​ Bizim solculuğumuz insan sevgisine dayanmalıdır -5 / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '08

 
Kategori
Siyaset
 

Bizim solculuğumuz insan sevgisine dayanmalıdır -5

Türkiye solunun tarihsel gelişimi için Anadolu Devrimi en büyük dönemeçtir. Kul iken birey tebaa iken toplum ve ümmet iken bir millet doğmuş, o devrimin sonrasında kadın-erkek eşitliği, eğitimde halkçı programlar, köyden başlayan ve kent periferini sınai yapılarla donatan, demirden ve denizden yolların açıldığı bir dinamik çağdır ki içine yüzyılların ihmal edilmişliğini aşan başarımlar sığdırılmıştır. “Yurtta ve Dünyada Barış”ı dileyen ve karma ekonomik model ile kapitalizmin ve sosyalizmin kapanını kıran, emperyalizm karşıtlığıyla iddialı, onurlu, tutarlı bir ulusal ve everensel yapıttır.

Demokrasinin altyapısı “kanla, irfanla” oluşturulmuştur. O devrimin kurucu siyasal örgütü CHP, çok partili yaşama geçende sırasıyla; “ortanın solu”, “sosyal demokrasi” ve son açılımını “demokratik sol”u (aynı zamanda Partileştiren) üç söylemi türetmiştir. 12 Eylül sonrasında bu izleğin devamlılığı iddiasıyla HP, SODEP ve nihayet Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) yapılandırılmış ve ama 80 öncesine göre merkez sol siyaset iki ana kutupta belirmiştir: Sayın Ecevit ve kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanların Parti(leri).

Siyasetin genel ve yerel oy başarımıyla ölçülmesi üzerinden, adını andığımız yapılara 1978 ve 1989 (ilki Ecevitli CHP’nin merkezdeki, ikincisi Erdal İnönülü SHP’nin yereldeki) seçimleri bir yana, sağa oranla üstünlük atfedemeyiz. Denilebilir ki; Türkiye’de sol hükümet olabilir ama iktidar olamamaktadır.. Bunun nedenleri çoktur. Ancak önemli bir kırılma 27 Mayıs’ta DP’nin- sonrasından yine solun ve demokrasinin önünü açacak ve ileri dinamikleri olan- Ordu müdahalesiyle iktidardan indirilmesi sonrasında giderek solun sağ sağın sol gibi okunmasının da etkisi çoktur.

Solun düşünsel öncülüğünü semizlendiren Kadro ve Yön hareketleri ile bir ölçüde ve kendince Fikir Kulüpleri, tarımın, yatırımlar programlarının, bütçe toplama ve dağıtma olanaklarının genellikle sağ anlayışın elinde kaldığı dönemlerde, ‘sol/demokrat’ insan kaynaklarını güçlendirememiş; yozlaşmış bir kültür atmosferinde düşünen beyinlerini esirgemeyen sistem önce halkçıyı sonra gerçek milliyetçiyi ve ama her zaman özde emperyalist karşıtı olanı ezen bir ödüllendirme ve cezalandırma düzeneğini yaratmıştır.

Türkiye gibi geliriyle, geçimiyle, ortalama değer yargılarıyla yığınların sosyal demokrat seçmen tercihleri göstermesi beklenen bir ülkede sol kendisini iktidara taşıyamıyorsa bunda, kendi yanılgıları kadar, ekonomik sömürünün kutsal ritüellerle devamlılığının ve tek kutuplu dünyada yerel aidiyet duygularının sosyalliği parçalayıcı etkisinin önemine işaret etmek gerekir.

Öte yandan iktisadi bilincin -büyük ölçüde sol hükümet dönemlerinde gerçek kılınan sendikal haklara karşın- toplumda tam olarak geliştiği söylenemez. Üreten kesimlerin siyasal tercihlerini iktisadi sınıf çıkarı üzerine inşa etmekteki zorlukları bilinen bir gerçekliktir. Aksak kapitalizm içinde ilk kalkanın ilk yol alması ise kaçınılmazdır. Sermaye bu anlamda örgütlenme etkinliğini değilse de etkileme yarı çapını sendikaların, emek dünyasının belli kesimlerinin içine kadar genişletmiştir.

