- Kategori
- Blog
Blog' cular follukta ne ararlar?

'' RESİM: Çeşemealtı' ında sabah...' Muzaffer Cellek arşivinden
& Milliyet Internet’te blogcuların folluk folluk dolaşıp yumurta arandıklarını, belli yerlerde bloglarını kontrol için turlayanların, böylelikle blog yayınlarını kontrol ettiklerini, güne folluklardan başladığını, blohglarını bulamayanların ise: ‘ Bu gün tavuk yumurtlamamış’ diye , '' Bile bile '' hüzünlendiklerini,
& Baharın geldiğini, eskiden Manisa’ daki camilerden atılan mesir macunu ile anlayıp sevindiğimizi, aynı sevinci, sağ olsun Milliyet Internetimizin de bizlere yaşattığını, zira ‘Mesir Macunu’ bloğunun, her follukta karşımıza çıktığından beri, içimizin dışımızın bahar olduğunu,
& Blogların, el değmeden makinelerle seçildiğinin, idaremizin söylendiğini, bu yolla ‘Viegralı Mesir Macunu’ bloğunun da otomatik olarak seçilip yayına sık sık konulmasından, işbu makinenin, viegralı macunu çok sevdiğinin anlaşıldığını,
& Şimdi, Milliyet Internet’in altlarında yayınlanan 4-5 adet blog yazılarının, yeni bir usulle saatte bir otomatikman değiştirildiğini,
& Büyükada sevdalısı, simit saraylarının gözdesi, simit tost uzmanı bir bayan blogcu’muzun ‘Alârm’ verdiğini, blog’larda soğuk rüzgarların estiğinden bahisle, blog heveslerinin kırıldığını söylediğini,
& Blogcu’larımızda ‘ Çok yorum yaparsan’ çok yorum alır, okunursun’ fetvasında bulunan saygı değerler olduğunu, halbuki: Çok porsiyon yorum yapanların, tıklarını artırdıkları, az porsiyonların ise tıknefes kaldıkları savı’nın, geçer akçe olmayacağını hala anlayamayanların bulunduğunu, bunu, kendi yorum sayılarının çokluğuna bakarak söylediğini zannettiğimizi,
& ‘Sev ki, sevilesin!’ formülünün blogculukta geçer akçe olmadığını, alınan yorum adedinin ‘Ölçü’ sayılamayacağını bilmemekte ısrar edip, ahkâm kesenlerin de olduğunu,
& Devamla: Eğer bayansanız, sinekten yağ çıkarırcasına, orasını, burasını kurcalaya kurcalaya, sineği de doğduğuna pişman edercesine yorumlara maruz kalındığını,
& Misâl olarak da, sineğin yağını çıkarırcasına anatomisini yorumlarında bir bir neşterlediklerini, ‘ Sinekten nasıl yağ çıkarılır, hangi ana yöntemler kullanılır. El değmeden nasıl paketlenir, nerelere sevk edilir. Hangi derde deva olur. Sinekler rüya görür mü?, horlar mı? Sevinçleri, hüzünleri nelerdir? Sinek milletiyle hangi uluslar mücadelede ön plandadır?’ dediğimizde çok abarttığımızı söyleyenlerin bulunduğunu,
& Ahbap –çavuş ilişkileri, sen bana, ben sana, gibi danışıklı dövüşmelerle, hatır senedi gibi yorum döşeyenleri de bildiğimizi,
& Bütün dünya bloglarında erkeklerin, hanımlara yaptığı yorum fazlalığının bizdeki gibi mi olduğuna dair şüphelerim olduğu için, bu durumu pas geçtiğimi, ve de bu durumun; Her halde, kadın erkek ilişkilerindeki, sosyal olgunlukla orantılı olduğunu düşündüğümüzü,
& Bloğumuzda, başka bloglar’da da, yukarıdakine benzeyen ayak izlerinin, bizi, bu olgulara götürdüğünü, yoksa kimsenin ineğinin altına bakmağa da, hacet zaten kalmadığını,
& Bir saygıdeğer arkadaşımızın başlattığı ‘ Blog yazarları Derneği’ kurulması fikrinin, çoğunlukla müspet karşılanacağını, zira kriz dönemlerinden geçen yazı hayatımızı da etkilediğini, önlem olarak topluca, penguenler gibi bir araya gelerek birbirimize sokulmanın zamanının geldiği ve geçtiğini,
