindir. Diğer Hak dinler bozulmaya uğradığından İslam’ı biz Müslümanlar en son ve Hak dinler olarak görürüz. Ancak Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve dört halife sonrası fetih hareketleri çok kısa zaman sonra Müslümanların kendi içlerinde derin görüş ayrılıklarına neden olunmuş, tekrardan iç savaşlar başlamıştır. Kuzey Afrika ve İspanya, Suudi Arabistan-Suriye-İran-Mısır-Irak Anadolu bölgesinde yoğunlaşan iç mücadeleler birçok mezhebi de vücuda getirmiştir. Yapısı ve etnik kimliği sürekli değişen hareketler. Şimdi İslam tarihini bilenlerin birçoğu bunları olmadı diyemez, demeyecektir. Bu konuda da benim aslında üstatların sözlerinin üzerine söz söylemek son derece zor bir konu. İç mücadeleleri çok daha iyi algılayabilmek için “İspanya’daki Endülüs Medeniyeti’nin” kuruluş yükseliş yükselişin durması ve yıkılıp yok olması aynı süreçten “Osmanlı İmparatorluğu’nun” da geçmesi aslında bunların İslami nitelikte olması bakımından önemli dersler ihtiva ederken, diğer devletlerden alınacak dersler de az değildir. Dünya üzerinde sonsuza kadar bir medeniyet yoktur. Dini yapısı, ırkları ne olursa olsun, hiçbir medeniyet sonsuza kadar devam edemedi. İşin tuhafı bir medeniyet, iç mücadelelere düştükten sonra bir aslan sürüsünü çakal sürüsünün avlaması gibi avlayıverdi.
Sonuç itibariyle Abdülhamit Han zamanına gelindi ve kimi tarihçilere göre süreci durduramasa da bir süre durdurmayı başaran 2. Abdülhamit bir askeri darbeyle görevinden uzaklaştırıldı.