Bu ortam ve koşullarda Büyük ya da Genişletilmiş Ortadoğu Projesine gerçekten karşı çıkacak mevcut ve merkezi bir yapının varlığı çok tartışılır. Yarım ekmek solculuğu ya da tatlı su solculuğu odur ki dün toprak reformunu savunmada içtenliksiz bu gün emeği ve ulusal devleti savunmada –görev savsaklaması içinde- işlevsizdir. Ekmek ile demokrasinin ilişkisini kuramayan ve iktisadi çıkarı yeni gelişmeleri de kapsayacak şekilde topluma ekonomik demokrasi projesini sunamayan sola “sol” demek, bu topraklarda bu davaya gerçekten omuz veren kişilerin anısına en azından saygısızlık etmektir.

Türkiye’de merkez sol CHP olsun, DSP olsun gerçekten halka inmekte, halkla bütünleşmekte güçlükler içindedirler. Sayın (rahmetli) Ecevit ve Sayın Baykal iş başına geldiklerinde buldukları kadar bir parti içi demokrasiyi yaşatamamışlardır. Bu konuda özellikle Sayın Baykal’ın CHP’yi adeta kendisi yoktan var etmiş gibi davranması çok ilginçtir. Küçülen, içine büzülen; kitlelerle bağ kuramayan ve yeni seçmenlerin gönüllerini bağlayamadığı sol, kısır çekişmelerden süzülerek kendi yok ediciliğini hazırlar. Öyle de olmaktadır.

Son yıllarda temsil noktalarına aday olarak teklif edilenlerin ezici çoğunluğu halkı ezen kesimlerin içinden gelmişlerdir. Rastlantıyla güçlükler içinden gelen kimileri ise tez elden içinden çıktıkları kesimlerden kendilerini ayrıştırmışlardır. Ulusal ve evrensel sol kültürü özümsemeyenler, seçkinci, halka tepeden bakan, güçlüklerin çözümünü sistemin reflekslerine tevdi ederek gerçek devrimciliği ve ilerlemeciliğin zorluğuna katlanamayan kimselerdir. Bu tutumun ve tavrın yüzünden de merkez sol halkçılığı dincilere, milliyetçiliği ırkçılara kaptırmıştır.

Sanırım, Türkiye merkez solunun yönetim kadroları büyük ölçüde dünyayı okumak ve ülkemizi anlamak meselesine mesai vermemektedirler. Eğer böyle bir gayretleri varsa durum daha da vahimdir çünkü o zaman ülkeyi de dünyayı da anlamakta ve açıklamakta ciddi sorunları olduğu düşünülebilir. Burada bir not ekleyerek, kimi değerli siyaset adamlarını tenzih ettiğimi belirtmek ve örgütsel emekçilerin tümünü de ne büyük ömür emekleri verdiklerinin bilinciyle ve onlardan biri olarak daim bir sevgi ve saygıyla selamladığımı bu arkadaşlarımızın, büyüklerimizin, kardeşlerimizin de haklarını sakınmak adına bu yukarıdaki tespitleri yaptığımı anımsatmak isterim.

O arada emperyalizme karşıt olmayan, Kemalizme saygı duymayan, demokrasi ve halk egemenliğini en yüksekte tutmayan, emeği yüce değer bilmeyen, şu yoksulluğu, yolsuzluğu görmeyen sola ne kadar sol denir takdir halkımızındır.

İnsancıl Sol anlayış, sosyal piyasa ekonomisine, halk egemenliğine ve demokrasi kültürüne dayalı ulusal gelişme- sosyal küreselleşme diyen, geliri, geçimi ve gönenç düzeyi yüksek, devleti de toplumu da güçlü bir Türkiye ideali kadar, Dünya’da barış, demokrasi ve kalkınma dileklerini gerçekleştirecek yeni bir uluslararası ekonomik ve siyasal işleyiş sistemi teklifine de inanır.

 
Toplam blog
: 374
: 491
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Merhaba! Toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel olgularla ulusal ve evrensel düzlemde ilgilenme..