& Bloglar, başka örneklerde olduğu gibi temelli kapansa da böylelikle herkes kendi testisini kendisinin yapacağını, kulpunu da kendisinin takacağının anlaşıldığını, yerine yeni siteler açarak blogculuğa devam edebileceklerini,
& Şimdiki halde dernekleşilirse; Tekzip’ten, intihal’den, telif’ten, hakaretten, korunup, adli yardım alınabileceğini,
& İcabında Türkiye dört bölgeye ayrılarak, oradakilerin de dernekleşebileceği, sonradan hepsinin ‘Konfederasyon’ halinde bir çatı altında toplanabileceği,
& Konfederasyon Ana’nın çok saygın olacağı, ‘ Ana beni eversene ‘ diye de kapıya geleceklerin de olabileceğini,
& Konfederasyon olarak yaza çize kokereçi AB’ ye kabul ettirileceğine muhakkak nazarı ile bakmamız lazım geldiğini, Brükselin Konfederasyonumuza bir sandalye ayırmasının da kuvvetle muhtemel olduğunu
& Bloğumuzda alternatifi bulunmayan bir blogcumuzun, kendisine gelen yorumların cevabını vermemekle ünlenip, şöhretini taşlara vurduğunu
& Aynı şahsın bu konuda sorulan soru ile hareket tarzını ilk defa açıklayarak ‘ Yorumları yayımlarım. Cevap vermem. Bu benim tarzımdır’ dediğini,
& ‘Yorum konusunda titiz fikirleri olan bu arkadaşımız, ayrıca da savunma yaparak: ‘ Gelen yorumu yayına almamak hakkım var. Yayına alıyorsam, değer verdiğim anlaşılmış olur. Yorumlara klasik cevaplar vermeyi, yeğlemiyorum. Tercihim budur’ dediğini,
& Bu kıymetli arkadaşımızın tercihine saygılı olduğumuzu, dip not düşerek: ‘ Yorum adetim değildir. Adamına göre cevap verilir!’ diye yazsaydı, bu polemeğe luzum kalmazdı diyeceğimizi, o öksüz bırakılan yorumların, sahibinin başında Demoklesin Kılıncı gibi her daim sallanacağının da bizim altını çizdiğimizi ve ‘ Ört ki, ölem!’ dediğimizi,
& Durun, daha bitmedi, dediğimizi ve İzmirli bir bloggerin adı geçenin sayfasına şunları yazdığını: ‘ Merakımdan soracağım. Siz MB’ da editörlük de yapıyor musunuz? Yapıyorsanız bana gıcık olan, devamlı zorluk çıkaran, yazılarımı arkalara iten, geç kalmasına sebep olan siz misiniz? Ne hastalığımda ‘Geçmiş olsun’ dediniz ne de yorumlarıma cevap verdiniz, ne de yazıma yorum yapıyorsunuz. Bana gıcık olan sizseniz sebebini öğrenebilir miyim?’ dediğini,
& Diğerinin ise, ‘Ben güvenilir üye değilim. Önerdiler ama, istemedim.’ Diye cevap vererek, arkadaşımızın hışmından kurtulduğunu,
& Aynı şahsın, övgülere, sövgülere, hatırını soranlara, müşküllerini anlatanlara, yılbaşı, bayram, özel gün tanımayıp, kutlamalara dahi cevapsız bırakan, atlıya eşekliye selam dahi vermeyen bu arkadaşımıza ancak şaşabildiğimizi,
& Bu ‘Cici Çocuk’ olgusunun kaldırılmasını dilediğimizi, yazdığımız yazıların ana sayfadaki ‘yaşam’ hayatını kısalttıklarını, peş peşe onar dakika ara ile ‘ Şak’ diye araya girerek, yazımızı tepe taklak sayfadan düşürdüklerini, kendilerinden, öbür dünyada da davacı olacağımızı,
& MB’un bulunduğu İstanbul ile, Muzaffer Cellek’in bulunduğu İzmir’de, bilgisayarın monitörleri arasındaki saat farkının 16 dakika 64 saniye olduğunu, bu farkın, ‘Blog gir’ le başladığını, yazıyı yolladıktan sonra aynı göstergenin farkı bu şekilde kırmızı yazı ile işaretlediğini, bu durumda İstanbul’un ileride olduğunu,
& Blog’a yazı girerken ve yollarken , arada tastamamına 15.76 dakikalık monitörümüzde ileri fark oluştuğunu, işin sırrını bir bilen varsa soralım dediğimizi, bunu en iyi, MB. İdaremizin bilebileceğini,
BİLİYOR MUYDUNUZ ?